Kaçış sendromu, kan plazması içinde bulunan protein, mineral ve sıvıların kan dolaşım sisteminde yer alan çevre dokulara, kaslara ve organlara ya da vücut boşluklarına kaçması ile meydana gelen bir durumdur. Genellikle nadir hastalıklar olan otoimmün hastalıklar, farklılaşma sendromu, yumurtalık hiperstimülasyon sendromu ve viral hemorajik ateşler  ile birlikte yılan sokması ve besin zehirlenmeleri sonucu ortaya çıkmaktadır. 

Bunların yanı sıra kemoterapi ilaçları, bazı interlökinler, monolokal antikorlar bulunan bazı ilaçlar da kaçış sendromuna neden olabilir. Bu koşul ve faktörler genellikle ikincil kaçış sendromu olarak nitelendirilir. Kaçış sendromu nedenleri arasında ikincil sendrom belirtileri bellidir. Ancak birincil sendromun nedenleri henüz kesin olarak belirlenememiştir. Ancak çeşitli biyokimyasal faktörlerin buna neden olduğu düşünülmektedir. 

Kaçış sendromu belirtileri 

Sistematik kaçış sendromu her atakta hem uzuv kasları ile sinirlere hem de sınırlı perfüzyon nedeniyle hayati organlara dolaylı olarak zarar verme potansiyeline sahiptir. Sistematik kaçış sendromu hastalarının çoğunda burun akıntısı, grip benzeri semptomlar, ishal ve kusma gibi gastro bozukluklar ya da uzuvlarda zayıflık belirtileri görülebilir. 

Bazı hastalarda gözle görülür bir belirti olmayabilir. Susuzluk ve baş dönmesi ile acile başvuran hastalarda bu sendrom tespit edilebilir. Bu tespit ile aşağıdaki sendrom ile ilişkili koşullar görülebilir. Bu koşullar şu şekildedir;

  • albümin eksikliği,
  • düşük tansiyon,
  • hemokonsantrasyon,
  • kanda görülen paraprotein türü,
  • uzuvlarda kısmi ya da genele yayılmış ödem ve soğuma görülebilir.

Tanı konulması için ilk atakta hastalığın teşhis edilmesi zor olabilir. İkincil bir şok ya da enfeksiyon, herhangi bir atak sırasında yada sonrasında hastanede yapılacak gözlem ile teşhis edilmesi gerekir. 

Tedavi

Kaçış sendromu tedavisinde atakların 2 ya da 4 gün içinde kendiliğinden düzeldiği ve iki farklı aşama ile meydana geldiği görülür. İlk aşamada 1-3 günden süren kaçış fazlarıdır. Bu süre içerisinde toplam plazma hacminin %70’inden fazlası özellikle uzuvlarda yer alan kısımlara yayılabilir. Yorgunluk ve burun akması gibi grip belirtileri ile karşılaşılabilir. Yapılması gereken tıbbi müdahale sıvı resüsitasyon ile olur. Ayrıca böbrek gibi hayati organlara kalan kan akışının arttırılması ve kılcal damarlardaki kaçışın azaltılması hedeflenir.