Salim Çetin'in 6 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Şehrin batı yakasından (Çeşme, Alaçatı, Seferihisar ve Urla) İzmir’e gelenler Üçkuyular semtine vardıklarında meydanda ve devamında Hatay semtine kadar uzanan İnönü Caddesi’nin iki yakasındaki bütün direklerde, Konak Belediyesi’ne ait flama, bayrak ve Atatürk resmi; caddenin hemen öbür yanında ise gene aynı biçimde Karabağlar Belediyesi’nin görselleriyle karşılaşırlar.

Seçimlerde yapılana benzer bir görüntüdür bu; yıllardır hiç değişmeden sürer, gider.

Sorsanız kurumlar bunu tanıtım etkinliği olarak adlandırabilir. Dışarıdan bakan içinse görüntü kirliliği…

Gerçekten de öyle değil midir? Yüzlerce flama, bayrak, bütün direkler donatılmış…

Denebilir ki “Ne var bunda, kurumlar kendini kamuya tanıtıyor!”. Ancak tanıtım öyle ince bir çizgi ki azıcık aşınca propagandaya kayabiliyor.

Propaganda siyasi çalışmalarda kullanılan bir yöntem ama hizmetin esas olduğu belediyelerde sevimsiz bir çaba gibidir. Kurumu ‘iş yapacağına reklam yapıyor’ algısıyla baş başa bırakabilir.

Ünlü kurumsal iletişim uzmanı Alaeddin Asna, halkla ilişkileri ve bu tür tanıtım faaliyetlerini “…kuruluş hakkında halkoyunda olumlu bir imaj yaratmak…” olarak tarif ettiğinde sanıyorum hizmetle güçlendirilmiş tanıtımı kastediyor olmalı. Yoksa içi boşaltılmış bir propaganda amaçlanmıyor burada.

Bir başka nokta da şu: İkisi de aynı partiden olan iki belediyenin, kıyasıya bir rekabet gibi görülebilecek bu tür bir yarış içinde olmasına gerek var mıdır? Var ise bunu her yere kurumun görsellerini asarak mı yapması gerekir? Başka bir deyişle bu aynı zamanda “Türk’ün Türk’e propagandası” değil midir?

Kısacası bu argümanları çoğaltmak mümkün…

***

Hazır söz iki belediyeden açılmışken, yıllarca bu kurumlarda çalışmış biri olarak, bu kurumlardaki halkla ilişkiler ve diğer tanıtım çalışmalarından söz etmek isterim:

Bilindiği üzere Karabağlar Belediyesi; Karabağlar, 6 Mart 2008’de Konak’tan ayrılıp ilçe olunca kurulmuştu. Ayrıldığında ne bir bina ne doğru düzgün bir altyapı vardı. Dolayısıyla her şeyin sıfırdan kurulması gerekiyordu. Nitekim öyle de oldu. Başlangıçta hizmetler, derme çatma kiralık bürolarda sürdürüldü.

Daha sonra toparlanma başladı ve dördüncü yılında kendi binasını bile almış oldu Karabağlar. Bu konuda Başkan Sıtkı Kürüm’ün becerisini unutmamak gerek.

Tabii yeni kurulan kurumların tanıtımı da ayrı bir sorundur.

Kamuoyu sizi tanımıyor, siz kendinizi tanıtacaksınız ayrıca bir de kurumsal bir kimlik edineceksiniz o arada.

İşte o dönem, yetkin bir isim olan Cengiz Üzün imdada yetişmiş, başkan yardımcısı sıfatıyla bu işlere el atmıştı.

Cengiz Hoca, akademi kökenli, kişisel ve kurumsal iletişim stratejileri konularında çalışmaları olan biriydi.

Belediye’nin kullanacağı yazışma biçiminden, logosuna, oradan afişlerin tasarımına kadar her şey Cengiz Hoca’nın elinden geçti. Belediye’nin logosu için bir yarışma açıldı.

Şimdi bakın, Karabağlar Belediyesi’ne ait afişlerdeki tasarım ustalığı kanımca pek çok kurumun yaptığından daha estetiktir. Bunlar kurumsal kimlik içindi. Bir de kurumu kamuoyuna aktif tanıtmak vardı.

İşte bu aktif tanıtma anlayışıdır ki ağırlıklı olarak caddelere, meydanlara bayrak, flama asma işini ortaya çıkardı. Çünkü belediyenin tanınmaya ihtiyacı vardı, sınırlarını bile tam bilen yoktu. Böylece ana caddeler bu flamalarla dolduruldu. Bunu gören Konak Belediyesi de aynı yöntemi denemeye kalktı. Sanki iki belediye yarışa girmişti. O da her yeri bayrakla donattı. Oysa Konak’ın buna ihtiyacı var mıydı? Bence yoktu.

Her neyse, bu ‘bayraklama’ işi bence Karabağlar için bir dönem işlevini yerine getirdi. Çünkü bunlara bakan “Burası demek ki Karabağlar sınırı...” diyebiliyordu.

(Not: Cengiz Üzün hocanın belediyeden, Kürüm’den sonra ayrıldığını belirtmeliyim!)

Sonra aradan on üç yıl geçti ve bu günlere geldik.

O günlerde haklı gerekçelerle yapılan tanıtımların bugün sürdürülmesinin anlamı yok bence. Vatandaşlar sınırları da biliyor, kimin ne yaptığını da.

O halde belli günlerin dışında caddeleri bunlarla doldurmanın gereği yok.

Bilmem yanılıyor muyum?

(Bir ara not: Konak Belediyesi’nde de buna benzer ‘kurumsal kimlik’ çalışmasını besleyecek bir çalışma olmuştu. Ne zaman? 1995-96’lar olsa gerekti. Savaş Ocak arkadaşımız bir logo çalışması yapmıştı. Halen kullanılan logo o dönemin ürünüdür. Ancak bir yarışmayla belirlenmediği için çok da estetik bir çalışma olduğu söylenebilir mi? Doğrusu emin değilim.)

Gene Konak Kent Konseyi logosunu, benim genel sekreter olduğum 2004 yılında, İstanbul’da yaşayan İsmail Cem Özkan arkadaşımıza ücretsiz olarak yaptırmıştık. Halen o logo kullanılmaktadır.

Diyeceğim o ki belediyelerin kurumsal kimlik edinmesi ve halkla ilişkiler konusunda yapacağı çalışmalarda daha özenli olması, bunun için kurumun tarihsel geçmişiyle kime, ne için hitap ettiğini bilen bir anlayışta olması gerekir.

Bu olmaz ise şimdi olduğu gibi ucu ‘görsel kirlilik’e varan bir durum ortaya çıkabilir.