Gamze Cantürk'ün 8 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Biri bir yer arıyor

Biri bir dost.

Dostunu bulan yer de bulacak,

Yer bulan yalnız oturacak…  Gamze Cantürk

Medeniyetin tam ortasındayız ama gittikçe köleleşiyoruz.

İnançlarımız, dinlerimiz falan hikaye… Kapitalizm biz insanoğlunu öyle bir hale getirdi ki hayatımız boyunca uğruna çalıştığımız; eşyaların, malların, paranın kölesi olduk.

Maneviyatımızı, değerlerimizi bu uğurda harcar olduk. Üstelik de şikayet etmedik. Belki de edemedik.

Tarihte yaşanmış çeşitli toplumsal trajık olaylar var. Hafızamız öyle zayıf ki yaşanılanlardan ders alamadık. Psikolojik denekler olarak birilerinin kurduğu düzeni severek kabullendik.

Bu yüzyılda tüm insanlar birleşti, ürettikleri şeylere tapıyorlar. İşin komik yanı da hala dinlerden bahsediyorlar. Dinler kapital silah olmuş, bizler de oyuncak…

Bir yazıya denk geldim geçenlerde. O yıllarda yaşanılanlar düşüncelerime ışık tutuyor.

Gerçek, yaşanılan bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.

“1979 yılında, Brezilyalı çiftçi Genésio Ferreira da Silva Serra Pelada bölgesinde kendi arazisinde altın buluyor. Bulduğu altının büyük bir rezervin parçası olup olmadığını anlamak için de bir jeologla anlaşıyor.

Jeolog çalışmalarını sürdürmekteyken, bir çocuğun da aynı bölgedeki nehirde yüzerken 6 gr altınla karşılaştığı bilgisi kulaktan kulağa hızla yayılıyor. Aynı hafta içinde Serra Pelada’ya, Brezilya’nın kuzeydoğusundaki dünyanın en büyük ama aynı zamanda en tehlikeli açık hava altın madenine binlerce kişi bir umudun peşinden akın akın gitmeye başlıyor. İlk gidenler büyük miktarlarda altın buluyorlar. En büyüğü 6.8 kg olan 1980 yılındaki piyasa değeriyle 108 bin dolar eden altının çıkarıldığı bilgisi daha fazla insanı bölgeye çekiyor.

Aralarında işçiler, üniversiteliler, meslek sahipleri de olmak üzere her kesimden insan var. Madende 35 gün geçiren ve orada yaşanan bütün hikayeleri belgeleyen fotoğrafçı Sebastião Salgado: “Zamanın başlangıcına geri dönmüştüm. Neredeyse altının bu insanların ruhuna fısıldayışını duyuyordum” diye anlatır hislerini. Her kişiye 6 metrekare kazma alanı düşen madende, çalışan kişi yukarı çıkardığı iki çuvaldan birini kendine ayırıyor, diğerini ise arazi sahibine veriyor.

İsteyen herkesin gidip çalışabildiği altın madeninde kölelik değil, gönüllü bir çalışma sistemi var. İşçinin kendine seçtiği çuvalın içinden altın çıkıp çıkmaması ise tamamen şansa bağlı. Bu umut, onları günde 50–60 kere merdivenleri inip çıkan, gönüllü kölelere çeviriyor.

Bu durum: “Onların köle olduğu izlenimini ediniyorsunuz. Ama orada bir tane bile köle yoktu. Onlar sadece zengin olma fikrinin kölesiydi.” diye özetliyor fotoğrafçı Salgado.

Madende işçilere satılan en pahalı şey ise su imiş - neredeyse altın değerinde - ve maden sahibince satılıyormuş... Zengin olanların haberini duyanlar burada çalışmaya koşmuş.

Çıplak Dağ anlamındaki bu maden, Brezilya’da Amazon Nehri’nin denize döküldüğü yerin 430 kilometre güneyinde yer alıyor. Dağın zirvesi boyunca Serra Pelada madeninde çok kötü koşullar altında 100 bin kazıcı ya da elmas avcısı çalışıyordu.

Şiddet, ölüm ve kötüye kullanma gibi olumsuzluklar vardı. Kazıcılar açık maden ocağı işletmesinin altında toprağın içlerini kazdılar, toprağı 30-60 kilogram ağırlığındaki çuvallara doldurdular ve ağır çuvalları ağaç ve ip merdivenler aracılığıyla altının elendiği

400 metre yüksekliğindeki madenin tepesine taşıdı. İlk altın bulunduktan sonra madencilerle toprak sahipleri arasında çatışmalar başlayınca Brezilya Silahlı Kuvvetleri madenin yönetimine el koymuş. Ve birbirlerini öldürmeden çalışacakları bir “düzen”i sağlamış.

5B0F.tmp

Örneğin maden bölgesinde kadınların girişi ve bölgede alkol kullanımı yasaklanmış. Burada da her altına hücum öyküsünde olduğu gibi altın arayanlar değil de altın arayanlara mal ve hizmet satanlar zengin olmuş. İçme suyunun litresi bugünün değeri ile 8 dolara kadar çıkmış.

94DD.tmp

İddialara göre 16 yaşından küçük binlerce kızın aynı adla anılan kasabada bedenini sattığı dünya tarihinde yerini aldı. 1980-1986 arasında aktif olan Serra Pelada madeninde en yoğun olduğu dönemde en fazla 100 bin, ortalama olarak aynı anda 50 bin kişi çalışıyordu.

Altın çıkarılırken cıva kullanıldığı için madenlerde çalışan birçok kişinin beyninde ve merkezi sinir sistemlerinde kalıcı hasarlar bıraktığı bilinmekte.

İlk başta uzak bölgelere ulaşmak için tek yol uçak ya da yürümekti. Madenciler, çoğu zaman onları maden bölgesine en yakın yere götürmesi için taksilere fahiş fiyatlar öder; oradan, kalan mesafeyi de (15 km kadar) yürürlerdi.

C12.tmp

Büyüyen kasaba, yalnızca elle taşınan malzemeden yapılabildiğinden, bir sürü baraka ve çadırdan oluşan bir topluluktu. Her madencinin 2 metreye 3 metre hakkı vardı. Mayıs 1980’de bu tür 4 bin civarı böyle alan vardı.

Madende resmi olarak 45 ton altın tespit edildi, fakat tüm altının yüzde 90’ının gizlice el altından kaçırıldığı tahmin ediliyor. 1986'da maden kapatılmış. Madenin çalışmasını önlemek için maden ocağına su doldurulmuş ve giriş yasaklanmış.

CCA7.tmp

Yapılan jeolojik araştırmalara göre, madende çamur gölünün altında gömülü 20-50 ton arasında altın bulunuyor.”

Gönüllü kölelere duyurulur…

348B.tmp