30.04.2020, 08:07

Kader, Kaza Ve Özgür İrade Konusu İle İlgili Görüşler

Bugün Allah nasip ederse, kaza ve kader üzerinde duracağız. Kaza nedir? Kader nedir? Kaza ile Kaderin ilişkisi ne şekilde yürür? Kaza ve Kader hakkında farklı görüşler nelerdir, Kuran ve Hadislerde Kaza ve Kader hakkında neler söyleniyor, neler anlatılıyor gibi benzeri konuları, Kuran ve Hadisler ışığında anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. İşleyeceğimiz konuda önemli gördüğümüz iki konuya ağırlık

Bugün Allah nasip ederse, kaza ve kader üzerinde duracağız. Kaza nedir? Kader nedir? Kaza ile Kaderin ilişkisi ne şekilde yürür? Kaza ve Kader hakkında farklı görüşler nelerdir, Kuran ve Hadislerde Kaza ve Kader hakkında neler söyleniyor, neler anlatılıyor gibi benzeri konuları, Kuran ve Hadisler ışığında anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. İşleyeceğimiz konuda önemli gördüğümüz iki konuya ağırlık vereceğiz.

1) Kader anlayışında yazgılarımız, yani yaşayacağımız bütün iyi ve kötü olaylar,tamamen Allah tarafından mı yaptırılıyor, yoksa bu eylem ve işlemleri insanlar kendileri mi yapıyor?

2) Ayrıca kaderin icrası olan kazaya çok kısa bir şekilde de olsa bakacağız. Kısacası bugün konumuz her yönü ile Kaza ve kader olayı olacaktır.

KAZA VE KADER ANLAŞILMASI ZOR OLAN BİR İNANÇ KONUSU OLARAK GÖRÜLÜR. BU NE DEMEKTİR?

Evet kaza ve kader konusu zor bir konudur. Çünkü İslamiyet’teki bütün mezheplerin üzerinde birleştiği,anlaştığı bir konu değildir. Birbirinden farklı görüşler çok fazladır. O bakımdan Kaza-Kader konusu, zor bir konu olarak müteala edilir. Bazı Din âlimleri Kaza-Kader konusunu mayınlı araziye benzetirler. Böyle düşünülmesinin üç sebebi var.

1) Birinci sebep, İslam âlimleri bizler ne kadar anlatırsak anlatalım Kaza ve Kaderi yine de tam anlatamayız derler.Ve bunu, bir meyvenin tadının alınmasının anlatılmasına benzetirler. Ne kadar anlatırsak anlatalım, meyvenin tadını tam olarak, anlatamayız. Tadın ne olduğunu anlayabilmek ve anlatabilmek için meyvenin tadını bizzat tatmak gerekir, derler. Kaza ve Kader konusunun da böyle de bir yönü olduğunu kabul ederler. Ancak kanatimce Kaza ve Kaderi, Kuran ve Hadislere dayanarak onların ışığında anlatırsak, hurafelerden de uzak kalırsak büyük oranda anlayacağımız ve anlatacağımız inancındayız. Ve yine inanıyoruz ki, okuyucularımız, anlatacaklarımızı, kendi görüşleri ve yorumları ile birleştirerek konuya gerekli çerçeveyi çizecekler ve kaza ile kaderin ne olduğunu anlayacaklardır.

2) Kaza ve Kaderin zor bir konu olmasının İkinci sebebi olarak da, Kaza ve Kaderin bir inanç ve iman konusu olmasının gösterilmesidir. Kader, ispatı olacak, delilleri olacak bir konu olarak görülmediği için imanın diğer şartları gibi, Allah katındangelen ve Müslüman’ın inanması zorunluluğu bulunan bir iman şartı olarak kabul edilir. Bu sebeple de kader, fazla irdelenmemesi, fazla detaylara girilmemesi gereken bir konu olarak görülür. Bu görüşte olanlar, peygamberimizin bir Hadisini delilleri olarak gösterirler. Peygamberimiz bu Hadisinde, “Sır olarak kabul edilen kader konusu üzerinde fazlaca konuşulmamalı, konunun münakaşasının yapılmamalı, kader konusuna fazlaca dalınmamalı, daha önceki bazı kavimler bu sebeple helak olmuşlardır.” buyurarak, kişilerin zihinlerini karıştıracak münakaşalara girilmemesini istemesini de ayrı bir delil olarak gösterirler.

Bu Hadis-i Şerifi göz önüne alan bazı âlimler bu sebeple, kader konusunun Allah katından gelen bir iman konusu olduğunu, çok derine inecek bir konu olmadığını iman edilip geçilecek bir konu olduğunu söylerler. O görüşte olanlara göre bir Müslüman, bunu bir iman şartı olarak kabul etmek durumundadır. O bakımdan bu konuyu çok fazla irdeleyerek kafaları karıştıracak bir duruma getirmemek gerektiğini söylerler. Kaderin zor bir konu olmasının ikinci sebebi olarak da bu konu bildirilir.

3) Kaza ve Kader konusunun tartışılacak bir konu değil inanılacak bir konu olduğunu, İmanın şartlarından birisi olması sebebi ile iman edilerek kabul edilecek bir konu olarak görülmesi gerektiğini söyleyerek bir delil olarak da bu görüşü ortaya atarlar. Delil olarak da Peygamberimizin Cebrail ile yaptığı bir konuşmayı gösterirler. Delil olarak gösterdikleri olayın anlatımı şöyledir:

Cebrail’in peygamberimizin yanına geldiği bir sıra, peygamberimize İmanın ne olduğunu sorduğu, peygamberimizin de, Amentü Duasını okuyarak “Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve resulihi vel yevmil Âhiri ve bil kaderi, hayrihi ve şerrihi minallahi Teala” duasını okuyarak, imanın altı şartını da Cebrail (as) bildirdiği ve Kader konusunun da imanın şartlarından birisi olduğunu anlattığı hadis bu hadis bu görüşte olanların delillerinden birisidir.

Demek ki bu görüş sahiplerine göre kader Amentü duası içinde yer alan imanın 6 şartından birisidir. Ve tartışılacak değil, inanılacak bir konudur.

EHLİ SÜNNETE GÖRE KAZA VE KADER NEDİR?

Ehli Sünnet mezheplerine göre kaza ve kaderin kısaca tanımlarını yapacak olursak kaza, Allah-ü Teâla’nın daha insanlar doğmadan kader defterimize takdir ederek kayıt altına aldığı her türlü eylem ve işlemin, zamanı gelince tecelli etmesidir. Yani zuhur etmesi, daha başka bir ifade ile, eylem ve işleme dönüşmesidir.

Kader ise, Allah Teâla’nın ilmi ezelisiyle ya da başka ifade ile ilmi ilahisiyle Evrenin ve Evren de bulunan her şeyin, tabi insan ve Dünya dahil başlangıcından sonuna kadar yapacağı ve uğrayacağı her türlü eylem ve işlemin yazgısıdır. Bu tanıma göre Evren, Dünya ve insan dahil canlı cansız her şeyin, başından geçecek bütün eylem ve işlemlerinin kader defterlerinde yazılı olması hâline, alın yazısı, yani kader denir.

Dediğim gibi sadece insanın değil her şeyin bir kaderi ve kazası vardır. Kuran ve hadislerden öğrendiğimize göre İnsanında, hayvanın da dağın taşında, yağmurun da yani akla gelen her şeyin de bir kaderi yani bir yazgısı vardır. Bu duruma göre kader, Yazgı demektir. Halk, bu bakımdan kadere, alın yazısı olarak bakar.

Biz şimdi insanı ele alarak kaderi anlatırsak kader, kişinin doğumundan ölümüne kadar başından geçecek her türlü eylem ve işlemlerin kader defterlerinde yazılı olması hâlidir. Demek ki kader defterindeki hayatımızla ilgili her türlü yazgı, bizim kaderimizdir.
KURAN'DA BULUNAN KADERLE İLGİLİ AYETLERE BAKIŞ

Kuran’da geçtiğine göre kaza ve kader, vahiy yolu ile gelen ve inanılması zorunlu olan İmanın şartlarından birisidir. Ayetlere baktığımızda da zaten böyle olduğunu görüyoruz. Hatta sadece insanların değil, canlı cansız bütün nesnelerin kaderlerinin bulunduğunu da görüyoruz. Ayetlerden anladığımız budur.

Öyle anlaşılıyor ki: Kuran’a göre, AllahDünyayı yaratırken, Dünyada olacak her şeyin düzenlemesini yapmış, kurallarını koymuş ve yaratacağı canlı cansız her şeyin kaderini, yani neler yaşayacağını ve hangi ölçüler içinde de kalacağını tespit etmiştir. Canlı cansız her şeyin de bir kaderinin olduğunu Tevbe, Rad ve Zümer Surelerindeki Ayetlerden anlıyoruz. Bu Ayetlerde, “Her şeyi yaratıp, yarattıklarına bir nizam veren ve her şeyin mukadderatını (Kaderini) yazan Allah’tır. (Furkan-2) buyruluyor. C.Allah böyle buyurduğuna göre bunda şüphe olabilir mi? tabi ki olamaz. Her şeyi yaratan O’dur. Ama yaratması da tesadüf ve ya amaçsız değildir. Mutlak bir sebebi hem de önemli bir sebebi vardır. Rad Suresi 8. Ayetine baktığımızda da bunu görürüz. “Rabbinizin katında, her şey bir ölçü ve düzen içinde yaratılmıştır.” (Rad-8) Demek ki kaza ve kader konusu Kuran’da geçmektedir.

Kuran’da, kaza ve kaderle ilgili daha pek çok Ayet vardır. Biz bunlardan bir ikisini daha aktaralım. Mesela Tevbe Suresi 51. Ayetinde, “Başınıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir.” (Tevbe-51) Bu Ayetten anlaşıldığı kadarı ile insanların başına gelenler, kaderinde yazılı olanlardan başka bir şey değildir.

KAZA VE KADER DE, ALLAH’IN TAKDİRİ DIŞINDAKİ BÜTÜN EYLEM VE İŞLEMLERİN SORUMLUSU, KİŞİ OLARAK GÖSTERİLİR

Kuran’da, “Başınıza gelenler Allah’ın yazdıklarıdır” buyrulmaktadır. Tabi ki bu doğrudur. İnsanın başına gelenler elbetteki kaderinde yazılı olanlardır ama, buna sebep olan da kuldur. Allah öyle yapın dememiştir. Demez de. Şöyle düşünelim. Yolda yürüyoruz ayağımızı bir taşa çarptık. Bu da kaderimizde yazılı mı? Evet yazılı. Bunda hiç şüphe yok. Ama kişi bunu kendisi yapıyor. Dikkatsizlik sebebiyle yapıyor. Çünkü Allah kuluna git ayağını karşındaki taşa çarp demez. Niye kuluna kötülük etsin. Allah, zulmedici, eza cefa verici bir yaratıcı değil ki. Senin ayağını taşa niye çarptırıp da sana acı verdirsin. Bununla ilgili bilgi Şura Suresi 30. Ayetinde vardır. Şura Suresi 30. Ayetinde, Allah’ın bizim için yazdığı şeylerin, C.Allah’ın öyle yapmamızı istediğinden değil de, bizim kendi yaptıklarımız yüzünden başımıza geldiği çok açık bir şekilde bildirilir. “Başınıza her ne musibet gelirse, bilin ki kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.” (Şura-30) buyrulması bu sebepledir. Demek ki Allah illa öyle yapın demiyor. O başımıza gelen musibet, tamamen kendi aklımız, kendi varlığımız ile yaptıklarımız yüzünden başımıza gelmektedir. Kuran’ın bildirdiği budur. Bu Ayete destek veren bir Ayet de, Fussilet 46. Ayetidir. “Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim kötü bir iş yaparsa, kendi aleyhinedir.” (Fussilet-46) buyrulması bunu göstermektedir. Bu Ayetten de şunu anlıyoruz. İyi bir iş yaparsak kendi lehimize, kötü bir iş yaparsak o da aleyhimize olacak bir iştir. Anlıyoruz ki, kaderde rol oynayan kişinin kendisidir. Başına iyiliği getiren de kendisi, kötülüğü getiren de kendisidir. Bu Ayetle sabittir.

KAZA VE KADERDE EHLİ SÜNNET MEZHEPLERİNİN KURAN'A DAYANDIRDIKLARI GÖRÜŞLERİ NELERDİR?


Ehli sünnet mezheplerinin de farklı yönleri olmakla beraber, daha çok ortak yönlerinin olduğundan bahsedilir. Bu görüşe göre Kader, ne tamamen Allah tarafından yazılır ne de insanlar tarafından tecelli ettirilir. Ehli Sünnete göre Kaderi yazan Allah’tır.

Kuran’a göre insanların önce ruhları yaratılmıştır. Adem’den, kıyamete kadar dünyaya ne kadar insan gelip geçecekse öncelikle onların ruhları yaratılmış ve hepsi de cennette levhi mahfuz denilen muhafaza levhasında koruma altına alınmıştır. Daha sonra da sırası geldikçe bedenleri yaratılan insanların ruhları da, yaşamları için dünyadaki bedenlerine gönderilmiştir.İnsanların ruhları yaratıldığı anda, kaderleri de yaratılmış ve yine ruhlarının yanında kader defterleri de koruma altında tutulmuştur.

İnsanı yaratan Allah, kaderi yaratan da Allah’tır. Bunu Zümer Suresi 62. Ayetinde görüyoruz. Bu Ayette C. Allah, “Allah (kader dahil) her şeyin yaratıcısıdır. O her şeyi bilen ve yapandır” buyurarak kader dahil her şeyin yaratıcısının kendisi olduğunu bildirmektedir. Kuran’a göre kişinin bir ömür boyu başına gelecek her türlü iyilik ve kötülüklerin kayda alınması tümüyle Allah’ın takdirindedir.

Yine Şura Suresi 30. Ayetinde, “Başınıza gelen her hangi bir musibet (her hangi bir hayır, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Buna rağmen C.Allah) bunların bir çoğunu affeder.” (Şura-30) buyrularak kişinin başına gelen her şeyin kendi işlediklerinden olduğu vurgusu yapılarak kişi iradesine bağlama yapılmaktadır.

Bu görüşte olanların delillerinden birisi de, Necm Suresi 39., 40. ve 41. Ayetleridir. Bu Ayetlerde de, Allah “Herkes bilsin ki, insan için kendi çalışmasından başka hiçbir şey yoktur.” “Ve kişinin bu çalışması da, ahirette görülecektir”, “Sonra da ona (Bu çalışmasının) karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm-39,40,41) buyurarak, her şeyin kişinin kendi çalışması ile ilgili olduğunu tekraren bildirmektedir.

Bu Ayetler dışında, her şeye sebep olacak kişi iradesi ile ilgili olarak Hz.Ömer’e atfedilen bir olay anlatılır. O olay da kaderde kişi rolünün olduğunu göstermesi açısından İslami yazarlar tarafından örnek olarak gösterilir. Rivayet edildiğine göre bir gün Hz. Ömer Şam valisini ziyarete gider. Şam Valisi, Hz. Ömer’i bir mola verilen yerde karşılamak için yola çıkar ve Şam’a yakın bir yerde karşılaşırlar. Hemen orada Vali Hz. Ömer’e şu bilgiyi verir. “Ey Halifem! Şam şehrinde veba hastalığı yaygın haldedir. Şam ziyaretinizde Siz şimdi halka temas edeceksiniz.Ola ki bir tehlike doğarsa üzülürüz.Takdir sizin der.” diyerek Hz. Ömer’i bilgilendirmesi üzerine,o veba tehlikesinden etkilenmemek için Hz. Ömer Şama çok yaklaştığı halde, seyahatinden vazgeçerek Medine’ye döndüğü İslami kayıtlarda geçer. Hatta bu konu ile ilgili sahabelerden birisinin yaptığı bir tenkitte aktarılır.

Nakledildiğine göre, Hz. Ömer’in Şam’a gitmekten vaz geçtiğini görenEbu Ubeyde ismindeki sahabe, Hz. Ömer’e, “Ya Ömer! Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun.” deyince Hz. Ömer, “Evet ya Ebu Ubeyde.Ben Allah’ın bir kaderinden yine Allah’ın diğer bir kaderine geçiyorum.” şeklinde karşılık verdiği söylenir. Kısacası, Hz. Ömer, kaderin tayininde, kişi iradesinin karar verdiğini bu davranışı ile göstermiş olur.

Bu görüşe göre kader yazılıdır ama yazılanlar bizim yaptıklarımız ve yapacaklarımızdır. Ancak hangi halde olursa olsun yapılan bütün eylem ve işlemler, Allah’ın bilgisi dahilindedir. Allah, kişi iradesi ile de yapılsa, bunları ilmi ilahisi ile bildiği için kişinin kaderine yazmıştır.

ALLAH HER ŞEYİ BİLİR Mİ? BİLEMEDİĞİ BİR ŞEY OLAMAZ MI?
 

Allah her şeyi bilir. Her şeyi bilir deyince evrende olan hiçbir şey, her şeyin dışında kalamaz. Aklımıza gelen her türlü olaylar, her türlü kıpırdanmalar, hareket ve davranışlar, hatta insanların her türlü düşünceleri her şeyin içine girer. Öyleyse Allah’ın evrende, dünyada bilmediği hiçbir şey olamaz. Kuran’da da bunun böyle olduğu Ayetlerle sabittir. O Ayetlere bakarsak herhalde durum daha iyi anlaşılacaktır. Maide-97 “Muhakkak ki Allah, gökte ve yerde ne varsa, hepsini bilir ve bunu da, sizin şüphe etmeksizin (böyle olduğunu) bilmenizi ister.” Bakara Suresi, 231. Ayetinde de, “Biliniz ki Allah, her şeyi bilir.” Lokman Suresi 34. Ayetinde de, “KıyametVakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yağmuru o yağdırır. Rahimlerde olanı O bilir.Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir ve her şeyden de haberi olandır.”(Lokman-34)

Bu üç Ayetten de anlıyoruz ki, C. Allah, kullarının gelecekte ne yapacaklarını kesin olarak bilir. Eğer biz Kalkar da C. Allah’ın, kullarının yaşamları boyunca ne yapacaklarını bilemeyeceğini düşünürsek, haşa, Allah yalan söylemiş olur. Çünkü Ayetler de her şeyi bildiğini söylüyor. Ancak Allah’ın her şeyi bildiği konusunda çok sabit fikirliler hariç, herkes hemen hemen hem fikirdir. Demek ki Allah Celle Celalühü her şeyi bilir. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

KAZA VE KADER DEĞİŞEBİLİR Mİ?
Evet değişebilir. Bunu Kuran’dan ve Hadislerden anlıyoruz. Mesela şarta bağlı olan kazalar vardır ki bunlar değişebilir. Bu da, Ayetle sabittir. Ayrıca Allah’ı hoşnut edecek duanın, sadaka ve yapılan iyiliklerin, sılayı rahimde bulunmanın ömür kaderini değiştirebileceği, Kuran ve Hadislerde açıklanmaktadır. Bu bakımdan rahatlıkla şunu söyleyebiliriz. İnsanın kaderi, Allah tarafından değiştirilebilir. Bu Ayetlerle Hadislerle sabittir. Bunlardan bazılarına bakarsak konu her halde daha iyi anlaşılacaktır.

Rad Suresi 39. Ayetinde “Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit bırakır. Bu, O’nun takdirindedir.” (Rad-39) buyuran Allah Teala’nın dilerse Kaderde yazılanları da silebileceğini bu Ayetten anlıyoruz. İslam ulemasının görüşü de bu yöndedir.

Kuran ve Hadislerde verilen bu bilgilere göre Kaderin tecellisi olarak görülen kazanın iki şekilde tecelli edeceği anlaşılmaktadır.. 1) Kazayı Muallak, 2) Kazayı mübrem olmak üzere. Kazayı Muallak, bir şarta bağlı olan değişebilecek kazadlardır. Kazayı mübrem ise, değişmeyecek olan kazalardır.Kaf Suresi 29.Ayetinde “Sözümüz değiştirilmez” buyrulması, kazayı mübrem için söylenmiş bir Allah sözüdür. Rad Suresi 39. Ayetindeki “Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit bırakır. Bu, O’nun takdirindedir.” (Rad-39) sözü de kazayı Muallak için söylenmiş bir sözdür. Demek ki Kuran’a göre de kaza ve kader şarta bağlı olarak değişebilir.

Secde Suresi 17. Ayetinde de kişinin yaptığı iyilik hayır hasenat karşılığında O kişi için C. Allah’ın katında ne mükâfatlar, ne mutluluklar saklandığını hiç kimsenin bilemeyeceği zikri yer alır. “Kulumun bu yaptığı iyiliklere karşılık, onlar için katımda ne mutlulukların saklandığını hiç kimse bilemez.” buyurduğu bu Ayetinden amacın, müfessirlerin ifadesine göre, kişilerin ömürlerinin uzayacağı, belalardan kurtarılacağı haberidir. Yine bakara Suresi 262 ve 264. Ayetlerinde, “Mallarından, fakirlere, onları kırmadan, başa kalkmadan yardım eden, iyilik yapan, sadaka veren kimselere Allah’ın has mükafatlarının olduğu ve bu mükâfatlardan birisinin de ölüm kaderinin değişmesi olduğu” müfessirlerin ifadesinden anlaşılmaktadır. An-

cak yukarıda da ilettiğimiz gibi, kişinin dua, sadaka, sıla-i Rahim, iyilik yapma gibi, Allah’ın kabul edeceği bir hayırlı işi yapması gerekiyor. Ayet ve Hadislerden anladığımız budur. Yani C. Allah’ın hoşnut olacağı bir hayırlı işin ifası gerekiyor. Hadislerde de bu anlayışı görürüz. Bir kaç örnek verirsek her halde daha iyi anlaşılacaktır

1) “Sadaka ömrü uzatır, belaları defeder”(Taberani)

2) Sadakayı Allah için verin. Umulur ki, ömrünüz madde olarak uzar.”(Buhari)

3) Kaza-i Muallakı hiçbir şey değiştiremez. Yalnızca dua değiştirir. Ve insan ömrünü yalnız iyilik yapımı artırır. (Müslim)

4) “Kim rızkının bol olmasını, ömrünün uzamasını isterse, Sıla-i Rahim yapsın.” (Hz.Enes)

Enes B. Malikten rivayet olunduğuna göre, Peygamberimiz,Sıla-i Rahmin ömrün uzaması ve rızkın bol olması açısından kaderin değişebileceğini bildirmiştir. Bütün her şeyi yaratan ve bir ölçü içinde düzenleyen O olduğu için dilerse ilmi ilahisiyle her şeyi siler ve her şeyi de değiştirebilir.

Yukarıdaki ayet ve hadislerden çıkarılacak sonuç şu olmaktadır. “Sadaka, dua, yapılan iyilik ve sıla-i Rahim olayları, Allah’ın izin ve takdiri ile Kaderi de, kazayı da değiştirebilir. Delillerimiz, yukarıdaki ayet ve hadislerimizdir.

Kader hakkındaki farklı görüşler

Kader konusu İslam âlimlerini çok meşgul eden bir konudur. Bu bakımdan kelam, tasavvuf ve İslam felsefesinde kader konusunu ele alınmış ve çok derince incelemeye tabi tutulmuştur. Sonuç olarak söylersek birbirinden farklı üç görüş ortaya çıkmıştır.

1) Birinci görüş, Cebriye’ya dayanan ve kulun eylem ve işlemlerinde hiçbir iradesinin olmadığını savunanların görüşü. Bu görüşte, insan eylem ve işlemlerinin tamamı Allah’a izafe edilir. Bu bakımdan Eylem ve işlemlerde kişinin kudret ve iradesinin olmadığına inanılır. Cebriyeye göre her türlü yönlendirme Allah’a aittir.

2) İkinci görüş, Kaderiyye ve Mutezile görüşüdür. Bu mezhepler, ihtiyar görüşüne meyillidirler. Bunlara göre de Allah, insanlara eylem ve işlemlerinde her türlü işi yapma gücü vermiştir. Allah’ın hiçbir müdahalesi yoktur ve müdahalesi de olamaz. Çünkü Allah insanları yaratırken akıl fikir ve irade gücü vererek onu eylem ve işlemlerinde özgür bırakmış ve kendisini devreden çıkarmıştır. Bu özelliklerle yarattığı insanın hiçbir işine,hiçbir düşünüşüne ve hiçbir davranışına karışmamaktadır.

Kaderiye ve Mutezile mezhepleri, bu düşünceleri dolayısı ile kaza ve kader konusunda Allah’ı devreden çıkarırlar. Kader diye de bir şeyi kabul etmezler. Yani alın yazısı diye bir şey yok görüşündedirler. Her şeyin insan iradesiyle gerçekleştiği inancı vardır.

  • Üçüncü görüş ise, bir orta yol tutarak eylem ve işlemler de Allah’a ve insana eşit görevler veren Ehli Sünnet mezheblerinin görüşüdür. Ehli sünnet mezheplerine göre Kaza ve Kader konusunda, Allah’ın takdir ettiği eylem ve işlemler de vardır,kişinin özgür iradesinin rol oynadığı eylem ve işlemler de vardır. Ehli Sünnet mezheplerinin bu konudaki görüşlerinin özeti budur. Ülkemizde bu görüş sahiplerinin ağırlığı bulunması nedeni ile Ehli Sünnet mezheplerinin görüşünün biraz daha açılmasında fayda olacaktır.

AYET

Göklerin ve yerin hükümdarlığı Allah’ındır. Allah’ın her şeye gücü yeter.”(Âli İmran-189)

HADİS

Bir insan az ibadet etse de, güzel ahlakı sayesinde, en yüksek dereceye kavuşur.” (Taberanî)

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@