İzmir’in hanları

İzmir’in Kavaflar Çarşısı, Büyük Demir Hanı, Arap Hanı, Abacıoğlu Hanı, Tütün Hanı, Piyaleoğlu Hanı gibi daha birçok han, kimi bakımsız, kimisi restore edilmiş halde hala zamana karşı direniyor 

Güncel 03.08.2021 - 07:00 23.09.2021 - 12:01

Uygar ÖZEL/YENİGÜN-  Dilimizde arasta, bedesten, çarşı, han, kervansaray ve benzerleri gibi Türkçe, Arapça, Osmanlıca, Farsça kökenli kelimeler vardır. Dilimizin bu özelliğini üzerinde yaşadığımız toprağın geçmiş kültürlerinin zenginliğinin getirdiği ve imgelem dünyamızı geliştiren değerler olarak görebiliriz.

İzmirlilerin çok iyi bildiği 1744’te inşa edilen Kızlarağası Hanı’nı düşünecek olursak burada hanın ortasında kalan ve günümüzde çay içilen kısmına bedesten denir. Geçmişte buna benzer hanların üzeri kubbelerle örtülü olur ve en değerli eşyaların satıldığı kısım buralar olurdu.

Arasta ise yapı içerisinde bir tam tur atabildiğimiz bugünkü hanın kapalı koridorları olan alanlarıdır. Buralarda ise eskiden birbirine benzer ve görece daha ucuz ürünlerin satıldığı bölümlerdi. Hanların mimari planlarına bakıldığında develerin park edilmesi ve deve ile taşınan malların sunulması için gerekli alanların sağlandığı, ziyaretçilere zengin konaklama imkanlarının olduğu göze çarpmaktadır. Mallarının güvenliğini hanlara emanet eden tüccarlar için hanlar aynı zaman ikmal noktalarıydı. Sivil hayatta bir ikmal noktası olarak hanlar ve kervansaraylar askeri strateji anlamında da değerli karakollar olarak görülmüşlerdir.

Geçmişte Anadolu’da her şehrin bir çarşısı, hanı vardı fakat bedesteni yoktu. Bedesten bir anlamda o şehrin ticaretinin gelişmişliğinin simgesiydi. İzmir’de bulunan son bedesten bu yıl Halit Ziya Bulvarı’ndaki yol çalışmaları sırasında yeraltında keşfedilmiş ve İzmir Müze Müdürlüğü denetimi ile ortaya çıkarılma çalışmaları sürmektedir.

'Bir kültürdür Kervansaraylar'

Geçmişteki mesafelerin aynılarını bugün hala kat eden ticari ürünlerin dünya üzerindeki yolculukları zaman içinde bilindik yollar ve ağlar oluşturmuş, bu ağlar taşıyıcılar açısından güvenilir rotalara dönüşmüşlerdi. Selçuklular döneminde inşaları yaygınlaşan, 9-10 saatlik deve yürüyüşü hesaplanarak yaklaşık 30-40 kilometrede bir inşa edildiği düşünülen ticari malların ve yolcuların taşındığı kervanların seyahati sırasında şehirler arasındaki mola yerleri kervansaraylardı. Şehirler içinde ise bu mola ya da teslim noktaları hanlardı. Çarşı, bazı Afrika ve Arap ülkelerinde Suk denilen ve malların tek tek ya da toptan satıldığı bugün hala şehirlerimizde alışverişlerimizi yaptığımız pazarlardır.

Ne güzeldir ki çarşı pazar kültürü günümüzde varlığını hala sürdürmekte ve toplumun her tarzdan bireyinin alış-veriş yaparken yan yana geldiği, birbirinin giyimini kuşamını, konuşmasını, halini, duruşunu gördüğü, önceden tanışmayan insanların konuştuğu, fikir alış-verişi yaptığı ve bir daha belki de karşılaşmamak üzere gelip geçtiği, hoşgörüyü ve bir arada yaşamı destekleyen sosyal mekanlar olarak yüzlerce yıldır yaşamımıza renk katmakta.

'İzmir'de 18 han ayakta'

8 bin yıllık tarihi ile bin yıl önce ne ise bugün de Dünya için aynı değerini taşıyan liman şehri İzmir, sırasıyla Hititler, İonlar, Lidyalılar, Persler, Helenler, Romalılar, Bizans, Osmanlılar ve Türkiye için önemli bir liman, ticaret ve turizm şehri olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu anlamda sayıları yüze yakın olduğu düşünülen Türk tarihinin İzmir’deki hanlarının bugün 18 adedinin ayakta olduğu görülmektedir.

'Geçmişin sesleri duyuluyor'

Özellikli şekilde tasarlanmış bir yapı olarak içine girdiğinizde han sizi dış dünyadan koparan, sessizleştiren, güvende hissettiren bir karaktere sahiptir. Dünün hanları elbette bugünün hanlarına nazaran daha kalabalık ve hareketliydiler. Avlusuna park edilmiş at ya da develer, merdivenleri inip çıkan insanlar... Bir görüntüyü canlandırmak adına günümüz İzmir’inde tarihin geçmişine sizi en hızlı döndürecek han Mirkelamoğlu Han olabilir. Çankaya Caddesi üzerinde, Çankaya metro çıkışına bir kaç adım ötede olan han geçmişin seslerini duymak, yüzyıllar öncesinin gündelik yaşamından sahneleri gözünüzün önüne getirebilmek adına muhteşem bir yapıttır.

Sokak üzerindeki girişinde hemen dikkat çeken muhteşem Gaffarzade Sebili ile Çakaloğlu Han da Çankaya metrosundan çıkarak bir dakikada ulaşabileceğiniz harika yapıtlardan biridir. Hat sanatı ve tercümeleri ile Kemeraltı’nın tanınmış rahmetli esnafı ve edebiyat öğretmeni Ali Haydar Toprak’ın Kızlarağası Han’ından taşındıktan sonra, sahhafiyesinin son yeri olan dükkana kapı komşuluğu yapan Çakaloğlu Hanı’nın arka kapısı yakın zamana kadar açık iken bugünlerde ‘dikkat yıkılabilir’ tabelası ile kullanıma kapatılmış. Avlu veya çarşı olmaktan ziyade bir dağıtım ya da depolama merkezi olarak hizmet verdiği düşünülen Çakaloğlu Han bugün toptan kağıt satılan, tarihi dokusu zedelenmemiş olsa da bakımı da yapılmamış, ilgi bekleyen göz bebeği eserlerden biri olarak bulunduğu sokağın atmosferini değiştiren, çarpık kentleşmenin çirkinliğini unutturmaya çalışan tek yapı olarak ayakta durmakta.

'Kardıçalı zamana direniyor'

Büyük Kardıçalı Han her İzmirlini önünden geçtiği, mutlaka başını kaldırıp baktığı görkemli bir bina olarak Eyfel Kulesi’nin mimarı Gustave Eiffel tarafından çizilen Emir Çakabey Rıhtımın (Konak Pier) karşısına komşu olarak gelmiştir. Geçmişin tütün ticaretinin yapıldığı, tütün tüccarlarının büro ve depolarının olduğu 1923’te inşa edilen bina Türkiye’de betonarme mimari eserlerden ilklerinden biridir. 2020 İzmir depremi ile yaralanan bina son 20 yılda K2 Güncel Sanat Merkezi, serbest sanatçı atölyeleri ve yol üstü esnafları olarak hizmet vermiştir ve yine son 20 yılda iki büyük yangın atlatmıştır.

'Hanlar Türk kültürünü yansıtıyor'

İzmir’in Kavaflar Çarşısı, Büyük Demir Hanı, Arap Hanı, Abacıoğlu Hanı, Tütün Hanı, Piyaleoğlu Hanı gibi daha bir çok han kimi bakımsız, kimisi restore edilmiş halde hala içinden geçilebilir, alışveriş yapılabilir durumda zamana direnmekteler. Osmanlı’nın Akdeniz üzerindeki gücünün artması ile nüfusu bir kaç yüzyıl içinde 1000’den 100 binlere çıkan İzmir, iktisadi gelişmesini hanları ile sosyal hayatında geliştirmiş, yeni zenginler ortaya çıkarmış, farklı sosyo-ekonomik yapıdaki insanları bir araya getirip yaşatmış ve bu sosyal başarılarını günümüze kadar taşımıştır. Selçuklular’dan başlayan Anadolu’yu kervansaraylarla donatarak ticaret yollarının bilinçli olarak güçlendirilmesi süreci sadece ticari kabiliyeti artırmamış, yolcuların kervansaraylarda ücretsiz ve güvenle konaklayabilmesi, tarihsel ve sanatsal değerler taşıyan mimari eserlerin ortaya çıkarılmış olmasıyla Türk kültürünün yardımseverliğini ve çağına yön veren mimari yapıtlar üretebilme yeteneğini de tarih kayıtlarına geçirmiştir.

Yorumlar