10.05.2020, 20:59

Kabuklarımız

İnsan yalnızlaşır.

Neden?

İnsan kaçar.

Neden?

Ve insan neden tahammülsüzdür?

Sorular, tüm bu insana dair sorular hep vardır aklımızda.

Belleğimiz dolu.

Belleğimiz cevaplara hazır mı peki?

*

Bazen insan kalabalıklardan kaçar, sadece sessizlik ister.

Ancak o sessizlik içinde de ürkektir.

Kalabalıktan neden ürker? Bilinmez.

Bu süreci mutlaka ama mutlaka her birey tadar.

Bazen de yalnızlıktan ürker. Korkar.

Tahammülsüz toplumuz biz. En ufak zorlukta şikayet ederiz.

*

Karantina günlerinde kapandık evlere.

Evet sıkıldık. Sanki kozamızda gibiyiz.

Mağaralarınız var ilk çağlardaki gibi yine.

Ve o mağaralara her daim kaçar sığınırız biz.

Ve gün gelir o mağaralardan güçlü de çıkarız.

Sıkılsak da, tahammülsüz de olsak güneşli günler yakın.

*

Bu kendinle başbaşa kalma hallerimiz.

Ve son dozunda.

Ve süreç başladı. Bunu görmelisin artık.

Bu gizli mağaraların aslında seni sana tanıtmaya başlamadı mı hala?

Kabuğundan çekilirsin, kabuğundan çıkarsın elbet.

Yalnızlaşırsın. Geçecek.

*

Süreçler bizim için.

Uyanmamız için.

Mağaramızdan güçlü çıkabilmemiz için. Sonra bir bakarsınız kalabalıklara yine karışırız.

Ancak uyanmış olarak.

Elimizdekilerin kıymetini bilir vaziyette. Değişmiş olarak. Güzelliklere kapı aralayarak.

*

Her varlık önce kendi içinde evrilmez mi?

Kırılma sağlayan evrelerinde gelişmez mi?

İşte ülkemiz de böyle.

Evriliyor.

Evrelerinde sancı yaşıyor.

Süreçler ağır.

Biz de öyleyiz.

Ancak mağaramızdan o süreçlerin güçlü hisleriyle ülke ve toplum olarak dimdik çıkacağız.

*

Kabuğun içeriden kırılmasını sağlamalıyız.

Dışarıdan zorla kırılmasını değil.

Eh zorlu bir süreç bu. Ancak imkânsız değil.

Rehberin sevgi olsun.

Yaşam işler. Zaman tıkır tıkır ilerler.

Sadece korkularını mı yaşayacaksın? Kabuklarını kır, aş geç ve seveceklerini de yaşa.

*

Akışta çok şey var.

Uyanışın kolay değil, ancak kolay da.

Sen, sen ol yeter.

Kırılmayı başlat ve fark et.

Ve lütfen düşün.

*

Bir kıssadan hisse vardır olmamız gereken kişiyi, olduğumuz saf özümüzün değişmemesi gerektiğini bize aktaran.

Bu kıssa da devesine binmiş olarak çölü aşmaya çalışan bir derviş, yolda dudakları susuzluktan kurumuş yaya bir adama rastlar. Yardım içimize işlemiştir bizim.

Ve başlar kıssamız;

*

Yolda dudakları susuzluktan kurumuş yaya adam dervişi görünce ondan su istemiş. Derviş de insanlık edip devesinden inmiş ve ona su vermiş.

Kana kana su içen adam susuzluğunu giderdikten sonra, birden dervişi itmiş ve deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış. Bu duruma hayret eden derviş, kaçanın arkasından şöyle seslenmiş:

"Hey yolcu! Tamam deveyi al git; ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı başkasına anlatma."

Bu isteği tuhaf bulan adam biraz duraklamış ve dayanamayıp geri dönerek bunun nedenini sormuş. Derviş şunu söylemiş: "Eğer bunu başkasına anlatırsan, bu her yerde duyulur ve insanlar bir daha çölde susuz kalmış birini gördüklerinde ona yardım etmezler."

*

Ve lütfen düşün!

Hiç bir şey karantinadan öncesi, eskisi gibi olmayacak belki ama o saf sevgi hep vardı ve var olacak.

Sadece o değişmeyecek.

*

"Bu pandemi toplumumuzu değiştirecek"

Evet.

Belki bir yıl boyunca el sıkışmayacağız.

Belki akrabalarımızı uzun zaman ziyaret edemeyeceğiz.

Dostlarımızla bir araya gelemeyeceğiz.

Ve lütfen düşün!

Sadece elimizde sevgi var.

Ve o sevgi kabuklarımızı kırıp bizi biz yapacak.

Dip notlar;

AVM’ler...

Bir şehre baktığınız zaman o şehirdeki her şey size o şehir hakkında bilgi verir. Okursunuz adeta şehri.

Size fısıldar neyin peşinde olduğunuzu; hatta size o şehir hakkında çok çok şeyler söyler. Ve sizi ifade eder aslında o çok şey.

Bir şehirde cezbedici son moda alışveriş merkezleri dediğimiz ‘AVM’ler fazla ise bu modernlik midir?

Arayış mıdır?

Olmazsa olmazınız mıdır?

Tüketim midir?

Sorgu sizin.

Son günlerde karantina hafifletmeleri arasında AVM açılışı tartışılıyor ya, ondan bir bellek güncellemesi yapalım istedim.

AVM size ne ifade ediyor?

Düşünün.

Şu günlerde tam her şey düzeliyor derken sağlığınızı koyduğunuz bu kefe ağır mı hafif mi?

Her şey sende gizli...
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdi
ğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen e
ğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yaln
ız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek suland
ığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek a
ğladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdi
ğin kadar sevilirsin.
Can Yücel...

Mutlu kalın...

Fıkra;

Temel aynanın karşısına geçerek sürekli gözlerini kapatıp bir süre sonra açıyormuş.

Aynanın karşısına geçen meraklılar Temel’e ne yaptığını sormuşlar;
– Hiçççç… Uyurken kendimin nasıl göründüğünü merak ediyorum daa…

Günün sözü;

Gördüğünü herkes sever, sen onda görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; tene değil, kalbe dokunacaksın. - Bob Marle

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@