17.10.2015, 21:00

Kelimeler dahi acımasız...

Terörün, ölümün yarattığı kaos ve acı aslında uzun zamandır sinelerde...

İçten içe ve gizli yıkıyor acımasızca bizi.

Kelimeler hep ortada kalıyor, acıyı anlatacak kelime her bir şehitte, her bir ölümde, her bir katliamda hep ortada kalıyor.

Bulamıyorum.

Söylenecek bir çift söz zorluyor beynimi.

Duygularımı zorluyorum ki kifayetsiz kelimeleri yerli yerine oturtayım diye.

Ancak yine de bulamıyorum.

Biliyorum ki, kanlı düzenler hep bir yolunu bulur.

Şiddet, acımasızlık ve kaos çevrelemişken bizi içim acıyor çünkü, “kelimeler dahi acımasız”.

*

Kullanılan her bir cümle içinde yer alan her bir kelime ‘ölüm, katliam, acı, feryat, intikam, terör, bölünme ’ile kuşanmış...

Dışlamak, yok etmek baş tacı şimdiki durumda...

Şu anda gırtlağımıza kadar battık mı?

Batmaya mı zorlanıyoruz?

Neyin kenarına geldik...

Bedel ne?

Bedeli kim ödeyecek?

Tabiî ki her zaman olduğu gibi garip halkım, gençler, analar ve masum çocuklar.

*

Oyun oyundur...

Bedeli önemsenmez kazanmaktır amaç...

Ancak yitirilenler vicdanı rahat bırakacak mı?

Kendimizi kandırmayalım?

Ne kadar acı olursa olsun, ortada tek gerçek var.

O da bitmek bilmeyen ölümler.

*

Türkiye’de olup biten her şey şu anda ortada, gözler önünde...

O nedenle akıllı olmak gerek...

Tuzaklara düşmemek gerek...

Kutuplaşmamak gerek...

Bölünmemek gerek...

Kinleşmemek, nefreti içimize düşürmemek gerek.

*

Bu ülkeyi gerçekten seviyorsanız şayet, üzerinize düşen görevi layıkıyla yerine getirmelisiniz...

Sürüklenmemelisiniz...

Barışı bırakmamalısınız...

Ve bu kargaşada kim kiminle, nedir, nasıldır sorguları yerine kenetlenmelisiniz...

*

Biz aynı sofrayı paylaşmadık mı?

Aynı iş yerinde çalışmadık mı?

Aynı öğretmenle soluk almadık mı, aynı nöbeti tutmadık mı?
Birlikte ağlamadık mı, birlikte gülmedik mi?

Zor anınızda kim size el uzatsa dilini, rengini, kimliğini, dinini mi sorgularsınız, yoksa uzatılan eli mi tutarsınız?

*

Oyun içinde oyunlar bizi kirletmesin, laik, demokrat ve birlik içinde yaşayalım.

Öfkesiz, zararsız, insanlık adına insanca yaşayalım.

İyi bir insan olalım.

Sokakta birbirimize merhaba diyelim, sevgimizi sunalım.

Düğünü, cenazesi, doğumu ile hep birlikte hayatı paylaşalım.

Lütfen bu ülkeye hep beraber sahip çıkalım.

*

“Birisinin eksikliğini duyuyorum, ötekinin fazlalığını. Eksik olan gelip boşluğunu doldurmuyor, fazla olan gidip yerini boşaltmıyor. İkisinin arasında kötü, sevimsiz bir yerdeyim.” der Attilâ İlhan...

Biz de şu an ‘barışın eksikliğini duyuyoruz, öfkenin fazlalığını. Eksik olan boşluğu doldurmuyor, fazla olan gitmiyor. Ey ülkem ikisinin arasında sevimsiz bir yerdeyiz.’

 

Unutmayın ki:

Bizler hayatın her alanında gizlenmiş, öfkeli insanlarla boğuşuyoruz.

Ancak bir can yakmak dünyayı yakmaktır.
Birinin cellâdı olmak kendinin cellâdı olmaktır...

 

Dip not;

 

Aldatmaca içinde miyiz?

 

Her şey bir aldatmaca olabilir mi?

Merak ediyorum ve sesli düşünüyorum huzurunuzda.

Seçimlerde adaylar bol bol vaatler verir, seçmenin gururunu okşar da okşar.

Seçmene sorunlarının farkında olduğu hatırlatılır, ilgili görünülür.

Öyle iyi, öyle ilgili izlenimler verilir ki, beyinler akar tabi zeki konuşmacıya.

Seçmen için ise önemli olan sorunlarıdır.

Sorunlarını söyleyebilmesidir.

Vaatlere inanmasıdır.

İnanması ilk plan, ikinci planda kalan ise o vaatlerin olmasıdır. Peşinden gitmez olmayan şeylerin.

Hal böyle olunca zamanın derinliklerine beraber bakalım. Ne göreceğiz. Hep tezler ve anti tezler. Sentezler nedense azdır.

Tüm dünyada da bu süregelen bir kuraldır adeta.

 

Minik yavrular göz göre göre ölüyor...

 

Televizyonu açtığımda gördüğüm deniz ‘sevdiğim, beni çeken bir deniz’ olmaktan çıktı...

Her defasında denizin koynunda ölen minik bedenlerin hırsını nereden, kimden çıkaracağımı bilemiyorum.

Bu kader değil...

Botlarda, sözde cankurtaran yeleklerinde, kucaklarda ölenlerin durumu kader değil...

Acımasızlık...

Vurdumduymazlık...

Bal gibi de canilik...

Umut satanlar da cani, buna göz yuman tekneciler de, gözü para hırsı büyümüş kansızlar da cani...

Sözlerin bittiği yerde gözyaşları minik bedenlerin ruhuna gidiyor...

 

Fıkra;

Bir vezir Nasrettin hocayı ayağına çağırmış...

Nasrettin hoca gelmiş tabiî ki.

Vezir hocaya; “Sana bir sual soracağım hocam. Ben ölünce cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğim?

Hoca şöyle yanıt vermiş: Cehenneme...

Dini bütün vezir ‘cennet’ cevabını beklerken çok şaşırmış; Neden hocam?

Hoca; “Çünkü bütün öldürdüğünüz masum adamlar cennete gitti o yüzden cennette yer kalmadı.”

 

Günün sözü;

Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.

Hz. Ali 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@