Öte yandan tersane yatırımları ve sektörün durumu hakkında bilgi aldık.

peyvendle iş dünyası-yenigün -yelken -özgür inam-1

P: Karşıyaka Spor Kulübü Yelken Şubesi’nin çiçeği burnunda başkanı seçildin. Başkanlık süreci hakkında neler söylersin. En öncelikle hedefleriniz nelerdir?

Öncelikle çok büyük bir gurur tabi. Doğduğum büyüdüğüm Karşıyaka’nın adını taşıyan kulübün başkanı olmak tarifsiz bir kıvanç. Ancak şunu söylemek isterim. Biz kocaman bir çok heyecanlı bir ekibiz biz. Yönetim kurulumuzda 4 tane Türkiye Şampiyonu seviyesinde milli yelkenci arkadaşımız, çok değerli denizciler, kaptanlar iş insanları var. Bizden önceki sevgili Seyhan Evlioğlu yönetimindeki ekip kulübümüze çok değerli katkılar koydu, nice Avrupa ve dünya şampiyonları çıkarttı kulübümüz. KSK Yelken 1912 yılında kurulmuş bir mabet, Türkiye'de bir yeken efsanesidir. Şimdi genç nesil olarak bayrağı bir adım ileriye taşımak boynumuzun borcudur. Bundan sonra kulübümüzün tek bir hedefi olabilir, O da olimpiyatlarda bir Karşıyakalı...
Öncelikle altyapıya yatırım yapıp tesis ve sportif olanaklarımızı güçlendirmek hedefimiz. Malum tüm bunlar için ciddi kaynak yaratmak gerekiyor. Bunu da yine sportif yollarla elde etmek için çalışacağız. Her yaştan yetişkinlere yelken eğitimi vermek, bahar ve yaz kurslarında yüzlerce çocuğumuzu yelkenle tanıştırmak, bu spora değer katacak sponsorlarla ilerlemek amacındayız..

yenigün özgür inam


P: Özgür Bey, birazcık kendinden bahseder misin?


Ö: Sekiz yaşımdan beri yelken yapıyorum. İşin akademik kısmında da yer aldım. Yelken bursuyla İngiltere’de yüksek lisans yaptım. Türkiye ve Avrupa çapında derecelerim var. Bu konuda da yetkinliklerim olduğu için bunların hepsini paylaşmayı seviyorum. Türkiye Yelken Federasyonu Başkanı Özlem Akdurak çok sevdiğim bir ablamdır. Eğitim Kurulu Başkanlığı görevini benden istemesini reddedemezdim. Yelken Federasyonu’nda elimizden geldiğince değerli şeyler yapmaya çalışıyoruz. Her şeyi dijitale taşıdık bütün sertifikaları dijital olarak veriyoruz. Yelken lisanslarının vizeleri elektronik ortamda yapılıyor. Online dersler yapıyoruz. Dijital ortam üzerinden online kurslar açabiliyoruz. Eğitmen sayımız hızla artıyor. Türkiye Ulusal Yelken Eğitim Programı  (TUYEP) Akredite Merkezlerimizle eğitimlerimiz Türkiye’nin her yerine yayılıyor, Antalya’dan Van’a kadar. Çok değerli işler yapıyoruz.
peyvendle iş dünyası 1-yenigün -yelken -özgür inam

P: Federasyonda eğitimleri nasıl veriyorsunuz? Yelken eğitiminin bir yaş aralığı var mı? Şimdiye kadar Federasyonda neler yaptınız? Federasyon neleri kapsar? Hangi eğitimlere daha öncelik veriyorsunuz talebe göre mi mesela?


Ö: Bir kere öncelikle aile işinde olmamdan kaynaklı bu kadar çok şapkamın olduğunu söylemek isterim. Öyle olmasa federasyonda bu kadar vakit geçirme imkanım olamaz. Şimdi Urla’da çok güzel bir yelken eğitim tesisi olacak Özlem Akdurak önderliğinde çok güzel işler yaptığımızı düşünüyorum. Sevgili başkanımız arazi tesisi alma işlemini başarıyla tamamladı. Ecrimisil sorununu çözdük. Bunlar benim uzmanlığım değil benim uzman olduğum alanlar, teknik. Biz Türkiye’de Ulusal Yelken Eğitim Programı yani TUYEP adlı bir programımız var. Ben ve ekibim bu programın en iyi şekilde yürümesi için çalışıyoruz çok teknik bir ekibiz. Biz ne yapıyoruz? Ulusal yelken eğitim müfredatını içerik olarak geliştirmek ve Türkiye’ye yaymak konusunda çalışmalarımız var. Biz bugüne kadar yaklaşık 20 bin TUYEP sertifikası verdik. Bu sayı her yıl hızla artıyor. TUYEP akreditasyonu almış yelken okullarımızın sayıları hızla artıyor. Bu işi belli standartların dışında yapan okulların sayısı da bizden ayrılıyor. Sevgili başkanımızın ciddi iradesi ile bu uygulama oturmaya başladı. TUYEP özet olarak şu; yelken federasyonu olarak akredite ettiğimiz müfredat ve belirlediğimiz standartlar kapsamında gereken güvenlik önlemleri ve koşulların uygun olması, dersliğin güvenilir olması. Eğitmen öğrenci oranı belki de en önemlisi. Siz TUYEP sistemine bir kere girdiğinizde artık kendi giriş kodunuzla kendinizle ilgili olan istediğiniz her şeyi oradan takip edebiliyorsunuz. Örneğin, Adana’da yelken kursu aldınız ikinci kademeyi gidip Antalya’da, üçüncü kademeyi İstanbul’da alabilirsiniz. Eğitimlerimizi, eğitmenlerimizi, sunumlarımızı standart yapmaya çalışıyoruz. Çok ciddi emek verdik. TUYEP 15 yıllık bir emek, bizden öncekilerin de çok değerli katkıları var. Sonuçta bizim ulusal yelken eğitimi standardını oluşturmamız gerekiyordu ve başarıyla tamamladığımızı düşünüyorum.


P: Çok güzel ve başarılı işler yapıyorsunuz. Özgür özellikle gençlere bu anlamda alan açıyor olmak ve onları doğru eğitim veriyor olmak, sizin gibi değerli ve güvenilir bir federasyonla bu işi yapıyor olmak çok güzel.
Biraz da İzmir Shipyard’a girmek isterim. Bir baba mesleği ve sıfırdan bir geminin üretimi, imalatı ve o teknenin bitiş hikayesi var, baba mesleği olan bu şirketten de birazcık bahseder misin?


Ö: Burada aslında İzmir Shipyard ve Gözüyılmaz ve İzmir Tersanesi A.Ş ve Gözüyılmaz Mühendislik Ltd.  olmak üzere üç tane şirket var. İzmir Gözüyılmaz Türkiye’de bilinen bizim 26 yıllık bir Taahhüt Tersanesi markamız. İzmir Shipyard da, ayrı bir şirket olmakla beraber aileye ait yine bir ihracat markası. Bunlar birbirini besleyerek ticari tekne segment üzerinde dünya çapında iş yapmaya çalışan bir şirket. Biz fiyatla değil kalite ile fark yaratmaya çalışıyoruz. Burada bir dizayn ofisimiz var. Dizaynlarımızı da biz kendimiz yapıyoruz. Üçüncü şirketimiz Rockharbour, bu şirket yatırımcıları olan loftshear markası. Biz aile olarak da yatırımcısıyız ama hem de onun üretici ortağıyız. Tekneleri aslında İzmir Shipyard üretiyor, Rockharbour’u da bir pazarlama şirketi gibi düşününün. Sonuçta bizim kızakta 12 tane teknemiz var şu anda. Gözüyılmaz şirketinin dizaynla başlayan hikayesi teknenin denize atılıp testlerinin yapılmasıyla devam ediyor.
peyvendle iş dünyası-yenigün -yelken1 -özgür inam-1-1

P: Diğer firmalardan farklı olarak ne gibi bir fark yaratıyorsunuz?


Ö: Türk Loyd’un klasladığı, ilk termoplastik kompozit teknesini yaptık. Biz burada bir boatyard değil bir shipyard’ız. Bir tekne üretim merkezi değil bir tersaneyiz.

Nedir tersaneyi farklı kılan, tersane müşterinin ihtiyacına yönelik olan projeyi önce müşteriye sunar, tasarım yapar, müşteri bu tasarımın üstünde bir takım fikirlerini ortaya koyar bizimle paylaşır, geri bildirimlerde bulunur.


P: İnsanlar sizden daha çok tekne ile ilgili hangi özellikleri istiyorlar?


Ö: Bizim gibi hususi ticari tekne yapan şirketler, belli tekne tiplerinde uzmanlaşıyorlar. Örneğin römorkör ve pilot üretimi, devriye botu üretiminde. Biz de patrol boat denilen devriye denetim botu özelliğinde özellikle de hızlı devriye botu fast patrol craft diye geçiyor. 26 yıllık firmayız aslında bayağı eskidik. Yüzün üzerinde dünya üzerinde bizim patrol botumuz, devriye denetim botumuz var. Deniz polisi, Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti gibi yine devriye denetimi görevinde bulunan, Gümrük Muhafaza, Tarım Bakanlığı gibi kurumlar artık bizi biliyorlar ve bizi tanıyorlar. Artık biz de kendini kanıtlamış bir şirketiz. Denizde bazı platformlarımız var. Yani şöyle diyorlar sizin şu teknemize benzesin ama içeriğinde şunlar şunlar da olsun diyorlar. Konsept olarak iş şöyle başlıyor; bir şartname var, istekler bütünü olan bir form var, isteklerini zaten idareler bildiriyor bize ansiklopedi gibi proje geliyor. Biz o projenin ilk önce dizaynını sonra üretimini yapıyoruz. Taahhüt tersaneciliği tam olarak bu.
peyvend-yenigün-3

P: Şirkette kaç tasarımcı çalışıyor?


Ö: Dokuz tasarımcımız yani değerli mühendislerimiz var.


P: Arnavutluk Polisinin deniz devriye botlarının imalatını siz yaptınız öncelikle bu iş, bu güzel proje ve güç birliği için sizi tebrik ediyorum. Bu süreçten birazcık bahseder misin?


Ö: Sözleşmeyi imzalı yılı iki ay kadar oldu. İzmir Antalya ve İstanbul Deniz Limanlığı Şube Müdürlükleri’nde çok güzel IZ 1500 adlı bir platformumuz var. Marine alüminyumdan çok talep gören bir platform. Volvo IPS yani öne bakan pervaneleri olan özel bir platform, Arnavutluk Deniz Polisi de aslında bu tekneyi istemiş. Yine bir ihale ve yine bir şartname var. Yine bir ansiklopedi var önümüzde ama bildiğiniz neredeyse bizim platformu metinliyor aslında. Biz Türk polisimizin kullandığı teknenin yine aynısını Arnavutluk polisine yapıyoruz. Bu teknenin özelliği çok hızlı olması. Çok hafif alüminyum malzemeden üretiliyor olması, manevra tarafı çok güçlü ve dinamik. İhale, uluslararası göç politikaları merkezi ICM PD diye bir kurum aslında bizim müşterimiz, Projeyi Avrupa Birliği finanse ediyor. Sevgili Arnavutluk Polisi bizim Türklerin kullandığı tekneyi istemeselerdi bize nasip olmazdı bence. Çünkü Hollandalı, Norveçli ve Fransızların arasından sıyrıldık aslında. 100 yıllık tersanelerin arasından sıyrıldık.


P: Sizi seçmelerinin sebebi ne sence Özgür?


Ö: Yakıt ekonomisi çok güçlü ve hızlı ama aslında maliyet etkin de bir platform. 3-5 milyon dolar harcadıktan sonra tüm bunları yapmanın anlamı yok aslında. Bir platformun müşterinin asgari isteklerini minumum maliyetle sağlaması gerekiyor. Biz bu konuda çok başarılı bir platformuz. IZ 1500 teknenin pervaneleri iterek değil çekerek ilerler. Kavitasyon dediğimiz bizim çürük su dediğimiz daha az ve daha verimli çalışıyor. IPS 700 denilen sevk sistemleri, 1400 beygirlik güç üretiyor aslında ama 550 beygirlik 8 litrelik makinelerle yapıyor. Ciddi bir torku ve çok az yakarak, görece küçük makinalarla sağlayabiliyoruz. 1100 beygirlik makinalarla 16 tonluk bir platformu 42 knot gitti testlerde. Arnavutluk da bizi çok seven bir ülke. Bu tekneyi de çok beğenmişler. Aslında bizim ülke olarak eserimiz bu, mühendisiyle, ustasıyla, deniz polisiyle bunu yöneten Koruma Derneği Başkanlığı ile bir bütün aslında. Bizim dokuz tane Türk Polisi’nde teknemiz var. Hemen hemen neredeyse Türkiye Liman Şube Müdürlüklerinde bizim teknelerimiz var. Deniz polisleri artık bizim uzman olduğumuz bir alan. Dünya çapında uzman olduğumuz bir alan artık. Çok değerli başka müşterilerimiz de var aslında Aselsan gibi Roketsan gibi, Tarım Bakanlığı gibi Sahil Güvenlik gibi. Ama polis özelinde biz artık dünya çapında bir firmayız.


P: Rocharbour’da özel tasarımlı tekneler yapıyorsunuz sanırım değil mi? Birazcık bundan da bahsedersen sevinirim.


Ö: Ticari tekne segmenti ile hususi tekne segmenti birbirinden tamamen ayrı. Müşteri portföyü de ayrı iş mantığı da ayrı. Hususi tekne de ilk önce siz müşteri adına düşünüz ve tasarlarsınız, müşteri için en uygun birkaç tane tasarımı sunarsınız, sonra onu seri imalat olarak üretmeniz gerekiyor. Bir kalıp var o kalıp üzerinden sürekli teknenin çıkması gerekiyor. Bir kere dizayn yapılıyor o tekne üzerinden 100 tekne yaparsanız ancak ticari olarak başarı sağlayabiliyorsunuz. Rockharbour firması artık kendini kanıtlamış bir marka. Türkiye’de çok değerli isimlerin kullandığı bir tekne. Değerli Koraltan ailesinin 16 yıl önce Amerikan ortaklığı ile başlattığı bir proje. Özellikle uzak yol seyri yapmak isteyen ve kendini güvende hissetmek isteyen kişiler için biraz yerken yatı konforu olan çok lüks ve özel bir tekne, Ayşe hanım ve Amerikalı ortakları bunu kurduktan sonra Benim çok sevdiğim dostum Gökmen Kösel’e bir Rockharbour alıyor. O sırada tesadüf Ayşe hanımlar, İstanbul’da başka bir tersane için fason üretime döndürüyorlar. Sonra orada işler çok iyi gitmemeye başlıyor. Ayşe bu arada yelkenden arkadaşım, Safinaz ekibinin dümencisidir. Ayşe kalıpları senin tersaneye koyalım başına bir şey gelmesin dedi, derken Gökmen “inanmıyorum Rockharbour kalıpları mı senin tersanedeki kalıplar” deyip ‘hemen yapmamız lazım’ dedi. Bir de Ali Ercan diye bir dostumuz var. Bir araya geldik ve yarım saat içinde el sıkışıp markayı devraldık. Şimdi üretimde olan tekne Palm Beach’e gidiyor. Dusseldorf Fuarı’nda yine bir teknemiz var.


P: Bir firma sahibi olarak, Türkiye’deki fuarlar ve yurt dışındaki fuarları nasıl değerlendirirsin? Türkiye’de fuarcılık sektöründen beklentilerin neler?


Ö: Aslında bizim çok güzel bir fuarımız vardı. Avrasya Boat Show. CNR Avrasya diye. On yıl önce Türk kadar yabancı firma vardı fuarda. Çok ciddi satışlar yapılıyordu. Sonra birileri birileriyle kavga etti, bir fuar daha sonra diğer fuarda ayrışmalar başladı. Şimdi bugün bir fuara gitmek 20- 30 bin euro. Yurt dışındaki fuarlar 40 bin euro. Şimdi biri Türkiye’de iki üç fuara gideceğine yurt dışında daha geniş kapsamlı bir fuara gitmek daha mantıklı geliyor insana. Bu iş aslında şöyle ilerler ve gelişir. Bizim sektörel bazlı işlerin başında uzmanlaşmamız lazım. Herkes küçük olsun benim olsun dediği sürece bu fuarlar sürdürülebilir ve başarılı olamaz. Bu milli bir mesele. Yelkencisiyle tersanesi ile acentesi ile armatörüyle biz tek olmalıyız. Bir tane ülkemiz var, bu gemi batarsa hepimiz batarız. O yüzden küçük hesaplar değil geniş resme bakarak odaklanmak gerekir. Bizonu İzmir’de çok iyi başarıyoruz. Benim gözlemlediğim kadarıyla herkes birbiri hakkında iyi konuşuyor ve anlaşıyor.


P: Özgürcüm bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim.


Ö: Ben sana teşekkür ederim Peyvend, başarılar diliyorum.