04.05.2020, 08:38

İslam Ahlakı Ve İslam Ahlakındaki Bazı Adaplar

Bilmemiz gereken önemli bir şey, İslam ahlakının tamamen Kuran’a dayanan bir ahlak oluşudur.

İslam Ahlakı Ve İslam Ahlakındaki Bazı Adaplar

Bilmemiz gereken önemli bir şey, İslam ahlakının tamamen Kuran’a dayanan bir ahlak oluşudur. İslam ahlakı, her yönü ile Allah tarafından vahiyle bildirilen davranış, tavır ve düşünüşlerden ibarettir. Bu bakımdan İslam ahlakı denildiği zaman, böyle bir düşünüş tarzı anlaşılmalıdır. Yani İslam ahlakının, Allah’ın emrettiği şeyleri yapmak, yasakladığı şeylerden de kaçınmak ve her şeyde, Allah’ın rızasını aramak olduğu bilinmelidir.

Bu bakımdan bir Müslüman, ne yaparsak Allah'ın rızasını kazanabiliriz, nasıl davranırsak daha hayırlı olur şeklinde düşünmelidir. İslam ahlakı dediğimiz ahlakın özü bu anlayıştır.

Bugün, bu düşünceler içindeki bir Müslüman’ın, İslam’a göre yapılması gereken adaplar üzerinde duracağız. Adap dediğimiz, İslami kurallara dayalı davranış biçimleridir. Biz İslami deyişi kullanarak bu lafzı yani adap lafzını kullandık. Adap, İslami ahlak kuralları demek anlamına gelmektedir. Halkımız da adap kavramını çok kullandığı için, bugün bu konuyu işlemek istedik.

Ancak konuyu işlerken sadece içinde bulunduğumuz, köyü kenti değil, yani sadece kendi ortamımızı değil, olaya, ülkemizi tümüyle kapsayacak tarzda ve genel mahiyette bir bakışımız olacaktır.

MODERN HUKUKUN KURALLARI VARKEN YİNE DE İSLAMAHLAKINA İHTİYAÇ VAR MI?

Toplumsal görüşü söyleyeceksek, var görünüyor. Çünkü şu anda hemen hemen bütün dünyada ve tabi ki İslam âleminde, toplumsal yaşamı ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen iki çeşit kural var. Maddi kurallar dediğimiz yasalar, mahkemeler ve bu yoldaki uygulamalar da yaşıyor. Manevi kurallar dediğimiz dini ve ahlaki kurallar da yaşıyor, demek ki ihtiyaç var ki yaşıyor ve yaşatılıyor.

Maddi diye nitelendirdiğimiz kanunlar, mahkemeler yolu ile para cezaları ve hapis cezaları verildiği halde toplumların suç işlemesine mani olunamıyor. Bugün görüyoruz ki, toplumun disipline edilmesinde, dini kurallar ve ahlaki kurallar da etkilidir. Dini kuralların etkili olduğunu çok açık bir şekilde görüyoruz. Bazı insanlarımız, Allah tarafından ebedi hayat dediğimiz ahirette, Allah tarafından verilecek cezalardan ve toplum tarafından kınanmaktan daha çok korkmaktadır. Bu bakımdan toplumun belli bir kesimi için de olsa yinede dine ve ahlaka ihtiyaç vardır.

Toplumsal görüş de bu yöndedir. Yani insanları doğru yolda tutmanın sadece maddi kural ve cezalarla mümkün olmadığı yönündedir. Bu bakımdan dini ve ahlaki değerlere de gereken değer ve önem verilmeye çalışılır. Bunun için de toplumlar, devletleri aracılığı ile, ahlakı ve dini yaşatmak ister. Bu sebeple de, insanların vicdanlarını dini ve ahlaki inançlarla beslemeye, bu yönde geliştirmeye çalışırlar. Bugün okullarımızda din derslerinin ve ahlak derslerinin konulmuş olması da bu sebepledir. İsteniyor ki manevi açıdan insanlar Allah korkusu taşısın, ahlaki değerlere önem versin.

Bugün, Allah’tan korkan bir kişinin öylesine büyük günah işlemekten kaçınacağı kanaati vardır. Ve genelde de bu, doğru bulunur. Bu sebeple İslam ahlakı doğmuştur, bu sebeple İslam ahlakı yaşatılmak istenmiştir. Tekrarlarsak demek ki, toplumsal düzeni sağlayan iki çeşit kural vardır. Birisi yasalarla belirlenmiş maddi kurallar, birisi de dinlere dayanan manevi kurallardır. Ve her ikisine de ihtiyaç vardır.

KURAN VAR OLAN İSLAM AHLAKINA DAİR ÖRNEK OLARAK DA PEYGAMBERİMİZİ GÖSTERMEKTEDİR

Evet bu konuda örnek olarak sevgili peygamberimizi alacağız. Çünkü peygamberimiz Kuran ahlakı ile ahlaklı olan bir Resüldür. O bakımdan C. Hak, peygamberimizi örnek olarak gösterir. Ahzap Suresi 21. ayetinde, “Ey insanlar! Allah’ın elçisi (Muhammed) üzerinde sizin için uyulacak güzel örnekler vardır.” (Ahzap-21) denilerek peygamberimiz üzerinde Müslümanlar için güzel örnekler yaratıldığı bildirilir. Kalem Suresi 4. ayetinde, “Allah’ın elçisi (Muhammed), üzerinde üstün ahlakı taşıyan kişidir. O’na uyun” buyrulmuştur. Yine, Ali İmran Suresi 32. Ayetinde C. Allah, “Allah’a ve Allah’ın Resülü Muhammed’e itaat edin.” (Ali İmran-32) buyurmakta ve Hz. Muhammed’e uyulması, itaat edilmesi emredilmektedir.

Peygamberimiz kendisi de bir Hadis-i Şerifi'nde, “Ben sadece üstün ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” Buyurmuş ve dini, “güzel ahlaktan ibaret olarak görmüştür.” Bu bakımdan İslam ahlakı veya şubeleri incelenirken, daima peygamberimiz örnek alınır. Biz de öyle yapacağız.

KURAN'A GÖRE KONUŞMA VE DAVRANIŞ ADABI NEDİR?

Toplum içinde pek çok kişi ve kuruluş ile karşı karşıyayız. Kuran, karşı karşıya olduğumuz kişi ve

kuruluşlarla ilişkilerimizin Allah’ın emrettiği şekilde olmasını istiyor. Yani güzel ve edepli konuşmamızı, edepli davranmamızı, ortam müsaitse de mutlaka selamlaşılmasını ve hal hatır sorulmasını, Müslümanların birbirlerine karşı kardeşçe ve dostça davranmalarını istiyor.

Vergi dairesine gidiyoruz. Memura iyi davranacağız, o da bize iyi davranacak, hastaneye gidiyoruz. Memur ve doktora iyi davranacak ve güzel sözler söyleyeceğiz. Bir selam lafını, bir hayırlı günler lafını esirgemeyeceğiz, kırmayacağız. Onlar da bize öyle davranacaklar. Bunlar, toplumun yapısını sağlam tutan unsurlardır. Kuran’ın istediği de budur.

Kuran, iki şeye dikkat edilmesini istiyor:

1) Güzel sözler söylenmesini, hatta sözlerin en güzelinin söylenmesini. (Bakara-83)

2) İnsanlara karşı hareket ve tavırlarımızın, davranışlarımızın kimseyi kırmayacak şekilde olmasını istiyor. Hareket ve tavırlarımızın, en güzelinin yapılmasını ve kimsenin incitilmemesini istiyor. (İsra-53) Peygamberimiz de “Bir Müslümanın, herkesin elinden dilinden emin olduğu” kimse olmasını istiyor.

HZ. ENES’İN HİZMETİNDE BULUNDUĞU 10 SENEDE BİR KERE BİLE ÜF DEMEMESİ

Peygamberimizden bir örnek vererek konuyu bağlayalım. “Hz. Enes’e Ashap soruyor. (Hz. Enes peygamberimizin hizmetçisi) Ya Enes! Peygamberimiz neye çok kızar ve size en çok neden dolayı darılırdı. En çok kızdığı şey neydi diye. Hz. Enes de diyor ki, “Allah’a çok şükür ki, Hz. Muhammed’e 10 sene hizmet eden birisiyim. Bu, benim en şeref duyduğum bir şeydir. Hizmet ettiğim bu on sene içinde peygamberimiz bana bir kere bile bu yemeğin niye tuzu az, niye çok demedi. Bir kere bile bana kötü bir sözü olmadı.” Hz. Enes’in bu sözü bile, Kuran ahlakının Hz. Muhammed üzerinde olduğunu ispat etmeye yeter. İslam ahlakındaki konuşma adabında genel mahiyette söylenebilecek sözler bunlar ve bunlara benzer sözlerdir.

İSLAMDA SELAMLAŞMA ADABI NEDİR? KİMLERE SELAM VERİLMELİDİR?

Kuran ve hadisler Müslümanların birbiriyle selamlaşmasını, hal hatır sormalarını, iyi ilişkiler içinde olmalarını istiyor. Ortam müsaitse tanışılmasa bile selam verilip, selam alınması isteniyor. Çünkü selamın dostluk ve kardeşlik kapısını açacağına inanılıyor. Nisa Suresi-86'da C. Allah “Selamlaşın. Birisi de size selam verdiği zaman, siz de ona daha güzeli ile karşılık verin. En azından aynı ile cevaplayın. Bilirseniz bu, sizin için hayırlı olandır.” (Nisa-86) buyrulurken yine Nur Suresi 27. Ayetinde, “Bir eve girerken ev sahiplerine selam vermeden girmeyin, sizin için hayırlı olan budur” (Nur-27) buyrulduğu görülür.

Bu konuda peygamberimizin de hadisleri vardır. Bu hadislerinden birinde peygamberimiz “İnsanların Allah katında en makbulü, Allah’a en yakın olanı, karşısındakinden önce davranarak, selamı daha önceden verendir.” buyurarak, selamlaşmanın önem ve ehemmiyetini bildiriyor.

Peygamberimize bir Arap bedevi: Ya Resulullah! İnsanların birbirlerine karşı selam verme açısından, hayırlı olanı kimdir? diye bir soru yöneltiyor. Peygamberimiz de bu soru üzerine, “Tanıdığınız, tanımadığınız, herkese Allah’ın selamını vermenizdir.” (Buhari ve Müslim) buyurarak, selamlaşmanın sadece tanıdığımız kişilerle değil Müslüman olan herkesle yapılması gereken bir İslami görev olduğunu bildiriyor.

Sadece dışarıda değil, evlerimizde de selamlaşmak lazımdır. Nur Suresi 61. Ayetinde Allah-ü Teâla, “Evlere girdiğiniz zaman da birbirinize Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak selam verin.” (Nur-61) buyrulması bunu gösteriyor. Demek ki eşler ve çocuklar da birbirini selamlamalıdır.

İSLAM AHLAKINDA GECELERİ YATMA ADABI VE YATARKEN DUA ETME ADABI NEDİR?

Önce peygamberimizin uykuya dalmadan neler yaptığını görmemiz gerekiyor.

1) Peygamberimiz tabi gece uykusuna yatıyordu ama öyle gelişi güzel yatmıyordu. Gece ölebileceğini, bir daha kimse ile konuşma fırsatı bulamayacağını düşünerek tedbirli yatıyordu. Hz. Enes ve Hz. Aişe’den nakledildiğine göre, sağ elini, yüzünü sağ tarafına koyarak yatar ve şöyle dua ederdi. “Ya Rabbi, bütün varlığımı sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim, sırtımı sana dayadım. Sana sığındım. Senden başka sığınağım yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.” (Buhari) dua şekli böyleydi.

Buradan anlaşılan şudur: İnsanlar gece uykusu için yatarken her türlü duruma karşı tedbirli olarak yatmalıdır. Ölebileceğini bile düşünmelidir. Yukarıda okuduğumuz dua sevgili peygamberimize aittir. İsteyen aynını ezberleyebilir. Ancak burada önemli olan aynısını söylemek değildir. Önemli olan Allah’a dua ederek yatmaktır. Çünkü peygamberimiz bir Hadis-i Şerifi'nde “Kim Rabbine dua ederek uyur da, o gece ölürse, o duası, kişinin iman üzerine ölmesine vesile olur.” (Buhari) buyurmaktadır. Demek ki yatarken dua edilmesi İslami adaplardandır.

2) Sağ elini sağ yüzü altına koyar ve sağ tarafa yatardı. Peygamberimiz herkese de bunu tavsiye ederdi, mecbur kalmadıkça da sol tarafa yatılmamasını söylerdi. Kalp ve mide sol tarafımızda olduğu için sağ tarafa yatmanın sağlık açısından da yararlı olacağını ashabına duyururdu.

3) Hz. Enes’ten nakledildiğine göre, peygamberimizin yatağını yerleşim şekli bile, bir Müslümanın kabre konuluş şeklindeydi. Hz. Aişe’den nakledildiğine göre, peygamberimiz uykuyu ibadetten sayardı.

Bunu da unutmamak ve uykuyu da ihmal etmemek gerektiğini bilmeliyiz.

PEYGAMBERİMİZ SAĞ ELİNİ SAĞ YÜZÜNÜN ALTINA KOYAR VE HEP SAĞ TARAFINA MI YATARDI?

1) Evet, peygamberimiz sağ tarafına yatardı. Bu, O’nun sünnetlerinden de birisidir. Aslında insana çok çok faydası olan bir yatış şeklidir. Çünkü bugünkü modern tıp da sağ tarafa yatmayı tavsiye eder. Çünkü kalp ve mide sol taraftadır. Sol tarafa yatıldığında bu önemli iki organa baskı yapılmış olacaktır. Kalbe zorlamanın da pek isabetli olmayacağı elbette kesindir.

2) İslamiyet’te sağ taraf daha bir hayırlı, daha bir kutsal sayılır. Sağdan yürümek, sağ elle yemek, sağ taraftan verilen amel defterlerinin daha hayırlı oluşu gibi konular bu düşüncenin eseridir. Peygamberimizin sağ tarafına yatmasında da bu sebep bulunmaktadır.

3) Peygamberimizin yatak konum şekli de bir Müslümaın kabre defnedeliş şeklinin aynısıdır. Yani yatağın baş tarafı batıda, ayak ucu tarafı ise doğu tarafında olurdu.Yatağının uzun tarafı kıbleye bakardı. Sağ tarafa yatınca insan bedeni tamamen kıble istikametine dönmüş olurdu.
Peygamberimizin bu tür davran
ışlarının hepsi, insan için hem sağlık açısından hem de sevap kazanma açısından faydalı olan davranışlardır.

İSLAM’DA YEMEK YEME ADABI NEDİR?

İslam dini insan yaşamı ile ilgili her türlü kuralı koyan ve bu kuralları da ayet ve hadislere dayandıran bir dindir. Her konuda olduğu gibi yemek yeme konusunda da kuralını koymuş ve bunu da ayetlere dayandırmıştır. Dinimiz de bu yemek yeme kurallarına, “İslam’da yemek adabı denir ve üç kurala bağlanır.” belirlenen kurallar şunlardır:

1) Yemek adabının birinci şartı, yiyeceğimiz her şey, kendi kazancımız olan daha doğrusu hakkımız olan, helal olan şeyler olmalıdır. Haram olan yiyecek ve içecekten kaçınılmalıdır. Bu ahlaken de, dinen de böyledir. Bakara Suresi 188. ayetinde bu konuda C. Allah’ın: “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin (Hakkınız olanı yiyin). Kendiniz her şeyi bilip dururken, başkalarının mallarından bir kısmını (hakkınız olmadığı halde) haram yollardan yemeyin. Rüşvet de vermeyin o da haramdır” (Bakara-188) buyurması bu sebepledir.

Ayeti Kerime’de geçen “Hakkımız olanın yenilmesi isteği” şart olan başka ifade ile farz olan bir istektir. Aynı şekilde yine Bakara Suresi 172. ayetinde yemek adabı içine dâhil edilen bir şart daha vardır ki o da, temiz, iyi ve yararlı olan şeylerin yenmesidir. Ayet-i Kerime de bu şöyle ifade edilir: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızkların temiz ve iyi olanlarını yiyin.” (Bakara-172)

Bu iki Âyet-i Kerime bizlere, yemekten önceki şartlardan olan iki önemli şartı bildirmektedir. Bir, hakkımız olanı yiyeceğiz. Yani helalinden yiyeceğiz. Çalıp çırparak ya da haram helâl farkı gözetmeden yemek yemeyeceğiz. Kendimizin kazandığı helal şeyleri yiyeceğiz. Besmelesiz kesilen hayvanın etini, dinen yasaklanmış domuz etini yemekten kaçınacağız. Kısacası, haram olandan kaçınacağız.

2) Bir adap da, temiz ve faydalı olan şeylerin yenilmesidir. Kendimize zarar verecek, hasta edecek, rahatsızlık verecek şeyleri de yemeyeceğiz. Kur’an-ı Kerim’de önce sağlığın, sonra da imanın korunması istenir. Sağlığın korunması, imanın korunmasından önce gelir. Çünkü, sağlığı yerinde olmayan bir insan, müflis bir insandır. O durumdaki kişi, faydalı bir iş de yapamaz, imanını da istenilen şekilde koruyamaz. Onun için dinen temiz sayılan, kişinin sağlığına zararı dokunmayacak ve yararlı olacak gıdaların yenilmesi istenir.

3)Yemekten önce yapmamız gereken ama sünnet olan şeyler de vardır. Onlar da:

1) Peygamberimiz yemeğe oturmadan önce ellerini yıkanmasını ve temiz ellerle yemeğin yenmesini isterdi. Buna riayet edeceğiz. 2) Sofraya otururken de Besmele çekilmesini, eğer besmele çekilmesi unutulmuşsa, “Bismillahi evvelühü ve ahiruhü. (Evvelinde de sonunda Bismillah) denilmesini isterdi. Tabi ki bu sünnet kuralına da uyacağız. 3) Yemeklerin sağ elle yenilmesine çok dikkat ederdi. Sol elle yemek yiyeni görürse ikazda bulunurdu ve o kişiye “Yemeğinizi sağ elle yemeye çalışın” derdi. Tabi ki solak durumunda olan bir insan için durum ve tavrı farklı olacaktır. Kişi alışmış öyle gidiyorsa ona söylenecek bir şey olmayacaktır. Ama tabi herkes de biliyor ki, İslam dinin de soldan çok, sağ ifadesi makbul sayılır. Bu sebeble ayakkabısını giyecek olanın önce sağ ayakkabıyı giymesi, sağ tarafa yatılması, yemeklerin sağ elle yenmesi istenir.

Bunların yanı sıra, peygamberimizin sofraya daima bütün aile fertlerinin gelmesini beklerdi. Yemeklerin toplu halde yenilmesini isterdi ve bu durumun bereketi artıracağını da çevresindekilere duyururdu. Biz de öyle yapmaya çalışacağız.

4) Peygamberimiz, yemek esnasındaki aile büyüğünün yemeğe ilk başlayan olmasını tavsiye ederdi. Ailelerimiz de bugün de bu sünnete uyulur. Sofraya oturanlar içinde en büyük kimse önce yemeğe onun başlaması beklenir. Diğer aile fertleri ondan sonra yemeye başlarlar.

5) Yine yemek esnasında da, aşırı yemekten kaçınılmasını söylerdi. Bu konu ile ilgili olarak bir Hadis-i Şerifi'nde: “Aşırı yemek yemekten kaçınınız. Yemeklerinizi de iyice çiğnedikten sonra yutunuz. Sofradan da doymadan kalkınız” buyurmaktadır. Bugün tıpta da aşırı yemekten kaçınılması tavsiye edilmektedir. İslâm uleması peygamberimizin bu tavsiyelerinde insan için önemli bazı faydaların bulunduğu kanaatindedir.

6) İnsanları rahatsız edecek soğan, sarımsak gibi kötü koku veren yiyecekleri topluluk ile temas hali olanların, cami gibi toplu halde bulunma yerlerine gidilecek olması zamanlarında çevreye rahatsızlık verecek gıdaların alınmamasını tavsiye ederdi.

7) Yemeklerin sıcak yenilmemesini, yemek yerken de, ağzın kapalı tutulmasını, konuşmak zorunda olunursa da karşısındaki insanlara geviş sıçratacak şekilde konuşulmamasını, yemek esnasında başkalarını tiksindirecek davranışlardan kaçınılmasını tavsiye ederdi. Sokaklarda yürürken yemek yiyerek gezilmesinden ve ayakta yemek yemekten de kaçınılmasını söylerdi.

8) Hz. Enes’ten nakledildiğine göre peygamberimiz yemek yenildikten sonra bizzat kendisi tabaklarını, ekmekle sıyırarak tertemiz hâle getirirdi. Başka ifade ile tabağın tamamen temizlenerek sünnetlenmesini yapardı ve etrafındakilere de bunu tavsiye ederdi.

9) Yemek sonunda da Elhamdülillah diyerek, yaniAllah’a Hamd ederek sofradan kalkardı. Ashabına da tavsiyesi bu yönde olurdu. Eğer toplu halde yemek yeniliyorsa da karnını doyuranın hemen sofradan kalkmamasını, şükür duasından sonra sofranın toplu halde terk edilmesini isterdi.

10) Yemek sonrasında da ellerin yıkanmasını, dişlerin de misvaklanmasını isterdi. Yani dişlerin fırçalanmasını isterdi. İslâmiyet’teki yemek adabı konusunda peygamberimizde göze çarpan ciddi görüntülerden bazıları bunlardır. Bunlardan ibarettir.

PEYGAMBERİMİZİN SU İÇME KONUSUNDA DİKKAT ETTİĞİ DİĞER KONULAR

Rivayet edildiğine göre, peygamberimizin su içilmesi konusunda oldukça dikkatli davrandığı görülüyor. Faydalı olacağı düşüncesi ile bunlardan bazılarını maddeleyerek nakletmek istiyorum.

1) Öncelikle söylenmesi gerekenlerden biri, peygamberimizin gelişi güzel suyu, gelişi güzel yerlerdeki suyu içmekten sürekli kaçınmış olmasıdır. Peygamberimizin bu tutumu, Hz. Ayşe’den nakledilenlere dayandırılmaktadır. Peygamberimiz suyun kalitesine önem vermiştir. Hz. Enes’ten nakledildiğine göre de, peygamberimizin Medine'ye 7-8 km uzaklıktaki, Büyut-Üs Sükya denilen pınarlardan tatlı su getirttiği ve bu su getirtme işini de devamlı sürdürdüğü bildirilmiştir.

2) Ellerimiz ile su içmeyi tavsiye etmiştir. İbn-i Ömer’den nakledildiğine göre, sevgili peygamberimiz, yanındakilerle beraber bir inceleme, araştırma yürüyüşü sırasında, yanındaki ashaptan bazıları yolda gördükleri pınardan (Havuzdan diyen de var) karınları üzerine yatarak su içmeye başladıklarını görünce, Resulullah, “Karınlarınızı yere koyarak su içmeyin, zararını görebilirsiniz. Ellerinizi yıkadıktan sonra suyu ellerinizle için. Çünkü elden daha güzel bir su kabı yok”, buyurdu. (Cem’ul Fevaid)

3) Ayakta su içilmemesini de tavsiye ederdi. (Müslim) Hz. Enes’ten nakledildiğine göre, Peygamberimiz ayakta su içilmesini çok doğru bir davranış olarak görmezdi. Ancak ayakta su içmeyin diyen peygamberimiz zaman zaman, ayakta su içmenin de günah olmadığını bu tavsiyesini, tamamen sağlık ve hazım açısından tavsiye ettiğini belirtmek için de bazı hallerde ayakta su içtiği ve bu izahatı da yaptığı öğrenilmiştir.

4) Peygamberimiz etrafındakilere su ikramını severdi. Ancak toplu hallerdeyken su ikramlarını hep sağdan başlatarak yaptırırdı. (Hz. Enes)

İSLAMDA SU VE ZEMZEM İÇME ADABI:

Dinimizde su içme ile ilgili yapılan tavsiyeler ve uygulamalar da vardır. Biz bunları, peygamberimizin hadislerinde ve yaşam biçiminde en güzel örnekleriyle görebiliyoruz. Resulullah efendimiz bir Hadisi Şerifi'nde, “Suyu deve gibi bir nefeste içmeyin. İki, üç nefeste için. Suyun dışında bir şey içeceğiniz zaman da aynı şekilde için. Besmele çekerek için. İçtikten sonra da, elhamdülillah deyin.” buyurarak su içiminde üç önemli kuralı ortaya koymuştur. Öyleyse su içeceğimizde:

1)Besmele çekerek içeceğiz, 2) Bir nefeste alelacele bitirmek yerine 2 veya 3 nefeste bitireceğiz. 3) İçtikten sonra da, Elhamdülillah diyeceğiz.” Edilen tavsiyeler bunlardır.

Peygamberimizin sünneti olarak bizlerin de bunu yapması elbette ki hem sağlık açısından, hem de sevap kazanma açısından önemlidir.

AYET

Allah, oruç tutan erkek ve kadınlar için büyük mükafat ve mağfiret hazırlamıştır.” (Ahzap-35)

HADİS

Kim oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır.” (İbni Mace)

 

Yorumlar