29.08.2015, 21:00

İrade mi kaldı?

Siyasi, sosyal, askeri ve ekonomik boyutlarıyla terör ve terörle mücadele ne kadar tartışılırsa tartışılsın, önemli olan teröre karşı sakin, kararlı ve bilinçli tepkilerdir...

 

Ancak olan şu; ‘İstismar’...

Her alanda olduğu gibi toplumsal konularda da istismar başı çekiyor...

*

Durup düşünelim;

Terörün dışarıdan desteklendiği aşikar...

Uzun zamandır milyar dolarlık servetle haşır neşir oldukları aşikar...

Halktan başka kimsenin terörü bitiremeyeceği konuşulurken halk ne alemde, nerede?

Yok çünkü ağlıyor.

Bilgisi mi var olandan bitenden?

İradesi mi kaldı?

İtilip kakılan halk değil mi?

Değersizleştirilen...

Kayıp veren halk değil mi?

*

 

‘Önlem’ sakin olmak ise bir de hukuksuz olmamaktır.

‘Önlem’ zemini sağlam yapmaktır.

Meclis’te siyasi kimlik milli kimlikle değişmedikçe çözüm sonlanır.

Kısaca partiler üstü bir konumda ele alınmalı terör.

*

Ölen kişileri sorguluyoruz da, ‘bu silahlar nereden geliyor’u sorgulamıyoruz...

Sorgulamaya başladığında ise susmak veya gitmek kalıyor seçtiğimiz tercih ile...

Soruları sormaya başlamak belki de bir başlangıçtır...

Soruların başı;

Küresel sermaye nerede?

Bölgedeki planlar kimlerin elinde?

*

Bildiğimiz gibi çözümsüzlük ve terör bir gecede çözülecek bir iş değil.

Kaçakçılık hemen bitecek bir iş değil...

Oynanan oyunların bitmesi kolay iş değil...

Bu memleket meşgul edilmeye çalışılıyordu ancak uyanmalar artınca meşguliyet de elden gitti...

 

*

 

İşte size bir öğüt hikaye;

Lotodan bir milyon dolar kazanan adama bir bayan kızının çok ağır, ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve beş yüz bin dolar bulamazsa yarın kızının öleceğini söylüyor.

Adam hiç düşünmeden parasının beş yüz bin dolarını veriyor.

Ertesi gün bu olaya şahit olan biri, adama o parayı verdiği bayanın bir dolandırıcı olduğunu ve onu kandırdığını söylüyor.

Bu konuşmanın sonunda adam sadece gülüyor. Bu duruma oldukça şaşıran şahit kişi.

-Nasıl olur, kadın seni kandırdı hiç mi üzülmedin?

Cevap ilginçtir:

-Benim sevincim yarın ölecek bir kızın olmaması!

 

Bizim isteğimiz, umudumuz ise bugün yarın gelecekte ölecek bir gencin olmaması...

Sorun şu ki; bilinçlenmek hiç kolay değil...

Kandırılmak var...

Zaruretler var...

Silahlı güç var...

Politik güç var..

İktisadi ve sosyal güç var...

Var da var...

Ancak teröre karşı büyük bir duyarlılık oluşumu da var...

İşte bu oluşan duyarlılık bizim ‘umudumuz’...

Çinlilerin bir değişi vardır; “Felâket kuşlarının başınızın üzerinde dolaşmalarını önleyemezsiniz belki ama başınıza yuva yapmalarını önleyebilirsiniz.”

 

Dip not;

Yeni korkumuz panik atak oldu...

Panik atak; Sürekli duyduğumuz ve artık bize yabancı olmayan bir kelime…

Ancak bu dönemde ülkenin durumu neticesinde artışa geçti.

Sürekli kaos, ekonomik açıdan zorlaşan hayat şartları, yoğun stres kişilerin hayata bağını farklı şekilde etkiler oldu.

Endişe dolu bir yaşam ve hayat tarzlarının getirisi ‘her an ölebilirim’ halinde açığa çıkıyor.

Her ne kadar da durumun psikolojik olduğunu bilmiş olsak da, kabullenemeyen bir toplumuz.

Çünkü yaşanan ölüm korkusudur aslında.

Böyle yaşanır, süregider bu durum.

Ve aileler, askerler, polisler sürekli bir stres altında ezilir giderler.

Hassas kişilerde rastlanan bu korkular, sanılır ki, zayıflıktan ileri gelir.

Aslında kişinin zayıflığından kaynaklanmayan bu durum karşısında kişi, üstesinden gelemeyecek bir halde olabilir.

Ne olacak korkusu hakim şimdilerde. Ülke olarak bilinmezliğin ve kaosun üstesinden gelmek zorundayız ki, tüm toplum olarak düşüncelerimiz negatiften pozitife yol alsın...

Yaşamımıza düşüncelerimiz yön verir iken, endişeli veya endişesiz bir kişilik oluşturmak da yine bizim elimizde.

Kronik bir korku kaynağı oluşturmamak bizim elimizde...

Korkularımızdan arınmak bize düşer...

O kaostan, gürültüden arınmak bize düşer...

Güven duygumuzu yeniden kazanmalı, kazanabilmeliyiz.

Böylelikle stresten, trajedi ve felaketlerden bütünüyle arınmış bir yaşam oluşturabiliriz...

 

Zafer...

1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni anmak...

Yani Büyük Taarruz’u anmak...

İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesini (bu gidiş daha sonra gerçekleşse de’ anmak...

Ülke topraklarının geri alındığı günü anmak...

Kısaca zaferi anmak, zafere kucak açmak...

Son günlerde meydana gelen terör olayları nedeniyle kutlamalar maalesef olamasa da içimizde o zaferi tekrar tekrar yaşamak...

Güzel olan herşey gibi içten içe...

Mutlu kalın...

 

Fıkra:

Hoca Merhum kadı iken adamın biri gelip:

— Kadı Efendi filan adam benim kulağımı ısırdı, hakkımın alınmasını istiyorum, der. Kulak ısırdığı iddia edilen adam ise ısırmadığını iddia ederek adamın kendi kulağını kendisinin ısırdığını söyler.

Nasreddin Hoca merhum biraz sonra hüküm verecektir. Siz bekleyin ben şimdi gelirim, der ve arka odaya geçer. Hoca Merhum orada insanın kendi kulağını ısırıp ısıramayacağını kontrol etmektedir. Fakat kulağını ısırmaya uğraşırken sırtüstü yıkılır ve başı yarılır. Biraz sonra mahkemeye başı sargılı olarak çıkar. Adam iddiasını tekrarlar ve:

— Bu adam benim kulağımı ısırdı, davacıyım, der. Davalı ise:

—Kadı Efendi bu adam kendi kulağını kendisi ısırdı, ben ısırmadım, diyerek iddiayı reddeder. Bu sefer adam:

— Hiç insan kendi kulağını ısırabilir mi? Bunun sözlerinin saçmalığı meydanda, diyerek adamın iddiasını çürütmek ister. Bu söze Hoca merhum karışır ve şöyle der:

— Isırır efendim ısırır. Hatta ısırmak değil, ısırmak için uğraşırken düşer de başını bile yarar.

 

Günün sözü:

Her insan mutlu olamaz.
Çünkü gereğinden fazla özler dünü,
Hak ettiğinden fazla düşünür yarını.
Ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü.
Her insan mutlu olamaz...
"Çünkü gereğinden fazla özler hayatından çıkanları,
Hak ettiğinden daha büyük umutlarla bekler hayatına girenleri.
Ve asla göremez yanıbaşındakileri".

Tolstoy

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@