Güler Kalay'ın 11 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

07 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirilen NATO Dışişleri Bakanları toplantısında NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Müttefikler, cesur Ukraynalıların evlerini ve ülkelerini savunmasına ve işgalci güçleri geri püskürtmesine yardımcı olmak için şimdi orta ve uzun vadede çok şey yapıyor ve daha fazlasını yapmaya kararlı” ifadeleriyle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın henüz bitmeyeceğinin sinyallerini vermiştir. Genel Sekreter ayrıca,Donbas’ta büyük bir savaş beklentisinde olduklarını, bu nedenle de Ukrayna’ya desteğin arttırılmasının aciliyetini vurgulamıştır. Rusya-Ukrayna çatışmasında uzun vadeye hazırlıklı olun diyen Genel Sekreter, savaşın aylarca hatta yıllarca da sürebileceğini belirtmiştir. Gürcistan ve Bosna-Hersek için de destek verilmesi gerektiği belirtilen toplantıda,aslında Rusya’nın etrafının çevrelenmesinin Batı çıkarları için gerekliliği vurgulanmıştır. Savaşın uzun sürmesinin Ukrayna halkı için daha büyük yıkımlar getireceğinin de belirtmesine rağmenNATO’nun Doğu’daki çıkarlarının bunu gerektirdiği anlaşılmaktadır.NATO, Doğu’ya açılan en önemli kapının, Ukrayna’nın ne pahasına olursa olsun kontrolü altından çıkmasını istemediği açıktır.

Aynı gün Ukrayna ile Rusya arasındaki 29 Mart İstanbul Müzakereleri’ne uygun olarak beklenen anlaşma taslağında, müzakerelerde alınan kararlardan Ukrayna tarafının saptığı yönündeki açıklamalarıyla Rusya tarafı anlaşma taslağını kabul edilemez bulmuştur. Rusya Federasyonu Dış İşleri Bakanı Lavrov, açıklamalarında Ukrayna’nın ABD tarafından yönlendirildiğini belirtmiştir. Ukrayna tarafından gönderilen taslak anlaşma metninde Kırım ve Donbas konularının, iki ülke liderlerinin görüşmesiyle netlik kazanacağının belirtildiğini ifade eden Lavrov, Zelenski’nin liderler görüşmesinin ancak çatışmaların son bulmasından sonra mümkün olacağı yönündeki açıklamalarını da hatırlatmaktadır. Yani Kiev, İstanbul’da kabul etmiş olduğu Kırım ve Sevastopol’un Ukrayna’nın gelecekteki güvenliği kapsamında olmadığına yönelik kararına uymamaktadır. 29 Mart’tan bu yana değişen nedir? NATO’nun tüm müttefiklerini Ukrayna’ya daha fazla destek vermeye davet etmesi, çatışmanın kısa vadede çözülmeyeceği, aylarca veya yıllarca sürebileceği yönündeki açıklamalarının Kiev’in müzakere kararlarını etkilediği açıktır. Ukrayna Lideri Zelenski’nin Yunanistan Parlamentosu’na online olarak katılması ve Yunanistan’ın Ukrayna’ya destek vermesi yönündeki talepleri de bunun bir diğer işaretidir. Zelenski, müzakerelere odaklanmaktan daha çok çatışmanın sürdürülmesi ve dış destek arayışlarına odaklanmaktadır. Zelenski’ninAzovTaburu”ndan Rum asıllı iki neo-faşisti propaganda aracı olarak kullanması ve Odessa’da kurulmuş olan Etniki Eterya örgütüne gönderme yaparak iki ülkenin tarihsel bağlarının uzun geçmişe dayandığı yönündeki iddiaları da dikkate değerdir. Zelenskiy Rusya-Ukrayna çatışmasının başladığından bu yana pek çok ülkeye çağrı yapmış ve bu çağrılarında söz konusu ülkeyle Ukrayna arasındaki ilişkileri ve tarihsel olayları öne çıkarmaya çalışmıştır; ancak Başkan Zelenski’nin tarihsel olayları gündeme getirerek hitap ettiği ülkelerin siyasi karar alıcılarını etkilemeye çalışırken dile getirdiği tarihsel olayların etkilediği toplumlar/ülkeler üzerindeki sosyo-psikolojik önemlerini göz ardı edebildiği görülmektedir. Yunan parlamentosunu etkilemek için gündeme getirdiği “Filiki Eterya ve Enosis”, 1700’lü yılların sonunda, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı “Büyük Helen Devleti” idealiyle oluşturulmuş olan bir örgüttür. Türklere karşı faaliyetleriyle bilinir.1954 yılında Kıbrıs’ta kurulmuş olan EOKA örgütünün tarihsel arka planını oluşturmaktadır.

EOKA örgütünün, 1955’te Ada’daki Türklere karşı etnik faaliyetlerine başlamasının ardından Londra’da “Kıbrıs ve Doğu Akdeniz” Konferansı başlamıştır. Konferansta Yunanistan Enosis isteğini dile getirmiş, İngiltere ise Ada'nın tümünün kendisine bağlı olması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir. Türkiye’yi temsil eden dönemin Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Ada’daki iki halkın eşit olduğunu ve statükonun devamını savunmuştur. Konferans devam ederken, malumu olduğumuz 6-7 Eylül Olayları gerçekleşmiştir. İstanbul’daki Rumlara karşı provokasyonla başlayan olaylar nedeniyle Londra Konferansı’ndan somut bir sonuç çıkmazken, Türkiye ile Yunanistan ilişkileri gerilmeye başlamış ve EOKA’nın Kuzey Kıbrıs’taki Türklere karşı etnik saldırıları artmaya başlamıştır. 2014 yılından bu yana AzovTaburları’nın ve Nazi kalıntılarının Doğu Ukrayna’da gerçekleştirdiği katliamlarla şekillenen Batı Ukrayna ile Doğu Ukrayna ilişkileri, EOKA’nın Kuzey Kıbrıs’taki Türklere karşı eylemleriyle şekillenen Güney Kıbrıs-Kuzey Kıbrıs ilişkileriyle benzerlik taşımaktadır.

Türkiye ile yakın ilişkiler içinde olan Ukrayna’nın liderinin,bu çatışmanın ilk gününden itibaren diplomatik girişimlerde bulunarak arabuluculuk rolünüüstlenen Türkiye’de kamuoyu için “Eterya ve EOKA”nın etkisini göz ardı etmiş olmasından ziyade bilmediğini düşünmek istiyorum. Ukrayna bugün, Yunanistan’ın geçmişte Batılı emperyalistler için gerçekleştirdiği görevi üstlenmiştir. Batının jeopolitik çıkarları,nasıl ki Birinci Dünya Savaşı’nın ertesinde Kurtuluş Savaşı’nda Yunanistan’ı desteklediyse, bugün de Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna’yı desteklemeyi gerekli kılmaktadır. Etnogeopolitika etnik sorunlar üzerinden inşa edilmeye devam etmektedir.