03.04.2021, 09:50

İZVAK neden bir anda cazip duruma geldi?

İnsanın bildiği işi yapması kadar kolay ne olabilir? Bazen dostlardan duyuyoruz: “Yazı yazmak ne zormuş…”
Oysa bizim işimiz bu. Bildiğimiz için, bir de 52 yıllık yazma tecrübesi olunca o kadar da zorlanmıyoruz. Alıştığımızdan mıdır, nedir? Bize kolay geliyor. Bu saatten sonra ne beynini tutabilirsin, ne de parmaklarını… Bazen “ne yazacağım” diye düşünürken, konu kendiliğinden önüne düşer… Aslında gündemi takip ederek, işin de içine girip, biraz da bilgi sahibiysen "Zorlanmak mı, o da ne?” diye düşünmeden edemezsin…
İşi bilmiyor, “Ben bunu da beceririm. Ne olacak ki…Çok basit” dersen bir iki yazarsın, sonrası malum…
Öncelikle içinden gelecek, yazı yazmak… Seveceksin mesleğini… Hem de çok!
Dikkatli olacaksın. Öğrenmek için pür dikkat kesileceksin. Araştıracaksın, doğrusunu bulabilmek için... Her duyduğunu kaleme almayacak, belgelere bakacak, inandığın an yazacaksın.
Unutma; “Söz uçar. Yazı kalır…”
Bize öyle öğrettiler…
Şansımız hep ustaların yanında kalem tutmak oldu… Onların masanın üzerine bıraktığı bizim gözümüzde “sihirli kalemi”ne el sürmek bile mutluluk ve güç verdi… İzlemek, doğruyu buluncaya kadar bıkmadan, usanmadan yazmak ve elbette okumak…
Bir de onlardan feyz almak!..
Şimdi bu düzen nasıl işliyor bilemiyorum… Biz böyle gördük, öyle yetiştik… Usta-kalfa-çırak ilişkisini doya doya yaşadık…
Sağ olsun ustalarımız… Hepsine; Okan Yüksel’in dediği gibi: “Merhaba…”
Her zaman da “Usta”ya saygı duyduk. “Usta” bildik…
Önlerinde düğmelerimizi ilikledik. Söz verdiklerinde, cevap hakkımızı kullandık!..
Onlarla birkaç kelime etmek bile “acaba bir şeyler öğrenebilir miyim?” şansını yakalatıyordu… Söyleyecekleri her kelimeyi pür dikkat dinledik.
Önümüzdeki günlerde belki ustalardan biri veya birkaçıyla karşılaşacağız. İnanın bunun için sevinçliyim…
Mesafemizi kontrol ederek, maskelerimizi çıkarmadan, hal hatır da sorabileceğiz… Biz saygımızı gösterirken, onlar da sevgilerini sunacak!
Mutlaka konu spor olunca geleceklerini tahmin ediyorum. Oy kullanmak bahane de; bu nedenle İZVAK Genel Kuruluna gideceğim…
Tahmini buluşma yeri dediğim işte bu genel kurul… Oysa hepimizin üye olarak görevi genel kurullara katılmak ve oyumuzu demokratik ortamda kullanmak… İşin esprisi de “dostlarla buluşmak…”
Korona Virüs nedeniyle gelemeseler bile, mutlaka uzun zamandır göremediğimiz futbol ve spor dünyasından tanıdığımız gerçek spor dostlarımızla bir arada olacağız… Sarılmadan… İnanıyorum ki; karşıdan karşıya kalplerimizle sarmaş dolaş olacağız…
Kuruluş aşamasında ter döktüğüm, yönetim kurulunda görev aldığım ve üyesi olduğum İZVAK’ın şu günler en hareketli dönemi…
Düne kadar yönetici bulamayan, teklif edildiğinde “bin bir gerekçe” ile yöneticilik önerilerini ret eden, yakalananların elinde kalan İZVAK neden bir anda cazip duruma geldi?
Bir tarafta hemen hemen hepsiyle arkadaş olduğumuz, değer verdiğimiz spor adamlarının yer aldığı mevcut yönetim.
Diğer tarafta “Dinamik Grup” olarak Emre Sarıgedik başkanlığında yönetime talip olan, babaları, amcaları, dayıları, kayınpederleri arkadaşımız geleceğe ümitle bakan pırıl pırıl gençler…
Bakalım; “gençler-tecrübeliler” mücadelesinden kim kazançlı çıkacak?
İki taraf da kollarını “Daha iyi hizmet” için sıvadığına ve aday olduğuna göre tek dileğim “İzmir Futbolu”nun kazanması…
Gönül arzu eder ki, profesyonel futbola sevdalılar el ele, gönül gönüle hizmet yarışına girsin… Hepsi bir görev üstlensin ve İzmir’de sadece profesyonel futbol değil, amatörlerin de yüzü gülsün, üvey evlat durumundaki gerçekten sporumuz gelişsin…
Artık ”İzmir’de futbol eşittir spor” kavramı değişsin… Bu kenti ve STK’ları yönetenler; sporun çeşitli dallarda yapıldığı ve yüzlerce şampiyon, rekortmen… Milyonlarca spor yapan genç bulunduğunu unutmasın… Ne onlar “üvey evlat” ne de başka bir milletin çocukları… Aklı fikri profesyonel futbolda olanlar; bu ülkenin futboldan başka sporları olduğunu ve Ay Yıldızlı şanlı Türk Bayrağımızı Avrupa, Dünya Şampiyonlukları ile Olimpiyatlarda dalgalandırdıklarını, ülkemize madalyalar kazandırdıklarını unutmamalı… Bunları hatırlamak kürsüde tüm âleme “İstiklal Marşımızı” dinlettikten sonra, yanında fotoğraf çekilmekle, alkışlamakla olmamalı…
Adında spor olan ancak futboldan başka bir şey düşünmeyen dernekler, hep seçim önceleri bu kelimeyi kullanıyor da, seçildikten sonra hizmeti sadece tek branşta sürdürdüklerini asla unutmuyoruz… Unutmayız da…
Gün gelir devran döner; ben unutur, sen hatırlarsın!..
Önümüzde İZVAK (İzmir Spor Kulüpleri Birliği Vakfı) Genel Kurulu var… Profesyonel futbol için kıran kırana bir yarış olacak; gençlerle tecrübeliler arasında…
Sonrasında amatörler sahneye çıkacak. Onlar da İASKF (İzmir Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu) için genel kurulunda boy gösterecek…
Dikkat ettiniz mi? Her ikisinde de “SPOR” adı ön planda ama tek hedef futbol…
Bizim için hiç önemli değil… O spor branşını da bizim gençlerimiz, bizim kulüplerimizin takımları yapıyor…
Tek dileğimiz, bu derneklerde, vakıflarda, federasyonlarda genel kurullar öncesi ve sonrası ne kavga olsun, ne de karalama…
Kül kadar etkisi olmayanların, kendini ateş gibi görmelerine o kadar çok rastladık ve alıştık ama “Görülen köy kılavuz istemez” derler ya… Bugünkü görüntü hiç de bizim temenni ettiğimiz, düşlediğimiz gibi değil…
Sporu spor için yapanlar kadar, hizmet edeceklerin de sporun içinde gönül vermesi, üyeliği bile hak etmesi kadar önemli ne olabilir?
Unutma, hak ettiği kadardır bir insana verilen değer. Ve aslında herkes, kendi değerini kendisi belirler.
İnşallah genel kurulların sonu güzel biter…

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@