Prof. Dr. Adnan Oğuz Akyarlı'nın 25 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Sosyal demokrat yerel yönetimlerden destek alan kent konseyleri, aynı görüşü paylaşan konsey yönetimlerinin önderliğinde ve ülkemizde ilk örnek olmak üzere, 2010 yılının Temmuz ayında ilk kez toplanarak aldıkları kararla “İzmir Kent Konseyleri Birliği (İKKB)’’ni oluşturmuştur.

2010 yılından bu yana varlığını sürdüren İKKB üyeleri, 7 Nisan 2022 Perşembe günü İzmir'in değerli Başkanı Tunç Soyer’in, Milletvekilimiz Murat Bakan’ın, diğer kurucularımız Rıfat Özer ile Ferdan Çiftçi’nin katıldığı bir toplantıda bir araya geldiler.

Gündemi, Dönem Sözcüsü Çiğli Kent Konseyi Başkanı İbrahim İncesu tarafından Yürütme Kurulu’nun önerileri alınarak belirlenen toplantıda, İzmir Kenti bakımından önem taşıyan konular ele alındı.

Bu bağlamda, İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi (İMO) adına Abdullah İncir’in yaptığı BÜTÜNLEŞİK AFET YÖNETİMİ konusundaki sunum büyük ilgi topladı ve bazı kent konseyleri bu konuda çalışmak için İMO ile işbirliği dileklerini ilettiler.

Daha sonra, Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi bir önceki başkanı E. Helil İnay Kınay tarafından ele alınan İZMİR’İN ÇÖP SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ konusu, içerdiği öneriler bakımından değerli bulundu.

Gündemin özgün maddesi ise İZMİR KENT KONSEYLERİNDE YAŞANAN DAVA SÜREÇLERİ olarak düzenlenmişti.

Geleneğinde Terzi Fikri, Bülent Baratalı, Hakkı Ülkü gibi devrimci halk önderlerinin yer aldığı kent konseyleri, son günlerde artan bir yoğunlukla dava konusu olmakta ve özellikle genel kurul süreçlerine şekil koşulları ileri sürülerek yapılan itirazlar sonucunda, konsey çalışmalarını sonlandıran veya en azından donduran olumsuz durumlar ortaya çıkmaktadır.

Bu noktada, olay bazında ayrıntıya girmeden genel görüşümü paylaşmak istiyorum:

Ortaya çıkan olumsuzlukların ana nedeni: ülkemizdeki sivil toplum anlayışının çocukluk hastalıklarıdır. Bu hastalığın temelindeki neden, zaman zaman güçlenen toplumsal direnişlerin sürdürülmesini sağlayan kurumsal yapıların olmayışıdır. Bu yüzden: “Cumhuriyet Mitingleri” ile gündem yaratan, “Gezi Süreci” ile uluslararası ölçekte saygınlık kazanan sivil toplum hareketleri, bir süre sonra sönümlenmiştir.

İkinci önemli sorun ise, bireysel zafiyetlerdir. Yönetimde olmanın gücünü arkasına aldıklarını düşünen insanların: - konumlarını çoğu kez  - kendi beklenti ve çıkarları yönünde kullanmaya çalıştıkları bir ülkede, gönüllülük anlayışı kolay gelişememektedir. Buna bağlı olarak: yatay örgütlenme de sürdürülememekte; sivil toplum kuruluşlarında bile, yönetim görevlerini güç vehmine dönüştüren kişilerin oluşturduğu sorunlarla oldukça sık bir şekilde karşılaşılmakta; “birliğin gücü” kırılmaktadır.

Kent konseyleri, bireysel gücünüzü arttırmak için yönetim görevi alacağınız yerler değildir. Görev size, diğerlerine göre daha yukarıda olduğunuz bir makam vermez. Sorumluğunuzu arttıran ve buna bağlı olarak yetkilerinizi çoğaltan bir süreli zaman söz konusudur. Bu nedenle bireysel hırslarla girişilen engelleme çabaları, sivil toplum anlayışı ile çelişen ve örgütlenme potansiyelini etkileyen bir zaaftır ve kesinlikle kınanmalıdır.

Sorunların yaşandığı bazı yörelerde yerel yönetimden sorumlu kişiler de sürece girmekte ve engel çıkaran kişilere destek olarak ortaya çıkan durumun daha da karmaşık hale dönüşmesine neden olmaktadır. Bu kişiler mutlaka uyarılmalı ve en azından bir sonraki seçimlerde sivil toplum örgütlenmesi önünde engel çıkardıkları için oylarımızla cezalandırılmalıdır.

Ülke çapında sorun yaşanan konseylerin bir bölümü de kayyumlar ve/veya sivil topluma değer vermeyen siyasi anlayışlar tarafından yönetilen yerlerde bulunmaktadır. Bazı konsey yönetimleri, kayyumların ve yerel yöneticilerin aşağıda paylaşacağım ilke ve değerlerimizle uyuşmayan tutumları ile uzlaşmakta ve temsilcisi oldukları sivil topluma sırtlarını dönebilmektedir.

adnan yazi foto

Sonuç olarak; yaşanan dava süreçleri, sivil toplum dayanışmasına indirilen darbelerin çıktılarıdır. Bu tür sorunlara yol açan kişiler sivil toplum tarafından dışlanmalı; içine girdikleri topluluklarda yok sayılmalı ve yarattıkları sorunların bedeli bu tür edilgen yöntemlerle mutlaka ödetilmelidir.

Bilinçli sivil toplum önderlerinin kent konseyleri üzerinde bu tür saldırılarla oluşturulmaya çalışılan baskıyı göreceklerine ve toplumsal örgütlenme için yasal olanaklar sağlayan kurumlarını yurtseverce savunacaklarına güveniyorum.