Prof. Dr. İ. Pelin Dündar'ın 30 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Yönetim sadece bireysel değil aynı zamanda grup dinamiği üzerine yapılandırılan çalışmaların disiplinize edilmesini izah eden bir kavramdır. Birey olarak kudretimizin sınırlı olması, tam zamanında üretim sürecinin mevcudiyetine ket vurmamak, işletmelerde müşteri odaklı bir zihniyeti egemen kılmak, kaliteden taviz vermeden yola devam etmek v.b. noktalar düşünüldüğünde; bizleri takım ya da grup çalışmasını devam eden sürecin ayrılmaz bir parçası yapmak gerekliliğine doğru sevk etmektedir.

Sağlıklı bir yönetim sürecinin öncelikle insancıl olması gerekmektedir. Maneviyat boyutundan mahrum, çalışan bireylerin insani ihtiyaç ve de isteklerini hiçe sayan bir yönetim anlayışının başarıya ulaşması mümkün değildir.

Tanımda da vurgulandığı üzere; takım çalışması süreci ayakta tutan diğer özelliktir. Henry Ford’un da dediği gibi “bir araya gelmek bir başlangıçtır, bir arada durabilmek  ilerlemedir, birlikte çalışmak başarıdır.” İstenilen hedefe kısa sürede ulaşabilmek, hatalardan kaynaklı gereksiz maliyetlerden işletmeleri alıkoymak ve rekabette başarıyı yakalamayı olağan bir süreç haline getirebilmek elbette ki takım sayesinde vücut bulan dinamizm ile imkan dahilindedir.

Sağlıklı bir yönetim sürecinin amaca yönelik olması gerekmektedir. Montaigne’nin de dediği gibi “amacı olmayan bir gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez” dolayısıyla amaç sonuca varma yolunda önem katsayısı yüksek bir olgu olarak karşımıza çıkarken işletmeler de bu amacın ortak olması, Paul Arden’ in de dediği gibi başarı için tüm sınırları ortadan kaldırmaktadır.

Yönetim sürecine hayat veren bir başka olgu işbölümü ve uzmanlaşmadır. İşbölümü işin küçük parçalara bölünmek suretiyle tamamlanmasıdır. Uzmanlaşma ise işbölümü neticesinde kendiliğinden doğar. Kaliteli bir iş sirkülasyonunun devamı ve de tam zamanında üretim için uzman personelle çalışmak önem taşımaktadır. Bunu sağlayan ise hiç şüphesiz, işbölümüdür.

İşletmeler süreklilik olgusuna gölge düşürmeden yola devam etmek için üretim faktörlerini mümkün olan en düşük maliyetle temin etmeye ve de en fazla faydayı sağlayacak şekilde sürece dahil etmeye özen göstermektedir. Bu da rasyonel olmak gerekliliğini beraberinde getirmektedir.

Diğer taraftan işletmelerin ülke ya da örgüt farklılığı gözetmeksizin tabanda aynı ilkeler dahilinde hareket etmesinin doğru olduğu gerçeği, bizlere sağlıklı bir yönetim sürecinin evrensel olmasının zorunluluk olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nokta da ileri teknolojiye ya da elzem bilgilere sahip olmak yeterli olmamakta bu bilgilerden istifade edebilmek noktasında yönetim olgusu ile başarılı bir şekilde entegre olmak gerekliliği öne çıkmaktadır.

Son olarak; yönetim sürecinin iletişim olmadan vücut bulmasının mümkün olmadığı gerçeği unutulmamalıdır. Var olma savaşı veren her işletme, bir yandan kendi içinde gerek ast üst ilişkilerinde gerekse de işlevselliğin hayat bulduğu ya da bulma ihtimalinin olduğu her noktada  iletişimin kaçınılmazlığını idrak etmek zorunluluğu içerisinde iken diğer yandan da; dışarıda ki çevre ya da çıkar grupları ile olan iletişim sürecine karşı da hassas davranmak mecburiyetindedir.

Sonuç olarak; yönetim süreci ile ilgili altı çizilen tüm özellikler treni tamamlayan lokomotif misali ayrı öneme sahiptir. Trenin raylardan çıkmaması için her bir lokomotifin kendi içinde dengesini koruması ve diğer lokomotiflerle yarattığı sinerjinin bozulmaması için işletmelerin ve de çalışanlarını üzerine düşeni yapması bir gerekliliktir.