05.09.2021, 20:10

İmara açılırsa...

"Tohum ek, vermezse toprak utansın" der sevgili Necip Fazıl Kısakürek... 
Ah ki ne ah... 
Anadolu topraklarımız, yüzyıllardır üzerinde yaşadığımız verimli topraklar artık bir bir imara açılarak betona teslim ediliyor. Çok üzülüyorum.
Ne olduğu belirsiz tohumlara teslim ediliyor çok üzülüyorum.
İlaçlara teslim ediliyor çok üzülüyorum. Yangınla yok ediliyor kahroluyorum.
Topraklarımızda yetişen çok kıymetli bitkilerimiz ve de tohumlarımız git gide yok ediliyor. Hoyratça ve son yangınlarla da zarar gören alanlarımız oldukça fazlalaştı. Arılarımız, ağaçlarımız, endemik bitki örtümüz.
Kayboluyor. Kayboluyor. Kayboluyor.
*
Topraklarımız hazinemiz. Bitki floramız ve toprağımızın yapısı hazinemiz.
Domateslerimiz, salatalıklarımız, kavunlarımız, artık yavaş yavaş yok olma eşiğinde.
Bölgeye özel daha birçok sebze, meyve yok olma eşiğinde.
Sonunda ne toprak, ne tohum kalacak elimizde. 
Uyanmalıyız.
Bu kıymetli tohumlarımızı neden bozdular bunu bilmeli ve uyanmalıyız.
Ardında saklanan imar oyunları ise bunun tuzu biberi.
Var olan topraklar zaten hibrit tohumlarla ilaçlarla zehirlenirken, arta kalanlar ise betona teslim edilerek her şey altüst ediliyor.
*
Betona yaşamaya mahkûm edildiğiniz için mutsuzsunuz.
Doğadan koptuğunuz için mutsuzsunuz.
Tadını alamadığımız ‘transgen tohumlar’ yüzünden mutsuzsunuz.
Bu tercihin sebebi cehalet ve mahkûmiyet değil midir?
Hala görmüyor musunuz?
*
Bir Kızılderili Atasözü vardır.
Der ki; İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir.
Bilen mi var ilgilenen mi var umursayan mı var?
Var olan eldeki fidanı dikmek değildir marifet. Marifet koruyabilmektir.
*
Haldır haldır bina dikiyoruz. Üstelik dayanıksız binalar.
Oraya, buraya, dere yataklarına plansız programsız. Sadece bina yapmak için.
Bu toprakların iki düşmanı var bana göre zehir ve beton.
Basıyoruz zehri. Dikiyoruz betonu. Utanması gereken doğa mı size sel verdi diye. İnsan mı?
Siz söyleyin.
*
Umarım yanan bölgelerimizde beton görmeyiz.
Umarım imar imar diye çıldıranları, rantçıları, madencileri o civarlarda görmeyiz.
Umarım. Umarım...
Ancak sonuç olarak hepimizin korkusu bu yerlerin imara açılması. 
Betona teslim edilmesi.
Otel rantçılarının, doymayanların, maden avcılarının eline düşmesi.
*
Kıymetli tohumlarımız yok oluyor görmeniz gerek artık.
Ekolojik yaşamın maalesef gerçek çeşitliliğinin kaybolmasına neden olunacak görmeniz gerek.
Doğal denge bozulduğu için de birçok böcek türü arı de yok oldu gitti. Görmeniz gerek.
Diktiğiniz gökdelenleri camla donatmanız sera etkisini arttırıyor görmeniz gerek.
Birde sizin bu aç gözlülüğünüz yüzenden dünya tatsız tuzsuz oldu bunu da görmeniz gerek.
*
Nedir bu imar sevdası? Nedir bu kıyı doldurma sevdası? 
Endüstri bölgesi kurma sevdası?
HES sevdası...
Nedir bu betonlaşma sevgisi?
Nedir bu kıyılardan, ağaçlardan istediğiniz? Toprağını, suyunu, havasını, dağını bozarsak, çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl bir miras bırakırız?
Eğer bu imara açılma durdurulmaz ise ağaçlar katledilip yerine villa diken, otel diken rantçılar artacak. Parayı veren düdüğünü çalacak.
Kendinize gelin artık yorgunuz. İsteksiz ve mutsuzuz.
*
Ve şunu da bilin ki; yanan bölgeleri imara açan yanan her bir canlının vebalini taşır.
Her bir ahın üstüne ev yapar.
Her bir acının üstüne dünya kurar.
Ama elbet o dünya da yıkılır...

Dip notlar;
Zulüm...
Öyle bir dönemdeyiz ki, insan utanmalı toprağa, doğaya, ekosisteme bu zulmü yaşattığı için.
Utanın ektiğiniz tohumdan.
Toprak size karşılıksız sunuyor peki siz ne sunuyorsunuz? Biz ne veriyoruz?
Sevgisizlik. Zehir. Hibrit tohum
Toprak yağmurun kıymetini yağmadığında anlar.
İnsanlık da elindeki toprak yok olduğunda anlayacak bu kıymeti anlaşılan.
Bir gerçek var ki, yeryüzü insanı yormuyor, insan yeryüzünü yoruyor.
Üzüyor. Bitiriyor, tüketiyor. İnsanoğlu her şeyi yok edip, kül ediyor.
Anadır doğurandır toprak. Toprak ana sizin anneniz değil mi? Sizde onun kuyusunu kazanlarsınız.

Seçim...
Paulo Coelho der ki:
“Her insan yaşamda iki yoldan birini seçebilir; inşa etmek, ya da toprağı ekmek. İnşa etmeyi seçenin işi yılarca sürebilir. Ama günün birinde yaptıkları inşaat biter. O zaman kendilerini kendi ördükleri duvarların içine hapsettiklerini görürler. İnşaat durunca yaşam anlamını yitirir. Diğerleri ise toprağı ekerler, fırtınalara mevsimlerin getirdiği bütün çetin koşullara göğüs gererler ve hemen hemen hiç dinlenmezler. Ama yapının tersine, bahçenin gelişip büyümesi hiç bitmez. Bahçe bahçıvanın sürekli ilgisini, dikkatini, bakımını gerektirirken bir yandan da yaşamını büyük bir serüvene dönüştürür. Bahçıvanlar her zaman birbirlerini tanırlar; çünkü her bitkinin tarihçesinde bütün Dünya’nın gelişiminin yattığını bilirler.”

Mutlu kalın.

Fıkra; 
Temel, turistik bir otelde resepsiyon memurudur. Görevde iken dahili telefon çalar, belli ki odalarda kalan turistlerden biri bir şeyler istemektedir. 
Telefonu açan Temel: ‘Okey sör, yes sör… Vıy mösyö’ derken yanıtının doğruluğunu da başını ‘evet’ anlamında sallıyordu. Uzun süren konuşma sonunda telefonu kapatan Temel yanındaki yabancı dil bilen arkadaşından rica etti: – Yahu, ya bak bakalum, 420’deki turist ne isteyi.

Günün sözü; “Biz, aradığımız şeyiz. O, her zaman orada ve eğer ona vakit ayırırsak kendisini bize bilinir kılar.” Thomas Merton


 

Yorumlar