Salim Çetin'in 22 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Ülkemizde, bilindiği gibi kadın haklarıyla ilgili mücadelelerin tarihi bir hayli eskiye ve zorlu bir geçmişe dayanıyor.

 

Halide Edip’ler, Behice Boran’lar, Beria Onger’ler, İzmir’den 1935’te parlamentoya giden ilk kadın Benal Nevzat’lar hemen aklımıza gelenler. Kurtuluş Savaşı’ndaki öncü kadınları saymıyorum bile…

Geçenlerde İlhan Pınar, 1810’lu yıllarda İzmir’de kuraklıktan kaynaklı ekmek ve buğday kıtlığına karşı kadınların, 1826’da devrin İzmir Valisi Hasan Paşa ile karakol komutanı Hacı Bey’e nasıl isyan bayrağını çektiklerini ve Vali'yi buğdaya narh koymaya razı ettiğini yazıyordu. Demek ki kadınlardaki bu demokratik hak arama geleneği hep olmuş ve bundan sonra da olacaktır.

Kadın hareketinin bu tarihsel geçmişini bilmeyenler olmalı ki bu alanda aktif bir çalışma yürüten Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği kapatılma tehdidiyle karşı karşıya.

Gerekçe, “aile değerleri”ne zarar vermek imiş…

Oysa, bu Dernek'in kuruluşuna bakıldığında, yukarıda gösterilen gerekçeyi görmeniz mümkün değil. Dernek, 2010’daki Münevver Karabulut cinayetinden hemen sonra kurulmuş.

Kuranlar, öldürülen kadınların aileleri ve demokrat nitelikli kadınlardan oluşuyor.

Kuruluştaki amaç; bir yanıyla kadın haklarını savunmak, diğer yandan da kurumlara olan güvensizlik olarak belirtilmiş. Yargılama süreçlerindeki aksaklıklar, kadını eşit yurttaş saymayan anlayış buna örnek gösteriliyor.

O tarihten sonra da Dernek aktif olmuş, ailelere hukuki yardımda bulunmuş, kadın cinayetleriyle ilgili bilgileri kamuya düzenli olarak rapor halinde sunmuş.

Böylece, kamuoyunun hem bilgilenmesi hem de kadınlar lehine oluşmasına muazzam bir katkıda bulunmuş.

Bunun yanında kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı da bu Dernek'in faaliyet alanı içinde.

Dernek, ayrıca toplumsal kültürümüzden kaynaklanan erkek egemen bakış açısının yanlışlığını toplumda tartışmaya açmanın yollarını aramış.

İşte, şimdi bu Dernek'e yetkililer, “aile değerlerine zarar veriyor” diye dava açmış ve kapatılması isteniyor.

Kadınlara yönelen şiddeti, sonu ölümlere varan vahşeti önleyemeyen siyasi güç, işin kolayına kaçıp bu duruma itiraz eden, bunun düzeltilmesini isteyen kadınları ve onların örgütlerini kapatma yoluna gidiyor. 21. Yüzyıl'da gelinen nokta, ülkemizde bu demek ki!

Tabii burada kadına evin içinde rol biçen zihniyeti de unutmamak gerekli. Çünkü bunlar; haksızlığa itiraz eden, eşit birey olmayı savunanı kadını “aile değerleri”ne karşı gelmekle suçluyor.

Anlaşılan kapatma davasının konuşuluyor olması bile nerelere kadar gidildiğine bir işaret olsa gerek.

Oysa, sorun basit; kadınlar artık eşten boşanma durumunda öldürülmeyi istemiyor, şiddetin olmadığı bir dünya ve eşit haklar istiyor.

Bunların aile değerlerimizle de uyumlu olmadığını kim iddia edebilir ki!

Benim bildiğim, aile değerlerimiz de dini değerlerimiz de öldürmeyi, kadını ikinci sınıf olarak görmeyi kabul etmiyor.

Ama güncel siyaset bunu savunup toplumsal hak arayışlarının alanını genişleteceğine bundan korkuyor ve dolayısıyla kadın hareketinin en aktif örgütlenmesi olan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği’ni kapatmayı deniyor. İlerlemeye karşı olmak böyle bir şey olsa gerek! Ne diyelim…

***

BÜYÜKŞEHİR VE KADIN ÖRGÜTLERİ…

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın Çalışmaları Müdürlüğü, toplumsal hafızamızda yer alacak güzel bir çalışma ortaya koymuş. “1980 sonrası İzmir Kadın Hareketi” adıyla bir kitap oluşturmuş.

Kitapta, özellikle 1980’li yıllardan sonraki kadın hakları konusunda çalışma yürüten kadın kuruluşları yer alıyor.

Okuyunca göreceksiniz, bir gökkuşağı gibi; İlerici Kadınlar Derneği’nden Dikili Kadın Platformu’na, Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’ndan Antimilitarist Kadın Hareketi’ne, Mor Çatı’dan İzmir Kadın Dayanışma Grubu’na kadar yüzlerce kadın örgütünün kuruluşu, amacı ve neler yaptığı anlatılmış.

Merak edip saydım, yüz on iki (rakamla: 112) dernek, vakıf, platform kitapta yer almış.

Bir de kadınların çıkardığı dergiler ve gazeteler var; “Cımbız”, “Nifak” ve “F Dergi” ve “Kazete” gibi. Bunların öyküleri de var; kim çıkarmış, içeriklerinde ne işlenmiş vb.

Kitap aynı zamanda tarihe bir belge niteliğinde…

Kitapta, yüzlerce isim arasında benim de tanıdığım ve birlikte çalıştığımız isimler de yer almış:

Türkan Miçooğulları, Engin Demir, Türkan Kasapoğlu, Yıldız Belger, Sema Övgün, Emel Denizaslanı, S. Nazik Işık gibi kadın örgütlenmesi içinde aktif yer almış, kurdukları derneklerde bunun mücadelesini vermiş kadınlar…

Şimdi anlatmaya kalksam her birinin çabası, mücadelesi elbette bu yazının boyutlarını aşar.

(Bu arada belleğimin azizliğine uğrayıp unuttuklarım beni bağışlasın!)

O yaşanan deneylerden hareketle söylüyorum ki İzmir, kadın hakları konusunda zengin bir örgütlü güce sahip.

Gerisi teferruat…