10.10.2015, 21:00

Kaygan düzen...

5 yaşındaki çocuğa “Hadi savaşları durduralım” dediğimizde “Hadi baba” der iken, 60 yaşındaki ebeveyne “hadi savaşları durduralım”dediğimizde “bırak bu işleri, işe gir çalış” diye sitem eden bir ülkenin içindeyiz...

Şimdi bu sistemde;

İnsan denilen canlı…

Ne denli kaygan…

Ne denli kaygan zeminde değil mi?

Içinde bulunduğumuz hafta bu kaygan zeminleri önümüze bir bir serdi…

*

Her şey düzen içinde, sadece sergilenen kaygan düzeni biz bilmiyoruz.

Yaşamın tuzu biberi mi acaba bu, yoksa yüksek zeka mı?

Birçok güç karşısındaki tutulmuşluğumuz, acizliğimiz, olumsuzluklara karşı duruşumuz veya kuvvetimiz, savaşımız, sonsuz güvenimiz hem yerin dibine sokuyor bizi hem de imrendiriyor.

Nasıl mı?

Politik görüşlerimize göre.

İşte bu görüşlere göre 'yapılması gerekenler’ var, ‘yapılması gerekenlere’ karşı geliştirdiğimiz stratejiler var.

*

Hiç de küçümsenmeyecek bir düzen.

Şimdi bu düzen içinde neler mi var?

Harfiyen yap, harfiyen uygula var.

Dostlar düşman, düşmanlar dost olabiliyor.

Sahiplenenler bir anda ortaya çıkabiliyor.

*

Çıkar ortaya karışıklığı...

Çıkar ülkeler arası provokasyonlar...

Çıkar kanlı savaşlar...

Öldür hiç uğruna insanları...

Sonuç daha çok silah satılsın...

Daha çok ilaç satılsın...

Daha çok yıkım olsun...

Daha çok yapım olsun savaş sonrasında...

Daha çok şirket zengin olsun...

Daha çok para çek, daha çok borç batağına gir...

Böl, parçala, yık, yap...

Sürsün gitsin bu düzen yıllar boyunca...

Hegel’in diyalektiğine göre iki zıt gücü kontrol eden, yeni dünyanın da efendisi olur.

İşte bu efendiler güç savaşında iken bizler ezilenler olmayalım.

 

*

En büyük güç şu dönemde silah diyoruz.

Herşey bu gücün önünde dönmekte diyoruz.

Efendi güç diyoruz.

Hiç kuşku yok ki silah bu işin en büyük amacı, en büyük hesabı diyoruz...

Kan ve can kaybı silah sisteminin getirisi diyoruz da tam da burada, çok önemli bir gerçeği unutmamak gerekiyor!

‘Geri dönemeyecek kadar çok gittik...’

Silahların oyununa geldik…

Şiddetin oyununa…

Kışkırtmanın oyununa…

Bilin ki; en büyük güç silahsızlıktır. Ancak bu açmaz kendi kendini körükler de, bu körükte bu sistemde sıkışıp kalırsak o zaman özümüzü bulamayız.

İşin en üzücü yanı ise ‘bunu bilmek ve bile bile gördüklerimizde kaybolmak’.

 

Dip notlar;

Sonuç kime patlar...

 

Türkiye’nin son dönemde girdiği durum, hal birçok kişiyi endişelendiriyor.

Bu endişenin sonucu ülkenin genç ve yoksul insanlarına patlamasın tüm derdim bu.

Can kaybıyla sonuçlanan büyük sıkıntılar olmasın tüm derdim bu.

Bu bunalım ile kendimize bambaşka bir yol, çok farklı bir yol çizebilir miyiz?

İşte onu zaman gösterecek…

Ancak öncelikle bu fırtına dinmeli.

Bu ülkede barışın getirisi, savaşın götürüsü belli…

Kritik rolümüz belli…

Zira bu ülkede, ateşe körükle gitmek isteyenler de belli…

Ancak barışı kucaklayanlar da aşikar…

Demokrasiye kapı açanlarda…

Biz huzuru gerçekten istiyoruz…

Sayısız güçlü insan, sayısız aktivist, sayısız eşitlikçi tarafından çok söylendi ‘politik görüş, fikir, köken ne olursa olsun birleşelim’diye.

Çok söylendi, ‘savaşa karşı çıkalım, savaşa direnç gösterip ayakta kalalım’diye.

Dahası, böylesi bir duygu için de verdiğimiz mücadelenin pek anlaşılmadığını düşünüyorum.

Aleni şiddeti küçümseyelim, örülen duvarlarımızı yıkalım, gerçeklere kucak açalım.

Ve işte ondan sonra yeniden başlayan evrede savaşa, silaha, şiddete karşı yeni ve olması gereken duvarlarımızı ördüğümüzü göreceksiniz…

 

Ihlamur zammı...

Kış geliyor, hastalıklarla bitkisel yoldan mücadele edelim derken kışımızın meşhur ve güzel içeceği fiyat da aldı başını gitti...

Ihlamurdan söz ediyorum...

Aniden kilosu 200 TL’ye çıkan ıhlamurdan bahsediyorum...

Bu fiyat artışının sebebi ise yağmur nedeniyle köylülerin dağdaki ağaçlara çıkarak ıhlamur toplayamaması, toplanan ıhlamurların da tam olarak kurutulamadan çürümesi imiş.

Şimdi bu nedenlerle ıhlamur fiyatı bir anda tavan yaptı ya, tüketimi karşılayabilmek için ithal etmek gerekecek diyerek hemen devreye Bulgaristan, Gürcistan‘dan gelecek ıhlamur devreye girdi...

Kısaca bu ithalatın önü açılmış oldu.

Ancak bu ülkelerden gelecek çiçek ıhlamurlar da dağlarda yabani yani ağaçlar aşılı değil.

Bizim ıhlamurlar gibi güzel kokusu, kalitesi yok.

Bu nedenle sahtekarlıklara dikkat diyoruz...

Geçtiğimiz yıllarda patates 1 yılda yüzde 166, kuru fasulye yüzde 75 zam görmüştü, hatta sebep olarak tüm dünyada gıda fiyatlarını vuran kuraklık gösterilmişti...

Hep bir bahane vardır zaten.

Her yıl kış yaklaşırken veya ilkbahar aylarında genelde oynamalar olur...

İşte bu oynamaların vatandaşa hile olarak dönmesi beni korkutan. Bu nedenle ıhlamur alacaklara dikkat diyorum. İthal olan kalitesiz, kokusuz ıhlamuru da size 200 TL'den pazarlamaya kalkarlar ha. Lütfen bilinçli alın, sorgulayın.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

İngiliz, Fransız bir de Temel varmış. Bunları bir deney için uzaya göndereceklermiş.

İngiliz'e sormuşlar uzayda yanına ne alırsın?

İngiliz;

Bana sınırsız bira verin demiş...

Fransız'a sormuşlar oda;

Bana sınırsız bira , şarap verin demiş...

Temel'e sormuşlar;

Uşağım bana sınırsız sigara verin demiş.

Bunları uzaya göndermişler aradan bir zaman geçmiş ve geri gelmişler...

İngilize sormuşlar’nasıl geçti günlerin’, İngiliz sarhoş bir şekilde ‘iyi geçti’ demiş. Fransız da aynısını demiş. Bizim Temel gelir gelmez, ‘ateşi olan var mı? Allah aşkuna bir ateş verun daaa'.

 

Günün sözü;

‘Bu dünyada, yüceleştirilmiş olanlara neredeyse dindarca bağlanmak ve resmen kutsanmış olan güçlüler karşısında diz çökmek kadar tehlikeli bir şey yoktur.’ Stefan Zweig

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@