04.05.2020, 08:33

İnce yol...

Sufizim’den Zen'e en ince yol kavşağında yolculuğun var.

Ve bu yolculuk içinde sonsuzluğa gitmek, senin içinde gizli.

Evet, sonsuzluğa gideceğiz ve tüm kavramlar içimizde şekillenecek.

Aydınlanma’ felsefi kavramları içine hapsedecek.

Yaşanmış olan ve olmayan da büyüleyici bir içerik keşfedeceğiz.

*

Aslında esprilerle beraber o esprilerin ardında dramlarla dolu hayat.

Felsefi içeriklerde bile esprinin gizemi saklı.

Biz insanlık hep biraz düşünüp sonra söylesek daha iyi olacak iken tam tersi önce kelimeleri dökeriz ortaya ve sonra düşünürüz.

*

Peki, hal böyle iken nasıl aydınlatılabileceğiz?

Ama bir dakika.

Aslında aydınlanmak değil mesele.

Mesele aydınlandıktan sonra bu dünyaya adapte olabilecek miyiz?

*

Bir bakın etrafınıza.

Gerçeği söyleyenler, kendini keşfedenler saklanmıyor mu?

Bu iki kavrayış tam anlamıyla ayrılmıyor mu birbirinden?

Aydınlan ve aydınlat!

Aydınlanıyorsun ama iş ülkemde aydınlatma konumuna geldiğinde işler göründüğü gibi yürümüyor maalesef.

*

Felsefe ile hayat farklı mı yoksa?

Şey...

Biraz düşünün.

İlk adım şu; her ikisini birlikte yürütebilmek.

Nice aydınlanmış kişi gördüm de bir ufacık olay esnasında içine büründüğü kişilikten eser kalmıyor.

O halde aydınlanmak yetmiyor.

Mesele aydınlandığında ışığını da alabilecek kitlenin olabilmesi.

*

Öğrenci ne bekler?

Öğrenciler gerçeği bekler.

Her şeyin anlamını anlatmanızı bekler.

Ancak hayat anlatmakla olur mu?

Umudunu bu yönde taşısan da derken bir olay çıkar karşına, bir kişi çıkar karşına veya ne bileyim bir deneme çıkar karşına ortada kalırsın.

*

Her şeyin sırası var elbet.

Sorular ve cevaplar içimizde saklı.

Bir soruya yanıt vermeden önce sorunun ne anlama geldiğini kavramamız şart.

Cevabı bildiğimizi söylediğimizde de gerçek acaba o cevap içinde mi gizli?

İşte bunu da bilmeden yol alırız.

*

Önce gönülsüzce dinleriz hayatın akışını.

Sonra hayat ilginç olmaya başlar.

İlginç oldukça ilgi alanlarınız değişir.

Felsefeciler ve filozoflar sorular içinde, soruların sorulduğu sorular içinde üremeye çalışırlar.

Ta dibine kadar iner belki de onlar için hayat.

*

"Hayatın anlamı nedir?" ile başlayan ve yaratıcıya kadar uzayan bir yol içinde vicdani meseleye kadar iner sorular.

İlk soru ile son soru arasında ince bir bağ, ince bir yol vardır.

İşte o ince bağ seni cevaba götürür.

Ve fark ederiz.

İşte bu süreçten geçerken soruların bir yere kadar bizi götürdüğünü aslında içimizdeki gücün bizi en uzağa taşıyabileceğini fark ederiz.

*

Zor.

Belli bir süre sorularla uğraşan için zor anlamak.

Altta hep büyük soru yatar çünkü. "Kendime dürüst müyüm?"

O büyük sorunun altında yatan sorular sürekli bizi meşgul etmiş olsa da boştur.

En önemlisi;

Siz kendinize dürüst müsünüz?

*

Felsefeler, arayışlar, sorular sonunda sizi kendinizle hesaplaşmaya kadar götürür.

İşte size kısa yol.

Sonda sorduğunuzu ilk başta sorun lütfen!

Kendinize ne kadar dürüstsünüz?

Yalanı dolanı kendinize mi yapıyorsunuz?

Kendinizi neden kandırıyorsunuz?

*

Ve devam eder...

Kitabımızı okumak...

O sınıftan çıkmak isteyen kendi kitabını okuyabilmeli.

Karmakarışık durumda da olsanız kendiniz teksiniz.

*

Ve İşte Ramazan ayına adım attık.

Oruçlarınız kabul ola.

Ancak aydınlanmak için aç kaldığınız her dakikanızda kendinize de dürüst olun.

Ve artık kendinize yalan söylemeyi bırakın.

Bırakın ki o muhteşem ‘siz’ ‘sizi’ bulsun.

Dip notlar;

Necip Fazıl Kısakürek'ten ufak bir bölüm...

Yıllardır kendimi, güya tanırdım;

Sanık ben, yargıç ben, hep aklanırdım.

Şeytanı, en büyük düşman sanırdım;

Ondan da beteri.

Nefsimmiş meğer...

Gönlümü, hevâya kaptıran oymuş,

Şuûru şehvete saptıran oymuş,

Tutkuları, putlar yaptıran oymuş,

En sinsi düşmanım...

Nefsimmiş meğer...

Övgü dolu sözlerine kanmışım;

''Kalbin temiz'' demiş, gerçek sanmışım.

Hakk'ı ancak, zor günümde anmışım,

İçimdeki nankör

Nefsimmiş meğer...

Öyle sevdirmiş ki, dünyayı bana;

Saraylar kurmuşum, üç günlük cana.

Hevâ heves denen, çöplükten yana

Beni sürükleyen.

Nefsimmiş meğer...

Meyhane meyhane, hayâl kurmuşum,

Çamurlu yollarda, yalpa vurmuşum,

Adresi hep, münâfıktan sormuşum;

Koynumdaki yılan...

Nefsimmiş meğer...

Namazda konuşan Hintliler...

Dört Hintli Müslüman bir mescitte namaza durmuştu. Bu sırada mescidin müezzini yanlarına geldi.

Hintlilerden biri namazda olduğunu unutup müezzine sordu:

Müezzin, acaba ezanı okudun mu? Yoksa namaza daha vakit var mı?”

Arkadaşı, namazda olduğu halde, kendisini tutamayarak kızdı:

Sus yahu, namazda konuşulur mu? Namazın bozuldu!”

Üçüncü Hintli, ikincisine çıkıştı:

Ona ne karışıyorsun, asıl sen kendine bak! Sen de konuştun, senin de namazın bozuldu!”

Bu sırada dördüncüsü söze karıştı:

Hepinizin namazı bozuldu. Hamdolsun ben, sizin gibi yanlış davranıp konuşmadım ve namazımı bozmadım!”

Böylece, gevezelikleri yüzünden dördünün de namazı bozulmuş oldu. Ne mutlu o kişiye ki, kendi ayıbını görür; kim birinin ayıbını görürse, o ayıbı kendisinde bulur. Sende o ayıp yoksa da, yine emin olma; çünkü o ayıbı bir gün sen de yapabilirsin; o ayıp seni de bulur.

Kitaplar...

Karantina günlerinde okunabilecek bir kaç kitap önerisi isterseniz sizlere

David L. & Stieg Larsson - Millennium Serisini önerebilirim.

Şimdiye kadar birçok ülkede 100 milyona yakın satış rakamına ulaşan inanılmaz polisiye, aksiyon türündeki seri şu şekilde;

1- Ejderha Dövmeli Kız

2- Ateşle Oynayan Kız

3- Arı Kovanına Çomak Sokan Kız

4- Örümcek Ağındaki Kız

Aksiyon severler için tavsiye.

Mutlu kalın...

Fıkra;

Bir Ramazan günü İstanbul’daki Yeni Cami etrafında dolaşan Temel; bir sürü dilenciden sakat birinin:

- Büyük Allah’ım dizlerime derman ver yürüyeyim, gözlerime nur ver göreyim, kulağımı aç işiteyim, diye durmadan dua ettiğini duyunca dayanamaz:

- Ya bak habu ahmak kafaya… Allah’un başka işi yok da senin her bir yerilen ayri ayri mi uğraşacak. Yapar yenisıni da olur biter, dedi.

Günün sözü;

"Mizahın olmadığı bir ülkede yaşamak kötüdür. Fakat çok daha kötü olan, mizahsız yaşayamayacağın bir ülkede yaşamaktır." Bertolt Brecht.

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@