13.08.2016, 21:00

Karanlık...

Aniden kesilen elektrikler ne tuhaf ki insanın binlerce yıl karanlıkta nasıl kalabildiğini bize sezdiriyor...

Bu bizim özümüzde unutulan bir bilgi...

Bunun gibi nice binlercesi unutulan bir bilgi olarak içimizde.

Ancak her bir olay, her bir düzen değişimi unutulan her bir bilgiyi bize sunmakta.

*

Tuhaf değil mi?

Binlerce yıldır karanlıkta yaşayan insanoğlu, şimdilerde yaşadığı ışıkların içinde hala karanlıkta.

Mesele karanlığı görebilmekte.

Demek ki ‘karanlık’ görsel olarak değil, içimizdeki tohumlarda gizli.

İşte bu nedenle insanlık karanlıktan bir an önce çıkmalı.

Karanlıkları yok ederek aydınlık zihinler yerini almalı düzende.

*

Zulmetleri...

İkilikleri...

Gizlilikleri...

Sevgisizlikleri ve nefretleri yok etmek zorundayız.

İnsanlığın kurtuluşu ancak bu şekilde olur.

Yoksa o yarattığımız karanlıkta hapsolur gideriz.

*

Gizli gizli yapılan planlar...

Bilinmez zannedilen oyunlar...

Düzenler, egolar, güçler ve bitmek bilmeyen savaşlar hep karanlıkta kaldığımızdan.

Zulmetten kaynaklanıyorken hırslar, bilimden, ilimden uzak yaşamlar içinde o hırs ile mutluluk beklenemez.

*

Bir bakıyorsun Atatürkçülüğü savunan birinin içinden aniden yobazlık çıkıveriyor.

Veya tam tersi...

Öyle bir düzen oluşturulmuş ki kim kimdir?

Gerçekte düşüncesi nedir?

İnanışı gerçek mi, sahte mi?

İnanın artık sezemiyorum, sezemiyoruz.

*

İşte bu, bizim karanlık yönümüz.

İnsanoğlunun içinde saklı kalan, gizlenen sır tarafından bir kesit.

Galiba korkular ve hırslar toplamı olan bu karanlık yönümüz bir düzen karmaşasında hemen beliriveriyor, kendini gösteriyor.

*

İşte sezgiler bazen bizim yönümüzü belirlerken, bazen de yanlış yollara sürükleyecek zeminler de hazırlamakta. Uyanık olmalıyız bu nedenle daima.

Uyanık olmalıyız ki, milletçe, devletçe ve fertçe oynanan oyunlar, tuzaklar bize işlemesin.

Koruyucu kalkanımızı öyle güzel kurmalıyız ki, düzen içinde düzene, oyun içinde oyuna ve devlet içinde ki devlet denilen her türlü yapıya karşı durabilelim.

*

Fert olarak yapacaklarımız belli. Dimdik ve vicdanlı durmak.

Gerisi ise gerçekte düzenin içinde gizli.

Her düzen, aslında bir düzensizliğin ürünüdür.

Getirisi olan otorite de öyle.

Otoriter düzen, kontrolsüzlükten süzülüp çıkar gelir karşımıza bir an.

*

Maksat otorite içinde ezilmek değil, onun kölesi olmak değil, otoritenin yarattığı düzen içinde hapsolmadan düzensizlerin içinde en güzelini geliştirmektir.

Yoksa ipin ucu da kaçtığı zaman tamamen otorite yoksunu, başıbozuk bir düzen içinde düzensizliklerin tam da ortasında kurban rolü bize biçilmiş olur.

*

Son günlerde çok tartışılan her türlü düzensizliğin, karanlığın tek sorumlusu farkındalıktan yoksunluk olarak karşımıza çıkar. Neden farkındalıktan yoksun bir zaman içinde bunca yıl kıvrandık durduk?

Çünkü o anda ki düzen bize farklı sunuldu. Peki, şimdi neden taşlar yeniden dizildi?

Çünkü düzen içinde ki düzenin, her türlü oluşumun, ne denli büyük bir başkaldırı, büyük bir yıkım olduğu görüldü.

*

Biz güçlü milletiz.

Neler atlattık neler...

Neler yaşandı şu topraklar ve neler yaşanıyor.

Kalbinde sevgisi olan bir milletiz biz.

Her türlü karanlığı, zulmeti bu sevgi ile yok ederiz.

İşte bizim bu sevgi gücümüz, merhametimiz ve şefkatimiz ile karanlıkların bitmesi zor değil.

Yeter ki isteyelim.

Yeter ki kandırılmayalım...

Yeter ki saflığımızla oynanmasın...

 

Dip notlar...

Etrafımızda neler oluyor?

 

“Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma. Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında.”der Louis Aragon.

Burada ki gizli kelime nefretin akılda olmasıdır. Karanlık kalpte barınamaz. Kalbimizde sadece sevgi barınabilir. Bu nedenle olumsuzlukları ve kaosu sevgi ile yok edebiliriz. Etrafımıza neler oluyor bu günlerde? Birlik beraberlik hep özlediğimiz şey. Çok güzel ve gurur duyulacak durumdayız. Ancak bir de gözlemlediğim bir şey var ki o da bu güzel ve olumlu bir sürü şeyin yanında insanlık olarak farklı bir tohumunda içimize atılması ile kişisel olarak zor durumlar yaşayabiliriz.

Bahsettiğim tohum nefret tohumu. Nifak tohumu.

Nefreti, ve nifağı içimizde barındırmamak elbette zor.

Son olaylar bu nefreti körükledi ve sinelere gizledi. Ancak sadece olayları, karanlıkları yok etmekse amaç, nefret ekmeden, nifağa bulaşmadan, sadece sağduyu ile de bu başarılabilir.

“Nefret de, gerçek aşk gibi günden güne artar.”diyen Balzac sanırım nefretin en derinini yaşadı da bu cümleyi bizlere bıraktı.

Çünkü çevremde gördüğüm de aynen bu. Günden güne artan nefret durdurulmaz ise fert, toplum, düzen karanlıklardan zor çıkar. Mesele her toplumsal olayı içten şefkatimizle güzelliğe çevirmek. Zulmete değil. Birlik içinde yüce duygularımızın, tek milletin yıkılmazlığının sarhoşluğu ile derinlerimize ekilen nefsimizin de desteklediği nefreti ne olur atalım ve tek yürek olarak yolumuza devam edelim.

 

 

Biz böyleyiz...

 

Bizim milletimiz şefkatlidir...

Bizim milletimiz merhametlidir...

Hesap geldiğinde hesabı ödeyen bir arkadaş, zorunlu hissetmez o hesabı ödemek için. Arkadaşlığa paradan daha çok önem verdiğinden yapar.

Birisi aç gelse kapımıza geri çevirmeyiz biz.

Yolda dilenci görsek, bizi kandırdığını bile bile Allah rızası sözü için elimize cebimize atanız.

Tartışma sonrasında ilk özür dileyen kişi acaba suçluluktan mı böyle davranır? Hayır. Değer verdiği için özür diler.

İş hayatında sürekli öne atılanlar aptal olduklarından değil, sorumluluk duygusundan bu şekilde davranırlar.

Eğer, hayatımızı bu güzel yönde adamaya karar verirsek, hiç bir yıldırma ve göz korkutmalardan etkilenmeyip o eşsiz kararlılığımızı, anlayışımızı ve içtenliğimizi kırmazsak, yapılabilecek çok ama çok şey var. Hem de bu denli özverili milletin yapacağı çok şey var.

Biz böyleyiz. Biz fedakarız...

 

 

Fıkra;

Temel ile Dursun birlikte meyhaneye girerler. Birer rakı isteyip bir tek atarlar. Sonra ikincileri isterler... Bu sırada Temel sorar:

- Ula Tursin. Akluma takildu. İçi içi taha ne eder?

Dursun:

- 4 eder uşağum.

Rakılar gelir ikinci kadehleri de içerler. Birer tane daha isterler. Kadehler gelirken Temel yine sorar:

- Ula Tursin. Akluma takildu. Peçi tört tört taha ne eder?

Dursun:

- 8 eder uşa... derken Temel bıçağı Dursun'un kalbine saplar. Dursun yere yığılır bir daha kalkamaz.

Karakolda ifadede polis memuru sorar:

- Arkadaşını neden öldürdün?

Temel iç çekerek cevap verdi:

- Çok şey pileydu!...

 

Günün sözü;

Büyük fedakârlıklara katlanabilmek için büyük avuntular bulmak gerekir. Bertrand Russell..

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@