22.07.2018, 06:47

Kanıksama...

İnsanın değil başkasını, kendisini bile gerçek anlamda tanıması çok zor olan bir dünyadayız değil mi?

Cevap evet.

Ortaya çıkan bu dönem birbirini tanıyamama, ruhların kaybolduğu, her şeyin kanıksandığı bir dönem olarak karşımıza çıkıyor ne yazık ki değil mi?

Cevap evet.

 ‘Çok tekrarlanmak yüzünden etkilenmez, tepki göstermez olmak, alışmak olan’ kanıksamak her  yönden sarmakta bizi. Tıpkı dayaktan korkmayanın artık onu kanıksadığı gibi değil mi?

Cevap yine evet.

*

 

Hayatın tam içine baktığınızda tüm o kölelikleri ve samimiyetsizlikleri, ele geçirilmişlekleri, çıkar için kullanmaları görebilirsiniz.

Bu galiba yeterince sevmediğimiz ve sevilmediğimizden kaynaklanıyor.

Biz dayanıklı yaratılan insanoğlu zamanı geldiğinde pek çok zorluklardan çıkabilir, pek çok görmeye katlanamadığımız olayı kanıksayabilir ve pek çok kötü muamele ile başa çıkabilir.

Ancak temel duygumuz sarsıldığında bağları da çabucak koparabilir.

*

 

Ülkemizdeki son olaylar  bizim kanıksadığımız gerçekleri de bize gösteriyor tüm çıplaklığı ile.

Bir olay biter, biri başlar.

Bir çocuk ölür, hop oturur hop kalkarız başka olayla onu bile kanıksarız.

Çünkü konuşacağımız yenisidir.

Yeni olay ile uzun zaman oyalanırız, sonra yine unuturuz.

Aslında bize söylenen düzen şudur:

‘Nasıl davranışa alışılırsa o kanıksanır.’

Hüküm bu.

*

Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış kişiler iyi davranışları hakettiklerini anlayamıyorlar.

Sevgi üzerine kuramadıkları yaşamları, acı ve korku üzerine kuruluyorsa şayet hikaye yaratılabilir mi?

Ya da var olan hikayeleri ise anlamını yitirmez mi?

Oluşturulanlar gitmez mi?

Hissettiklerinle şaşkın, umutsuz kalınmaz mı ortada?

Kalınır.

Hatta aldatılmayı kanıksayarak kalınır ortada.

Hatta bile bile öylece kalınır.

Bize yaşatılanlarla kalınır.

 

*

Sonra düşünür insanoğlu.

Ancak yine de düşünse de taşınsa da kendisine  yaşatılanları başkasına da yaşatıverir. Her şeyi de unutuverir.

Peki neden başkasına yaşatırız tüm yaşadıklarımızı?

Sevgi açlığından ve korkudan.

Peki neden kanıksarız her şeyi sorgulamadan?

Korkunun sizi ele geçirmesinden.

Unutmak istmenizden ve verilenlerin, dayatılanların doğruluğunu sorgulamadan kabulün kolay olduğundan.

Kısaca kolaya alışmaktan.

*

İnandığından vazgeçenler, aslında olduğundan daha farklı, görünenler, bildiğinden başka görünerek daha bilgili olma çabası ile kabullü hayatlar içinde olanlar kanıksadıkları her olayın bir gün gelip ruhlarını bulacağını bilmeli.

Lütfen zamanı geldiğinde kendi ruhunuzun gerçeğiyle yüzleşin.

Kandırmayın.

Kandırılmayın.

Kanıksamayın.

Çok yaşanan olaylar sonucunda artık etkilenmez, alışır durumuna sokmayın kendinizi.

 

*

Kanıksamalar bittiğinde zihinsel yorgunluklarınız da bitecek, huzur bulacaksınız. Dahası sonrasına, daha büyük güzelliklere zemin hazırlayacaksınız.

Sağlıklı zihin size çok güzel kapılar açar emin olun.

*

Bunları başarmanın sırrı  iyi düşünmek ve bakış açınızı değiştirmek.

Hatta buna zorunlusunuz artık.

Aç gözlülükleri bitirmek zorundasınız.

Tevazuyu ellerinize almak zorundasınız.

Dengeyi kurmak zorundasınız.

Ben merkezciliği silmek zorundasınız.

Ve en önemlisi uyutulmayı kabullenmemek zorundasınız.

Çünkü zaman yitip gidiyor.

Siz de yitip gitmemek için imkansızı dahi başarmak zorundasınız...

 

*

Lütfen korkulardan arınıp çıplak kalmaktan korkmayın.

Maskeleri düşürmekten korkmayın.

Çıplak kaldığınızda savunmasız kalmazsınız.

Aksine güven ile donanırsınız.

 

DİP NOT;

Yeni tohum ekin...

Her sabah uyandığımızda bir düzine erteleme, günün geri kalanında kötü düşünme. Bitmek bilmeyen sorunlar. Toplumsal kaygılar.

Diyebilir miyiz ki; ‘yarın ben uyandığımda her şey daha güzel olacak ve yeni bir gün yaşayacağım.’

Bu yeni bir tohumdur.

Deneyin.

Yeşerecektir.

Sizin için olumlu düşünme sürecidir adı. Bu tohum düşünce yapınız içinde şekillenmeye başladığında yeni fikirler, yeni duygular sizi daha da çok ateşleyecek.

Ancak yeni ekilen bir tohum nasıl uzun zamanda büyüyorsa bu süreç de uzun olacak.

Ama küçük adımlar büyük adımlara dönüşür değil mi?

O nedenle sabır bilin ki o küçük adımı büyütecek.

Yavaş yavaş şekillenecek olan ‘yeni siz’ ile  nefretlerininiz yerini sevgiye, dışarı atılan öfkeleriniz yerini güzelliklere bırakacak. Ve bunun sonucunda kalbinizde o mutluluğu hissedebileceksiniz.

Lütfen bu tohumu ekin, yerleştirin ve yetiştirin.

Bu tohumu yaşama geçirdiğinizde daha sevgi dolu, daha üretgen, daha huzurlu olacaksınız. Kendini iyi hissetmek ve ego merkezi yenmek ve ardından öfkeyi dizginlemek için yapmanız gerekenlerin sadece sevgiye kapı aralamak olduğunu gördüğünüzde kalbiniz huzur bulacak.

Mutlu kalın...

 

FIKRA;

İngiltere’yi gezmek isteyen Temel, İngilizce bilmediğinden arkadaşı Dursun’a sormuş:

– Ula Tursun, İngiltere’ye cidince onlarla nasıl anlaşacağum da?

Dursun Temel’e akıl vermiş:

– Bak uşağım, konuştiğun her cümlenin sonuna “ing” koy, onlar senin ne demek istediğuni anlarlar.

Temel İngiltere’ye gitmiş ve soluğu bir cafede almış. Dursun’un verdiği aklı uygulamak isteyen Temel, garsonu çağırmış:

– Sen bana bir çay getirebiling?

Bunu duyan garson, çayı hemen getirmiş.

Temel garsona sormuş:

– Bak, ben ne güzel ingilizce konuşuyoring değiling?

Garson cevabı yapıştırmış:

– Ben Türk olmaying, sen nah içerdin çaying!..

 

GÜNÜN SÖZÜ;

‘Dünya da akla değer veren yok madem, aklı az olanın parası çok madem, getir şu şarabı, alsın aklımızı, belki böyle beğenir bizi el âlem.’

Ömer Hayyam...

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@