12.04.2021, 08:01

İnsanı yöneten nedir?

İnsan karmaşık bir düzende.

İnsan bedensel ve ruhsal olarak ne kadar bilinmezlik barındırıyor akla hayale gelmez aslında.

Peki, kendisini yöneten nedir? Duyguları mı? Hormonları mı? Zekâsı mı? Aklı mı?

Zekâ ve akıl ayrı düzlemde değerlendirilmeli kanaatimce, çünkü her zeki akıllı değildir.

Akıl öyle bir yönetendir ki aslında, içinde şefkati, sevgiyi, mantığı, merhameti, düşünceyi ve zekâyı barındırır.

*

Mantıkla mı yol alırsınız, yoksa kalbinizi mi dinlersiniz?

Duygularınız yoğun mudur, yoksa bin kez mi düşünür karar verirsiniz?

Yaşamı seçtiğini yön çok önemlidir aslında. Temel yapıtaşımız budur. Biz kimiz sorusunun öncesinde keşfedilmesi gereken yön budur.

*

Kimisi mantığıyla hareket eder kimisi kalbini dinlemeyi tercih eder.

Belki kaosa sürüklenir belki de iyiliye. Kim bilir?

Yaşamayı seçtiği yön içten hareket eder dıştan değil.

Tasavvuf yönünden baktığınızda öz belirler.

Bilim adamları yönünden baktığınız da hormonlar.

Aslında söylenen birdir. Yol bire çıkar.

Asıl mesele hormonlarımızdan ibaret olsa bile hormonların enerjisel yönünü de unutmamak gerekir. İşte işin özünde akıl ve gönül yer alır.

*

Bizi yöneten hormonlarımız ise biz farkında olmadan çalışır. Görevlerini yürütür.

Orkestra ve şef misali. Nağmeler akar gider ömür içinde.

Uykudan tutunda motivasyonu sağlayan düzene kadar her konuda söz sahibi hormonlardır. Aklın arka planda saklandığı ancak hormonların ön plana çıktığı sistemde hatırı sayılır bir yer edinmişlerdir bedende.

İşleri zor ve meşakkatli. Ancak sistem içinde o derece de önemli yapı taşları.

Melatonin, dopomin, serotonin, endorfin, noradrenalin, adrenalin.Hepsi de içimizde yaşamakta.

*

Örneğin serotonin hormonu, halk dilindeki adıyla mutluluk hormonu. Bilmeyeniniz azdır.

Enerjinizi, ruh halinizi, iştahınızı, uykunuzu, seksüel durumunuzu belirler.

Dopamin hormonu ise bizim motivasyonumuzdur.

Yokluğunda beden kıpırdamaz.

Endorfin hormonu ise yine halk arasındaki adıyla bir diğer mutluluk hormonudur.

Ayrıca vücutta bulunan doğal morfindir aslında. Ağrıyan dokularda ağrının azalması için beyin dokuları tarafından üretilir. Ağrının şiddetini azaltır ve sinirleri uyuşturur.

Noradrenalin: Canlandırıcıdır. Tehlike durumunda uyarıcıdır.

*

Adrenalin ise korku ve stres anlarında çalışır. Kendine getirir. Hepsinin bizimle iletişimi müthiş. Hayatın içindeler.

Gönülle düşünmeyi veya mantıkla yol almayı da bize verirler. Arkada ise çalışan müthiş akıl sayesinde suçlu da onlardır, mükâfatta alan onlardır.

Beden bu. Nasıl işleyeceği bilinmez.

Ancak işte o akıl sayesinde yine hormonlarımızın bizi yöneten hormonlarımızın çalışmalarını düzenleyebiliriz.

Az çalışanı çalıştırabiliriz. Çok çalışanı dizginleyebiliriz.

Spor yaparsanız ayrı çalışırlar, hareketsiz yaşamda ayrı çalışırlar.

Yine burada akıl devreye girer. Akıl ile birlikte de karar mekanizması.

Karar verme yetilerinin yerinde olduğu kişiler bu noktada mutsuz hissettiklerinde enerji bedenlerini ve frekanslarını yükselttiklerinde yerlerde sürünen hormon seviyeleri yükselişe geçer. İşte en mutsuz olduğunuz anca aşk kapınızı çaldığında seretonin, endorfin vs vs. yükselir hızla.

*

Bunun içine tabi ki yediğimiz yiyeceklerden tutunda içtiğimiz suya kadar etki alanları geniştir.

İçtiğimiz ilaçlar dahi masum olmadığından etkilenmeleri çok çabuk olur.

Bize dayatılan her düzen, her fikir o işleyiş içinde ilerler.

Bir bakın şimdi yeni düzene. Nasıl? İç açıcı değil değil mi?

Tek tip, duygusuz ve aklını kullanamayan insan toplulukları gibi dolaşıyoruz ortalıkta.

Ve öyle bir siyasi düzen var ki... Akıllara şayan.

Kandırılan insan, kandıran yine insan. Artık konuşmak yasak. Düşünmek yasak. Oysaki hormonlarımız bizi yönetir. Şimdi düşünün hangi hormon devrede. İnsan kendini tanımaya başladığında tüm hormonları düzene girer.

Duyarsızlaşmadığında gelişir. Güçlü olduğunda daha da dik durur hayata karşı.

O nedenle dik durun!

Kalbinizi sevgiye açın. İşte o zaman yaşamaya başlarsınız...

 

Dip not;

Üç insan...

Sokrates e göre üç çeşit insan vardır:

Birinci tür insan: Bilmediğini bilmeyen insan... Bütün kapılarını eliyle kapatıp uykuya dalmıştır. Uyuyan insan hiçbir şeyi öğrenip anlayamaz bilip tanıyamaz ancak geçireceği bir şokla uyanabilir.

İkinci tür insan: Bilmediğini bilen insan... Uykudan uyanarak eksikliğini fark eden kararlı bir şekilde eksikliklerini tamamlamaya arzulu ve uyanan insandır. Süreç içerisinde kendini geliştirip olgunlaşacaktır !

Üçüncü Tür İnsan: Bildiğini bilen insan. Buna uyanık ve olgun kâmil insan da denebilir.

Bu özelliklere sahip bir insan varoluşun anlamını çözer. Hayatın anlamını sezip çözer.

Arzularını ve nefsini bu anlama uygun bir şekilde yönlendirebilir.

Ve bu sayede huzuru ve mutluluğu elde edebilir...

Siz hangi tür insansınız?

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel, İstanbul’a yeni gelmişti. Gittiği her yerde yerel şive ile konuştuğundan garipseniyor, kimileri de dudak ucuyla gülüp küçümsüyorlardı.

Buna fena halde içerleyen Temel sonunda dayanamayıp parladı:

Ula baa bakın bakayım… Siz dersuğuz fındık, biz deruk finduk, siz dersuğuz avukat, biz deruk abukat, siz dersuğuz amca, bir derik emice…
Habunun hangisu kaba? Bizdeki inceluğa bak, inceluğa…

Günün sözü;

Her insan bir yağmur tanesi gibidir. Kimi çamura, kimi gül yaprağına düşer... Mevlana

 

Yorumlar