Gamze Cantürk'ün 15 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bir bayram sabahıydı. Hangi seneyse hatırlamıyorum, ilkbaharın son günleriydi. Evimizin balkonundan, o sabah babamın, evin karşısındaki parkın demir parmaklıklarına sıkıca bağladığı bir koyun görüyorum. Birkaç komşu ile laflıyorlar. Yaşasın! Üzerime alelacele bir şeyler giyip hemen koyunu sevmeye gidiyorum. Ne güzel, mahalle cıvıl cıvıl hemen herkesin koyunu var ama en güzeli bizimki! “Baba” diyorum “Bunun adı kıvırcık olsun”. Babam gülümsüyor. Koyunumuzu güzel otlarla beslemek için, yan mahallelerdeki parklara koşuyorum. “Ay şu güzel otlardan yer mi, çiçek yer mi acaba?” Tekrar babamın yanına koşturup soruyorum. Babam, yer kızım diyor. Tamam o zaman, en güzel otları çiçekleri yedireceğim ben kıvırcığıma! Bir iki okşadıktan sonra tekrar civardaki parklara bahçelere dalıyorum. 

Benim için bayram, yeni ayakkabılar, yeni kıyafetler demekti. Sabah, babam bayram namazından gelmeden önce, kahvaltı hazırlanır, sonra kurban kesilir, o etler, ihtiyaç sahibi ailelere dağıtılırdı. 

Sabahleyin coşa coşa uyanan, Ayşecik kılıklı ben, öğleye doğru annemin ve ablamın telaşıyla, nedenini anlayamadığım bir strese şahit olurdum.

Çocukluk işte! Parka gitme amacımdan sapıp, oyuncaklarda bir müddet vakit geçirdikten sonra, kıvırcığıma da çiçek ve ot toplamış, kan ter içinde babamın yanına varmıştım. Fazla oyalanmış olmalıydım, kıvırcığın kafası kesilmişti. Kesileceğini biliyordum tabii. Sanırım beş ya da altı yaşlarındaydım.

Bu kadar kısa bir sürede olacağını düşünmemiştim. Fazla da karşı gelemiyordum. Çünkü, “Allah'a evin en küçük oğlunu kurban etmeye söz vermiş babanın” hikayesini bolca anlatmışlardı bana. Öyle ya melekler kuzuyu getirmese ufacık çocuğu kurban edeceklerdi. Acılı babayı ve çocuğu düşünerek her sene, babamın aldığı koyunun kesilmesine karşı gelmiyordum.

Bari bir güncük sevseydim onu! Bu yaşa kadar gelip bunları hala anlatıyorsam ciddi bir travma yaşamışım demek ki…

Kurban Bayramı’nda öğleye doğru babam hep sinirli gelirdi. Sonraları anladım, babamı kan tutarmış koyun kesildikten sonra. Annem ve ablamı, babamın karşısında titreten konu oymuş. Yoksa babam çok sevecen ve neşeli bir adamdı.

Küçük kız travmalı, baba sinir stres içinde, anne ve abla tedirgin, kıvırcık parça halinde poşetlerde, yeni kıyafetlerimizle el öpmeye ve kurbanın parçalarını dağıtmaya giderdik. 

Kıvırcığın kavurmasını, ye diye burnuma sokmalarını anlatmıyorum bile…

Günün sonu, arabada, sabah mutlu uyanan çocuğun, “El öpmek istemiyorum artık eve gidelim!” isyanları ve hısım akraba dolaşmaktan yorgun anne, abla, açlıktan sinir içinde olan baba…

Ne diyeyim, nerde o eski bayramlar diyemeyeceğim ben! 

Tavsiyem; bu bayram sevdiklerinizle birlikte olun, kurbanla kasapla uğraşacağınıza onlara vakit ayırın. Bağışlarınızı da travmasız stressiz yapın.

İllaki hayvanları kesmek gerekmiyor.

Çocuk okutsanız da olur, birilerinin ihtiyaçlarını giderseniz de…

Tabii bu ekonomik ortamda yapabilecekseniz…

Hepinize mutlu bayramlar…