30.07.2017, 08:47

İsyanda...

Uzun zamandır doğanın, insana karşı verdiği mücadele var.

Ve son yıllarda daha da arttı da arttı.

Ülkemizde görülmesi muhtemel olmayan doğa olaylarını bile gözlemler olduk. Üzücü ve yıkıcı pek çok olay peşimizi bırakmadı.

*

Dünyamız isyan ediyor, bizim açgözlülüğümüz ve bitmek bilmeyen hırsımıza artık...

Sadece ülkemiz değil, İstanbul değil, tüm ülkeler, şehirler, denizler değişimde.

Seller, yangınlar, depremler, fırtınalar.

Böyle giderse son yakın.

Çevrecilere 'deli' diyenler başlarınızı sokacak yer bulamayacaksınız. Artık görün.

*

 

Dünyamız, doğamız isyanda. Çalkalanıyor, değişiyor.

İnsanın, insana umursamazlığına isyanda.

Onun derin düşüncesizliğine isyanda.

Merhametsizliğine ve gaddarlığına isyanda.

İşte bu yüzden hızla tüketilen doğa size misliyle yanıt veriyor görmüyor musunuz?

Toprağı, suyu, havayı nasıl yok ettiğinizi görmüyor musunuz?

 

*

Ülkeler ve insanlar ormanlara her zaman muhtaç kalacak ki, hala bunu anlayabilen ne politikacı çıktı, ne de düşünen bir lider.

Yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz oksijeni ormanlar sağlıyor iken, tek bir ağaç kesmek büyük cezalar gerektiriyor iken, yapılan tüm eylemler ne yazık ki daha çok ağaç kesilmesine olanak sağlıyor.

 

*

Biz nasıl olur da bu kadar vurdumduymaz olduk?

Biz kimiz ki, doğa ile yaptığımız anlaşmayı unuttuk?

Biz nasıl da doğa ile güzel yaşamayı unuttuk?

Ve biz insanoğlu tenimizi yalayan rüzgârın yaptığımız hatalar yüzünden bizi ezip geçeceğini unuttuk.

Sırtımızı yasladığımız ağaçlar olmadığında yanacağımızı unuttuk.

Çığlık çığlığa haykıran çevrebilim tahribatının, sürekli kullanılan klimaların, sera gazlarının iklim değişikliğine yol açacağını unuttuk.

Sahillere vuran balinaların neden öldüğünü, sellerin toprakları neden yutabileceğini unuttuk.

İşte bu isyandır ve dengelerin bozulmasıdır.

 

*

Amaç doğa ve insanoğlu arasındaki bozulan bu dengeyi yeniden kurmak, ekolojiyi onarmak, doğal kaynakları kazanmak, insanın yol açtığı kötü çevresel etkileri azaltmaktır. Bunun getirisi olarak da, sağlıklı ve bilgelik dolu yaşama kavuşmaktır.

Sanayileşme ve kentlerdeki nüfus yoğunlukları, çevre sorunları, çevre katliamlarına her gün bir yenisini eklersek nasıl düzlüğe çıkarız?

 

*

Pragmatist, çıkarcı yaklaşımlar zihniyetleri artık bilmeli ki, tek kurtuluşumuz birleşmek.

Ve bir es verelim burada.

Doğanın yanında olmaya ne dersiniz artık?

Bugün sokağa hiç çöp atmamakla işe başlayabilirsiniz.

Sokakta gördüğünüz çöpleri toplayabilirsiniz.

Ertesi gün bir fidan dikebilirisiniz.

Hatta bir çiçek.

Geç değil.

 

*

Tüketmeyerek, üreterek dünyaya katkıda bulunmak ve doğanın bir parçası olabilmek için geç değil.

Biz kulağını rüzgâra ver. Bakalım ne diyor sana?

Biz toplum olarak toprağın bereketine inanırız özümüzde bu vardır.

Bir elini sür toprağa nedir isteği?

*

Sırtını daya ağaca bakalım ne diyor?

Ağacın ululuğuna inanırız.

Onun hikmetini biliriz.

Ve şimdi de bize kafa tutmasını, ağlamasını, acısını görüyoruz.

Yapmamız gereken sadece duymak.

Ülkesini, yeryüzünü ve geleceği düşünen tüm bireylerin yapması gereken o sesi duymak.

*

Artık dünya milletleri ortak bir bilinç ile her şeyimize sahip çıkmalı, omuz omuza dünyamız için mücadele vermeliyiz.

Kuruluşlar, kitle iletişim araçları, liderler, okullar, gönüllüler, gençler, tek bir projede “Doğanın isyanını engelleme’ projesinde birleşmeli.

Dünya nüfusunun artması, tüketim alışkanlıklarının bir anda değişmesi doğal kaynakların hızla azaltılması, sonumuzu getiriyor görün.

 

*

“Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir.” diyen.

“Her şey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar.” diyen.

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” diyen, Kızılderililerden öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki.

Daha maalesef çok gerilerdeyiz.

*

Düşünün, bir kez elinizi vicdanınıza atıp düşünün.

Buna hakkımız var mı?

Yaşamı sürdürmemiz için bize en güzel ve eşsiz olanakları sağlayan doğaya yanıtımız böyle mi olmalı?

Çevre için ne yapıyorsunuz düşünün?

Poşet kullanmıyor musunuz?

Pet şişeleri yollara, sokaklara, ormanlara, denizlere atmıyor musunuz?

Ağaçlara dokunmuyor musunuz?

Tek dalına bile.

Düşünün.

 

*

Ve düşünüp, sen birey olarak ne yapabilirim diye sorularla yola çıkabilirsen önce doğanın çığlığını duy yeter.

Sonra adım at.

Sonra yol al.

Bir gün gelip kaosu sana gösterebilen doğa, sana bereketini ve minnettarlığını en güzel biçimde sunacaktır.

Unutmayın!

Çevre mirasımızdır...

 

 

Dip notlar;

 

Doğa Düşmanlığı…

İşte bilgelik. İşte gerçek görüş…

Jiddu Krishnamurti bir konuşmasında bize gerçekleri nasıl da aktarmış.

''Doğayla bağınızı kaybederseniz, insanlıkla da bağınızı kaybedersiniz. Doğayla hiçbir ilişkiniz yoksa zamanla katile dönüşürsünüz; yavru fokları, balinaları, yunusları, insanları çıkar için, 'spor' olsun diye, yiyecek için ya da bilgi için öldürürsünüz. O zaman doğa sizden korkar, güzelliklerini geri çeker. Ağaçlar arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir, hoş mekânlarda kamp yapabilirsiniz, ama yine de bir katilsinizdir, dolayısıyla o güzelliklerle dostluğunuzu kaybedersiniz. Büyük bir olasılıkla hiçbir şeyle, karınızla ya da kocanızla ilişkide değilsiniz; hep kendi özel düşüncelerinizle, zevklerinizle, acılarınızla uğraşırsınız. Kendi karanlık, soyut dünyanızda yaşarsınız, buradan kaçış yolunuz daha da koyu karanlıktır. İlgi alanınız umursamaz, kolaycı ya da şiddet dolu kısa bir yaşam sürmektir. Sizin sorumsuzluğunuz nedeniyle binlerce insan açlıktan ölür ya da kıyıma uğrar. Dünyanın düzenini yalancı, ahlaktan yoksun siyasetçilere, entelektüellere, uzmanlara bırakırsınız. Kendi içinizde bütünlüğünüz olmadığı için ahlaktan ve dürüstlükten yoksun, yalnızca bencillik üzerine temellenen bir toplum kurarsınız. Sonra da yalnızca sizin sorumlu olduğunuz bütün bu şeylerden deniz kıyısına ya da ormana kaçar ya da 'spor' yapmak için silah taşırsınız.

Bütün bunları biliyor olabilirsiniz, ama bilgi dönüşüm yaşamamızı sağlamaz. Ancak bütünlük duygusuna sahip olduğunuzda evrenle ilişkide olabilirsiniz.''

Jiddu Krishnamurti - Doğa Düşmanlığı…

 

Ekolojik tahribat…

 

Başta Ege bölgesi…

RES… HES… JES…

Şimdi bunlar Rüzgâr Enerji Santralleri (RES),

Jeotermal Elektrik Santralleri (JES),

Termik santraller, nükleer santraller ile maden aramalar…

İşte ‘ekolojimiz’ in tahribatı bu şekilde yapılıyor. Bütün ovalar bu şekilde katlediliyor.

Hiç hız kesmedi bu tür aramalar.

Arttı da arttı.

Yangınlar mahvetti ekolojiyi, kimyasallar bitirdi.

Düşünün sorumlu kim?

 

Kitabın adı 10 milyar…
Bu kitap yüzyıl sonunda dünya nüfusunun 10 milyarı geçeceğini öngörüyor.

Ve gaddar insanoğlunun çevreye, doğaya, hayvanlara, tüm kaynaklara nasıl hasar verdiğini, nasıl yıktığını aktarıyor.

Dikkat edilecek nokta şu ki; Artan nüfus maalesef su ve gıda yetersizliğine sebep olacak. Ormanların yok edilecek ve tarım alanları oluşturulacak. Ve çok sayıda hayvan ırkının sonu gelecek. Bu gidişle araç kullanımı hava kirliliğini çok arttıracak.

Kısaca çevreye verilen bu büyük zararlar bize geri dönecek. Ve uzun zaman önce de başladı. Nasıl dönecek?

Sel, deprem, hortum gibi doğal afetlerle dönecek.

‘10 Milyar’ kitabı istatistiksel verilere dayanıyor.

Bu istatistiksel olarak yapılan açıklamalar durumun tahmin edemeyeceğimizden çok daha vahim olduğunu gösteriyor ki, bu nedenle çevreyi koruma da bilincin artması için büyük mücadele şart.

 

Bu kitap ile bir kez daha göreceksiniz ki ‘Dünyamızın tahribinin tek sorumlusu var: İnsanoğlu.’

 

Mutlu kalın…

 

 

 

 

 

Fıkra;

Sabahın erken saatinde avdan dönen Temel, kayığını kıyıya çektikten sonra balıkçı kahvesine doğru yürür.

Kahvedekiler yalnızca sağ ayağı dizine kadar ıslak olan Temel`e sorarlar :

-Ula, balık vuriy mi?

Temel : -Yok yahu ne gezer

-Madem baluk vurmayi ayağın niye dizine kadar islandi.

Temel küçümseyerek yanıtlar :

-Uşağum, haçan denizde sigara içeyrim. İzmariti suya atınca basıpta söndirmeyecek miyum oni?

 

Günün sözü;

Tabiat aşkı, insanın ümitlerini boşa çıkarmayan yegâne aşktır. Honore de Balzac

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@