08.10.2016, 21:00

Kazanma hırsı...

Gittikçe artan bir tutku hepimizi sarmakta.

‘Para hırsı’nın arttığı bir dünya ve ‘kazanma hırsı’ ile kuşatıldık.

İnsani değerleri hiçe sayarak sadece ‘güç’ ile çevrelendik.

Dünya görüşü, geleneği ne olursa olsun, ‘kazanmak’ için her şeyi yapabileceğimiz bir dünya bu.

Her şeyin ‘mubah’ olduğu bir dünyada şekilleniyor ruhumuz.

Ve en başta dinlerin istismarı ile şekilleniyoruz.

Gündemi ‘kandırma’ ile ‘kazanma’ olan güç dünyasının acımasızlıklarıyla harmanlanıyoruz.

*

İstedikleri şeyi başarana kadar geçtikleri yollarla tüm sevdiklerini veya sevmediklerini harcamak, başka insanlara zarar verdiklerini anlamamak işin sırrı.

Başarıya giden yol bu değil.

Bu yolda her şeyi ‘harcamak, kurban etmek’, başarıya giden her yol ‘mübahtır’ mantığında olmak anlamsız ve bencilce. Bu nedenle yaptıkları yanlışları fark etmeyen her toplum önderi bir gün gelir o yanlışla yüzleşir.

Ve bana göre kazanma hırsı tüm yanlışlara rağmen yaptıkları yüzüne vurulduğunda "Ee.. Budur doğru” diyebilen insanların sahip olduğu ilginç bir hırs türü.

Allah kimseyi bu hırsla yüzleştirmesin...

*

Canlı varlıkların yaşama içgüdüleri arasında kazanma isteği, başarı, her şeye ulaşma içgüdüsü vardır.

Biz insanlık her maça kazanma arzusuyla çıkarız.

Bunlar kişisel mükemmeliyet midir, yoksa hırs mı?

Ayrım ince bir çizgide gizli.

Bu gizliliği açan anahtar ise kalbinizde...

*

Yine de bu topluma hizmet öncelik ise er ya da geç karşınıza ‘iyilik tohumu’ bir gün çıkacaktır.

Çıkmazların sizi çevrelemesi demek, iyi yolda adım atmanız isteniyor demektir.

İlk olarak topluma ne verebiliriz diyemiyorsunuz değil mi hırs toplulukları?

Yeni koşullarda eski dogmaları terk etmenizi istemek bizim hakkımız değil mi?

Ancak bu şekilde doğru yolu bulabilir ve çıkmazları aşabilirsiniz.

Ve biz değişim ve değişimin getirdiği aydınlanmayı istiyoruz artık.

Değişim kaçınılmazdır. Ne kadar kabul etmeseniz de bir gün sizi mutlaka bulacaktır.

 

*

 

Düşünürler...

Aydınlar...

Bilim adamları...

Din adamları...

Devlet adamları...

Her biri değişmek zorunda ülkemde.

Değişimi yakalamak zorunda.

Yoksa geride ‘dogmalarla’ örülü bir yaşam kuşatır kalplerimizi.

İşte o zaman aydınlık tam anlamıyla gizlenir. Biz aydınlığın gizlenmesini değil, bize açılmasını istiyoruz ve bu en doğal hakkımız.

*

Devlet adamlarının, siyasilerin, bilim adamlarının, düşünürlerin, aydınların ve din adamlarının en önemli görevlerinden biri aydınlanma olmalı iken verilen demeçler, konuşmalar, yapılan davranışlar tam tersi.

Kazanma yolunda hırs ile yol alınmamalı ve olmamalı. At gözlüğü takmak size ve bize ne kazandırdı ve kazandıracak?

Gözünüz nedense aydınlanma değil, karanlıkta yaşama ile görür oldu.

Böyle gelişim ile yürüyen bir aydınlamaya da en çok İslam ülkelerinin ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

*

Ancak hayatın bana öğrettiği en önemli şeyi de paylaşmak isterim.

Dogmaya saplanmış, dar görüşlü, katı ve sabit alışkanlıkları yaşam tarzı olarak benimsemiş insanları değiştirmek zordur. Çok deneyimledim.

Onlara hangi doğruyu gösterirseniz gösterin kabul etmezler, hangi güzelliği sunarsanız sunun değişmek istemezler.

‘At gözlüğü’ takan her kişiyi değiştirmek zordur.

Değişime katkıda bulunacak kişilerin büyük güç ve mücadele içine girmesi gerekir.

*

Öncelikle bütün bunları yapabilecek gücünüz var mı?

Ancak zoru başararak bir kişinin bile karanlıktan aydınlığa geçmesi demek dünya için çok şey demek.

Çünkü, dogmasından kurtulamayanlar, dar sokaklarda sıkışıp kalanlar, yeni ve aydınlık koşullara geçmeyenler, değişmeyenler, er ya da geç derin acının içinde kendilerini bulurlar.

Ve bu derin acı insanoğlunun sırtına en büyük ‘vebal’dir.

 

Dip notlar;

 

Yüzleşin...

 

Lütfen artık kendimizle barışık olalım, kendinle barışık olan kişi daha sağlıklı daha başarılı çocuklar yetiştirir yarınlarımıza dedikçe, bir çevreme göz attım.

Ve gördüm ki, sağlam toplum tohumları en zor dönemlerini yaşamakta.

Hayatımızda aslında yapmamız gereken belki de ‘tek şey’ var.

O ‘tek şey’i belirlemek ise size kalıyor.

Nasıl mı?

Gerçeklerle yüzleşmek ve yüzleştiğin gerçeklerde kendini bulmak ile.

Akıl ve biz kardeşiz.

Kazanmak asıl ‘hırs’ ile değil ‘akıl’ ile şekillenirse işte o zaman mutlu topluluklar oluruz.

Aklımızı kullanmak, hırsımızı kullanmaktan öyle bir evladır ki, sukunetimizi sağlar.

O nedenle sukunetinizle yüzleşin...

 

Kusur…

Kusur görmede eşek kesiliriz…

Kendi kusur ve günahlarımızla uğraşmak yerine etrafa bakarak kusur görmede ne yazık ki hep önderizdir…

Kendi kusur ve günahlarıyla uğraşamayanların başkalarının kusur ve günahlarıyla uğraşmaya hakları olmadığını idrak edememesi ise anlaşılamaz bir durum. Kalbi fethetmenin en güzel yanı ise kusurunu görüp, kabullenmektir.

Oysa şu anki düzene bir göz attığımızda ‘kusur’ görmede her birey önder.

Hatta birinciliğe aday…

Egomuzu başıboş bıraktığımızdan bizi ‘ele’ geçirdi ne yazık ki…

 

İnanç saygısı...

Hiçbirimizin insanların inancına saygılı olma kavramına karşı olduğumuz düşünülemez…

Kıymetli insanlık âlemi; dinden korkma yerine inanca saygılı olma yolunu seçtiğinde gerçek anlaşma ve huzur ortamı sağlanır.

Dinler ayırıcı olmamalı. Birleştirici olmalı. Ve bu birleştiricilik inanç saygısı yolundan geçer. ‘Benim dinimden değil, benim yolundan gitmiyor’ düşüncesinden değil.

 

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Hoca bir gün karısına :
- "Hatun" demiş, "Şu bizim komşu, çarıkçı, Mehmet ağanın adı neydi?"

- "Kendin söyledin ya, efendi" demiş karısı, "Mehmet ağa."
- "Canım, dilim sürçtü işte... Ne iş yapar diyecektim." demiş Hoca.

- "A efendi" demiş karısı, "Kendin çarıkçı demedin mi?"

- "Anlasana işte" demiş Hoca, "Nerede oturuyor demek istedim."

- "Efendi, bugün sana ne oluyor?" demiş karısı "Komşu" dedin ya..."

Hoca birden sinirlenmiş.
- "Aman be kadın... Seninle de bir türlü konuşulmaz ki!"

 

Günün sözü; Suçlamak, anlamaktan daha kolaydır. Anlarsan, değişmen gerekir. Peyami Safa...

 

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@