Aşık Veysel "Güzelliğin on para etmez, bendeki bu aşk olmasa." der. Bir güzelliği seven olmazsa onun güzel olmasının ne değeri vardır. Koruğu helva yapan, kimine dağları deldiren sevgidir.

Karşılıksız sevdiklerimizden en önemlisi de bunca güzeli Yaratan'ın güzelliği... Kim görmek istemez, kim o güzelliğin nuruyla nurlanmak istemez ki... Çünkü Yüce Yaratan her yarattığı mahlukatı özenerek ve en güzel şekliyle yaratmıştır. Bunu yaratırken önünde bir emsal, bir örnek, bir hedef yoktu. Güzellik salonuna gidenler, "kaşlarım filanınkisi gibi olsun, dudaklarım şununki gibi olsun, burnum da bununkisine benzesin." diye özenilen ve karşıda duran bir hedef güzel ve güzellik vardır. Bu hedefe ulaşınca iş biter, mükemmele ulaşıldığı zannedilerek mücadele bırakılır. Yüz metrede yarışıp da ipi birinci göğüsleyen sporcuya "hadi devam et!" derseniz olmaz. Çünkü hedefe varılmış, arzular hakikat olmuş, her şey tamam olmuştur. Milleti "çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmak" için çabalarsanız o hedefe varınca yarış biter. Lakin hedefi çağdaş seviyenin de üzeri olarak tespit ederseniz çalışmak, gayret etmek, yarışmak hiç bitmeyecektir. Yani gülü, sümbülü, laleyi, leylakları...velhasıl bütün çiçekleri yaratırken en güzel halde yaratmıştır. Bu, "şunun gibi olsaydı, şurası böyle olsaydı" denilebilecek bir eksik tarafı kalmadan
yaratıldığı için onlara Yaratan'ın güzelliği aksetmiştir. Çünkü "Allah güzeldir, güzeli sever. "Yer yüzünde keşfedilmeyi bekleyen daha nice güzellikler vardır hayran olacağımız, seveceğimiz, değerli bulacağımız. Aklı ile o müthiş teleskopları, uzay araçlarını bularak uzayın sonsuzluğunda yolculuğa çıkanların hayretler içerisinde kalışlarıyla da bizler donup kalıyoruz anlatılanlar karşısında.


Dünyamızdaki en küçük zerrecikler olan mikropları mikroskop denilen bir aletle incelediğimiz zaman, karşımıza çıkan durumun taaccübü ile neler diyeceğimizi şaşırıyoruz. Bunca güzelliğe rağmen daha nice güzellik ve değerli şey keşfetmemizi beklemektedir. Öyleyse sonsuz güzelliğe sahip olan Yaratan, eşi benzeri olmayan güzellikler yaratmış ve insana verdiği akılla "düşün ve idrak et" diyerek kendi varlığından habersiz nasipsizleri ikaz etmiştir. Bu ikaz elbette düşünen, idrak edecek muhakeme edecek donanıma sahip olanlar için şart koşulmuştur. Mecnunlar, aklını kaçıran, divaneler, hayvanlar ve cansızlar bu sorumluluktan ayrı tutulmuşladır.