04.02.2018, 08:29

İsyan ruhaniyeti...

İsyan ruhaniyeti...
Ülke insanının simasına baktığımızda bir soğukluk ve hiçsizlik, görüyoruz.
Bir iticilik görüyoruz.
Üzüntü, keder görüyoruz.
Ve hissizlik mimikleri ele geçirmekte.
Kederler büyümekte.
Bu hüzündür.
Bu hüznün isyanıdır.

*

İsyanın insana yansıması ve ruhaniyeti bize aslında çok şey anlatır ve kapı
açar.
İnşa edilen bu insanlık ne yazık ki o isyan ile birleşerek egosuna yenik
düşer.
Açılan kapı bu olur
Benlik savaşları doruğa çıkar.
*

İşte bunu keşfettiğinde, benliğin herşeyi yapabileceği gerçeğini
keşfettiğinde bunu yanlış anlayan insanoğlu malesef ki bu yanını , gücünü
yine inşa üzerinde denedi.
Kan akıttı.
Kan üzerine devletler kurdu.
Nefret üzerine insanlıklar yetiştirdi.
İşte insanın isyan ruhaniyeti buradan geldi.
"İdeoloji" de bizi hep gölgeledi.
Bu nedenle sevgi ruhaniyetini sandıklara sakladık.

*

İnsanın manevî yapısını incelediğimizde karşımıza beşeriyet ve ruhaniyet
yönü ortaya çıkar.
Ve bu karşımıza çıkanları insan üzerinde düşündüğümüzde bizi aşağıya
çeken haller ile bizi yukarıya çeken halleri de görebiliriz.
Her ikiside bizde harmanlanmıştır.
Her ikiside ruhumuza işlemiştir.
*

Semaya bakan ruhaniyetimiz hırslarımıza yenik düştüğünde
aşağılarda hakikatimizden uzaklaşarak insanlığımızı da yitiririz.
Muhiddin-i Arabi Hz.leri de insan konusunda;
“Nefis, ruh, akıl ve kalp, insanın özünü teşkil eder, insan bu dört manadan
oluşmuştur.” şeklinde diyerek ruhaniyetimizi güzel tarif etmiştir.

*

Her türlü nefret, kin, kibir, haset, fesat bizi oluşturmaz aslında.
Hırslar değildir insan.
Ancak gün be gün hırsların toplamı olmuştur.
Ne zamanki kalp denen derin güzelliğini kullanan insan güllerini açabilir.
Kişi, hırslarından bencilliğinden arınmadıkça, gönlü güzelliklere açılmaz.
Şu hususu asla unutmamalıyız ki, insan işte bu iki yön ile hırslar ve
ruhaniyet yönü ile kendini görebilir.
*
Ancak şu anda isyan ruhaniyetimiz çok fazla.
Bu nedenle her gününün, her saatini ve her dakikasını, her saniyesini iç
rahatlığı yerine isyan ruhaniyeti ile geçirmeye başladık.

Tam tersi iç rahatlığı yaşayabilseydik bütün dünya bizim olurdu.
O zaman insan ruhaniyetine girebilirdik.
*

Bu günlerde toplumun beklentilerine uymakta mıyız?
Bir çok kişinin bizim hakkımızda ki düşündükleri, hayatımızı kontrol
edecek midir?
Beklentiler ile sarkaçlarının her bir noktasını tutan birey o beklentileri
karşılanmadığında mı isyan durumuna geçer?
Bizler unutmamalıyız ki, sarkacın uç noktasını oluşturuyoruz.
Eninde sonunda kopmaya mahkumuzdur.
*

Asi ve isyan dolu olmak ve toplumun değer yargılarına karşı da umarsız
olmak, tavırsız olmak doğru olmadığı gibi, tuttuğumuz uçları da
görebilmek önemlidir.
Esas olan eleştirileri anlayabilmek, deneyimleri göz ardı etmemek ve
keskin davranmamaktır.

*
Toplumun deneyimini yok saymak olmaz.
Kulak asmamak olmaz.
Herşeyi yok saymak olmaz.
Keskin uçlar gün gelir o ucu tutanları da bulur.
Eninde sonunda.
Esas olan, sarkacın orta noktasını bulabilmektir.
Siyah veya beyaz değil, ‘gri’yi de yakalayabilmektir.

*
Yaratıcı, insan, varoluş, zaman ve ölüm.
İşte bizim sıralanışımız.
Bu düzende ait olduğumuz yerde isyan ruhaniyeti derinlerde saklı ve biz
kendimize ait olan yerde sürekli dönüp duruyoruz
Öncesi, sonrası hep aynı ruhaniyetde.
Bu hiyerarşi basamaklarında tek somut olan bizim asli duruşumuz.
Unutmayacağımız tek şey asli duruşumuz olmalı.

*
Şu şarkı dizeleri bize bizi hatırlatsın...
‘İnsan olmaktır benim meselem,
bana sorma kağıt kalem
insan olmaktır benim meselem.’
*
İşte mesele ruhaniyetimizse zor.
Sanıldığı kadar kolay degildir.
Bu dünyamız insanı insan yapan herşeyi taşır.
Her yere çekiliriz.
Zordur toplumda ak ile karayı ayırmak.
İsyanda olmak kolaydır...

Dip notlar;


Hikaye...
“Genç bir çift, yeni bir mahalledeki
yeni evlerine taşınmışlar.
Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırlarını asıyormuş.
Kadın kocasına ' Bak,çamaşırları yeterince
temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu
kullanmıyor.' demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş,
kahvaltısına devam etmiş.
Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu
yapmaya devam etmiş.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasırlarının tertemiz
olduğunu gören kadın çok şaşırmıs 'Bak..demiş kocasına ' çamaşır
yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?'
'Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim' diye cevap vermis
kocası.”
Hayatımızda işte tam bu şekilde kurulu.
Böyle değil midir önyargılarımız?
Başkalarını izleriz. Görüşürüz.
Bakarız.
Eleştiririz.
Biizm penceremiz ne kadar temiz ki eleştirebiliriz?
Birini yargılamaya başlamadan önce kendimize bakmak güzel bir fikir
olabilir değil mi?
İnsan olmak adına yapıyorum...
William shakespeare’ın ‘macbeth’ oyununda geçer.
Kısaca özetleyelim;
Macbeth’in karşına çıkan üç cadı o’nun bir gün kral olacağı kehanetinde
bulunur.
Ve bu kehaneti kendi eliyle gerçekleştirmeye çalışan Macbeth, kralı ve
veliahtını öldürerek yerine geçmeye karar verir.
Ve bu kararını karısı ile paylaşır.
Ancak pişman olur.
Ve karısı bu işi yapamayacaktın neden kalkıştın diyerek Macbeth’i
sorgular. Macbeth;
“İnsan olmak adına yaptım ancak daha fazlasını yapmak insan olmakla
bağdaşmayacak.” der.
Ve kendini sorgulamaya, ahlakını sorgulama başlar.
Kısaca olmak adına yaptıkları Macbeth’e fazla gelir.
Ve ardından Macbeth ölür.
Biliyoruz ki Macbeth yüksek amaçlarla yola çıkmıştır kendince. Sonrasında
da yozlaşmıştır. Yapacakları kendi fikirleridir. Düşünceleridir. Ancak inşası
yükseklikten çıkıp başka ruhaniyete taşınmıştır...
Mutlu kalın...
Fıkra;
Gariban bir köylü şehre inmişti.
Büyük bir mağazada iki kişinin karşılıklı oturup konuştuklarını
gördü. İçerde bir masa ve üç dört koltuktan başka bir şey görünmüyordu.
Merak etti ve içeri girdi:
- Selamünaleyküm ağalar.

- Aleykümselam hemşerim ne istiyorsun?
- Merak ettim acaba burada ne satıyorsunuz?
Köylü ile dalga geçmek isteyen satıcı sırıtarak cevap verdi:
- Eşek satıyoruz.
Köylü de taşı gediğine yerleştirdi:
- Sadece ikiniz misiniz yoksa daha var mı ?
Günün sözü;
İnsanlar yüksek mevkilere ulaştıkça tanrılaştıklarını zannederler,
düştükleri zaman insanlıklarının da elden gittiğini görürler. Sokrat

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@