10.05.2021, 09:02

İslam’da dünyanın, maddi ve manevi iki boyutunun olduğuna inanılır

 “Ben cinleri ve insanları, bana kulluk etsinler (bir yaratanları olduğunu bilsinler) diye yarattım.” (Zariyat-56)

YİRMİBİRİNCİ GÜNE AİT HADİS

“Kim yalan söylemeyi, yalanla iş yapmayı bırakmazsa,Allah’ın onun yemesini ,içmesini  terk etmesine  ihtiyacı yoktur.”(Müslim,Bıuhari)                                                                                                                                                        

Biliyoruz ki Evrende  iki türlü âlem var.Birincisi, üzerinde yaşadığımız Dünya gibi,denizler gibi  gökyüzü gibi,galaksiler gibi görünen maddi âlem yönü,ikincisi de, bizim gözle göremediğimiz boyutlardan oluşan manevi âlem yönüdür. Bu göremediğimiz,maddi boyutu olmayan, ama varlığından da şüphe edilmeyen manevi âleme, Gaybi âlem,Ruhani âlem,Metafizik âlem isimleri de verilir.

            Maddi boyutu olan madde âlemini herkes görür ve bilir. Yaratan bizleri o âlemi görüp bilecek şekilde yaratmıştır.Ama Gaybi âlemi herkes görüp bilemez.O âlemi yaratan da tabi ki C.Allah’tır. Böyle bir metafizik âleme,yani ruhani âleme  ihtiyaç vardır ki yaratılmıştır.Manevi âlemi her yönü ile tek bilen Allah Teâla’dır.  Ancak Kuran ve Hadislerden anlaşıldığı kadarı ile,C. Allah dışında o Manevi âlemi, Peygamberimiz gibi gören ve bazı önemli özelliklerine de vakıf olan peygamber ve veli kişiler de vardır.  Bu durumdaki peygamber ve veli sayısı çok kısıtlıdır.Bu bilgiye sahip olanlar İlmi Ledün dediğimiz geçmiş ve gelecekten haber verme özelliğine kavuşturulan,C.Allah’ın yaratıklarına ait bazı sır bilgilere sahip kılınan kişilerdir.

            Dünyanın maddi ve Manevi yönünün olduğunu bilen peygamber ve veliler dışında bir de buna inanan ve Mümin adını alan kişiler vardır ki onlar da Müslümanlar olarak bizleriz.Demek ki inancımıza göre Dünyanın  ve Evrenin maddi ve manevi olmak üzere iki boyutu vardır.Ki bizler buna inanırız.

 

DÜNYADAKİ MÂNA ÂLEMİNİN VARLIĞI, AKIL VE FİKİR İLE,DÜŞÜNEREK  ANLAŞILABİLİR Mİ ?

Müslümanlar için  gaybî âlem dediğimiz  manevi âlemin varlığına inanma, Kuran ile tescillidir.Bu bakımdan bir Müslüman  gayıplar âlemine inanmakla mükelleftir.Çünkü dinimizin bir kısmı maddi kurallardan oluşuyorsa,bir kısmı da  manevi yönle ilgili olan,vahiy dediğimiz inanç sahası ile ilgilidir. Gerçekten Evrenin bir Mâna alem yönü var mıdır? Diye kendi kendimize düşünürsek,yani kendimiz fikir yürüterek mâna âleminin,başka ifadelerle,Dünyanın Fizik ötesi bir ruhsal yönünün olup olmadığını düşünürsek,aklen fikren de olabileceği kanaatine varabiliriz.Bir iki örnekle anlatmaya çalışalım.

            Önce canlılara,yani insan,hayvan ve bitkilere bakalım.Bu tür varlıkların bir görülen,bilinen bir şekil yönü,yani maddi yönü olduğunu hepimiz görüyoruz.Ama aynı zamanda bu varlıklarda bir de göremediğimiz ama varlığına inandığımız ruhani bir yönünün de, yani ruhlarının varlığını da kabul ederiz.Bunu inkâr etmemiz mümkün değildir.Canlıları sadece et ve kemikten ibaret olarak göremeyiz.Görmeye çalışsak da yanlış olur.Çünkü biliyoruz ki canlılarda onlara hayat veren,can veren,yaşam veren bir de ruhi yönleri vardır. Ve bu ruhani yönde, göremesek de yaşadığımız onlarca, yüzlerce sevinme,kızma,vicdanlı olma,düşünme, hıfzetme gibi duygular da vardır. Canımız yok,duygularımız yok diyemeyiz. Çünkü insan da bir de, et ve kemikten oluşan bu maddi yön dışında  ruhani yönümüz vardır. Ve de bu kesindir. Bunu herkes yaşar, hisseder. Normal insan olup da ruhsuz olan,duygusuz olan hiç  kimse olamaz.

 

KURAN’IN,GAYIPLAR ÂLEMİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ NELERDİR 

              Evet Kuran’da gayıplar âlemi ile ilgili verilen bilgiler vardır.Zaten dinlerin hemen hemen hepsinde Mana âlemi dediğimiz gayıplar âlem vardır.Yoksa dinlere inanları yanlarında tutamazlar.Allah’a,Meleklere,

Cennete ve Cehenneme,Ahret gününe inanma, gayba inanma konuları arasına girer. Bakara Suresi 3,4 ve 5. Ayetlerinde, “Onlar gaybe inanırlar.”(Bakara-3) “(Ey Resulüm!Gaybe inananlar Sana indirilene de(Kuran’a),senden önce indirilenlere de inanırlar.Ahrete de kesin olarak inanırlar.(Bakara-4). “İşte onlar(Gaybe inananlar)Rablerinden gelen bir doğru yol üzeredirler. Ve kurtuluşa erenler de onlardır.” buyrulması, bir Müslüman için gaybî âlemin varlığının delilleridir.

            Bütün Semavi Dinlerde olduğu gibi İslam Dininin de akıl ve nakil yolu olmak üzere iki yönünün olduğu görülür. Nakil yolu dediğimiz  yol,dinlerdeki  vahiy yolunu oluşturan yoldur. O da, Dünyanın mâna âlemi dediğimiz Allah Teâla’nın,meleklerin,cinlerin,Şeytanların,  Cennet ve Cehennemin bulunduğu âlem demektir.

Böyle olunca bir Müslüman’ın,Mâna âlemini kabul etmemesi diye bir şey düşünülemez.Çünkü zaten İslam Dini,Allah katından gelen bir dindir.Nakil veya vahiy yolu dediğimiz bu yol,dinin esasını oluşturan yoldur.Ve bu nakil yolu da bütün Müslümanların inanç ve imanını oluşturur.

            Bizim burada bilmemiz gereken, Kuran’ın Gayıplar âlemini varlığını söylemesi, gayıp âlemine inanın Mümin ve Müslüman sayılacağını,kurtuluş yolunun da buna inanmadan geçtiğini bildirmesidir.

                             

İSLAMDA GAYIPLAR ÂLEMİ,TASAVVUF FELSEFESİ KONUSU İÇERİSİNE DE GİRER.

Dinimizin tasavvufi yönü ile ilgilenen  Mutasavvıfları, dinin  manevi yönünü çözmeye çalışarak, çok kısıtlı da olsa Manevi sahanın bazı sırlarına ulaşabilmekte ve o üstün ve farklı olan,ulaştıkları özelliklerle bu işi,tasavvuf açısından çözmeye çalışmaktadırlar.Mesela Hallac-ı Mansur, Allah’ın insanları niçin yarattı konusunun, tasavvufi halini incelerken,”C.Hakkın insanları, kendisini görebilmek için yarattığı fikrine varabilmekte,diğer insanlara göre sırlar âleminde  daha farklı boyutlara ulaşabilmektedir.İslam ulemasına göre,Tasavvufta sırlara vakıf olmakta derecelendirmeler vardır.Kutup anlayışı,gavslık anlayışı bunlardan bazılarıdır.Tasavvuf felsefesindeki Kutup  ya da Gavs dediğimiz  görüş, kâinatın yönetiminden sorumlu olduğuna inanılan velîler örgütünün başı olarak yorumlanır.Kendisinden yardım istenilmesi durumunda "yardımcı olan" anlamına da gelen gavs, gavsu'l-âzam (en büyük gavs) olarak anılır.

            Mutasavvıflara göre gavs (gavsu'l-âzamda denilir) ya da aynı anlamda kullanılan Kutub ( kutbu'l-aktâbda denilir) bütün kâinatın kalbi mesabesindedir. Her şey ona bağlıdır,her şeyi o yönetir. Gavs’ız insanlar irşat edilemez. O bakımdan her yüzyılda Allah bir gavsi görevlendirir.  Hani halk arasında derler ya,”Her yüz senede bir irşad edici gelir” diye. İşte Mutasavvıflara göre o her yüz senede, insanların irşadı için gönderilen din adamı,en büyük veli veya Gavs yada kutup’dur. Türkiye’de  bu şekilde gelen Gavs’a örnek verilebilir mi? derseniz,bu konuda,mutasavvıflar arasında tam bir mutabakat olmadığı için şu kişidir diyemiyoruz. Çünkü her dini grup kendi adamının Gavs olduğu inancı içindedir.Daha önceleri İmam-ı Azam Hanefi’nin, Hallac-ı Mansurun gösterilmesi,Mesela Abdülkadir Ceylani’yi gösterilmesi,Mesela Said-i Nursi’yi gösterilmesi gibi.

 

MANA ÂLEMİ DEDİĞİMİZ GAYBİ ÂLEM, İLMİ AÇIDAN METAFİZİK ÂLEMİ Mİ ANLATIR?

               Metafizik Alem, kısaca söylersek, madde üstü alemdir ve Fizik ötesi ismini de alır. Elle tutulup,göz İle görülmeyen  her şey bu aleme girer. Varlığı kesindir. Ama elle tutulur,gözle görülür bir maddi boyutu  yoktur. İnsanlar Metafizik Aleme genelde akılları, inançları ile,hissedişleri ile ulaşırlar.Çünkü görülebilen bir şey yoktur.

             Müminler olarak hepimiz biliyoruz ki yaşadığımız Dünyada 1) Fiziki âlem 2) Ruhani alem(Fizik ötesi(Metafizik) âlem olmak  üzere iki alem vardır.Fizik âlemde gözle görülüp,elle tutabilme vardır. Fizik ötesi âlemde ise,Fizik kurallarının geçerli olmadığı,düşünce ve inanışa dayanan  bir anlayış vardır. Bu âlemin ilmi sahadaki bir ismi de, Metafizik âlemdir.

             Metafizik konusu tarih boyunca pek çok filozof tarafından ele alınmış ve bu konu ile ilgili çalışmalar yapılmıştır.

 

DÜNYANIN RUHANİ(METAFİZİK) YÖNÜNÜ İLK İNCELEYEN ARİSTO,METAFİZİĞİ ÜÇ BÖLÜMDE İNCELER

Dünyanın bir metafizik yönü olduğunu ilk düşünen ve Metafiziği felsefenin konusu yapan filozofların  babası olarak da tanınan  Aristo’dur.Aristo Metafiziği üç bölümde inceler.Birinci bölümde Varlıklar âlemi dediğimiz  Ontoloji yer alır.Onto,Varlık,Loji bilim demek olduğuna göre(Ontoloji varlıklar) âlemini inceleyen bilim anlamına gelir.İkinci bölümü Teoloji bölümüdür.Bilindiği gibi Teo,Tanrı,loji bilim demektir.Birleştirdiğimiz de (Tanrı bilimi) anlamına gelir.Bu bölümde de İlahiyat ve Tanrı konusu ele alınır.Üçüncü bölüm ise,Arkeoloji bölümüdür. Bilindiği gibi Arke,yaratılıştaki ilk ana madde,loji de bilim demektir.Yine birleştirdiğimizde,(Yaratılış ve yaratılıştaki ilk madde)  konusu anlamına gelir.Bu bölümde de yaratılışın ilk maddesinin,ilk hareketin ne olduğu konusu üzerinde durulur.

 

RUHANİ YÖNÜMÜZLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Hepimizin yaşadığı uyku halimizi düşünelim.Biliyoruz ki İnsan, rüyasında tanıyıp tanımadığı bir sürü  insanla dolaşıp gezebiliyor.Nerelere gidiyor,kimlerle neler konuşuyor,neler yapıyor,bunları rüyamızda  hepimiz yaşıyoruz. Tabi gezip dolaşanın beden olmadığını hepimiz biliyoruz.Beden yatağında uyuyor. Ama İnsan ruhu yatmıyor,ziyaretler yapıyor.Sevinçli olayları, üzüntülü olayların yaşayabiliyor. Bu, şunu gösterir. Demek ki insanların beden dışında bir de mâna yönleri,görünmeyen ama varlığından şüphe olmayan  ruhsal yönleri vardır.

Başka bir örneğe bakalım.İlim adamları insanı küçük bir evrene benzetirler.Evrende olan çok şeyin  insan yapısında da olduğunu savunurlar.Ki böyle olduğu da  anlaşılıyor. Madem ki insan,küçük bir Evren,ma-

dem ki Evrende olan çok şey, insan yapısında olmaktadır.Öyleyse Evrenin, tabi ki Dünyanın fiziki yapısı dışında neden bir de manevi âlem yönü olmasın.Bu anlayış,yok demekten daha çok akla yatkın bir anlayıştır.

Bir üçüncü örneğe bakalım.Uzayda bir sürü şekiller,sesler dolaşıyor.Biz bunların hiç birisini göremiyoruz,duyamıyoruz. Ama göremiyoruz,duyamıyoruz diye inkâr edebilir miyiz,edersek de doğru olur mu? Tabi ki doğru olmaz. Çünkü bazı aletlerle,araç,gereçlerle bu ses ve şekleri görüntü haline getirebiliyoruz.

Demek ki göremesek de, duyamasak da  uzay boyutunda hem ses hem de şekiller vardır. Öyleyse uzay boyutunda göremediğimiz ses ve şekil olamaz diyemeyiz.Çünkü yanlış olur.

            Bugün fizik bilimi, uzaydaki sesleri alabilmemiz için, titreşim frekans sayısının 20 HZ ile,20.000 HZ arasında olması gerektiğini ispatlıyor. Daha yüksek, ya da daha aşağı frekans titreşim halinde olan sesleri duyamayız.Duyamayış sebebimiz budur.

            Uzaydaki şekiller içinde aynı ilkeler geçerlidir. Bilim adamlarının bildirdiğine göre,ancak belli ölçüler içindeki elektromanyetik dalga halinde olan şekilleri görebiliyoruz. Bu böyle iken yani uzayda sesler,uzayda şekiller  titreşim ve manyetik dalgalar halinde gezerken yani varken, bizim uzayda görünmeyen şekiller,sesler olamaz dememiz  doğru olmaz.Kısacası Uzay da görünmeyen titreşim ve dalgalar halinde olan şekillerin olması,görünmeyenin yok olarak kabul edilmesi fikrini çürütür.

            Tekrarlayarak söylersek Evrendeki Mâna Âlemi ile ilgili olan  boyutları göremeyişimizin,uzay-

da olanları,Dünyanın boyutlarındaki yaşayanları,bizi izleyenleri göremeyişimizin sebebi,onları görecek ve duyacak şekilde yaratılmamış olmamızdandır.Bunun böyle olduğunu Ayet-el Kürsi’deki,“Her şeyi bilmemizin mümkün olmadığını ve ancak Rabbimizin müsaade ettiği kadarının bilebileceğimi bilebileceğimiz” bilgisini veren Ayetten anlıyoruz Bu Ayet, bize bunu çok açık ve çok net bir şekilde bildiriyor.Öyleyse göremiyoruz diye  ya da işitemiyoruz diye var olan bir şeye yok diyemeyiz.

            Tekrarlarsak,demek ki her şeyi bilmemiz mümkün değildir.Kuran’a göre Ancak C.Allah’ın müsaade  ettiği kadarına vakıf olabiliriz.O sebeple aklen ve fikren de,Evrenin ya da üzerinde yaşadığımız Dünyanın mâna âlemi boyutları yoktur dememiz yanlış olabilir.

 

Yorumlar