22.02.2021, 06:12

Keşif sizin...

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:

"Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"

‘Bakın göstereyim.’Demiş, ermiş.

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.

Hepsi oturmuşlar yerlerine.

Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

"Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.

*

Fakat o da ne?

Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine "şimdi" demiş ermiş, "sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.

"Buyurun" deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.

Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

"İşte" demiş ermiş; "kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.”

*

 

Evet, keşif hep sizin elinizde.

Ancak siz bunu kendinizi keşfettiğinizde anlayabilirsiniz.

Siz keşfedebilirsiniz.

Siz algılayabilirsiniz.

Keşfiniz kendinize doğru olduğunda dünya üzerinde boşa ayırım yapıldığını ve bölünmenin zararlı odluğunu görürsünüz.

*

Sadece konular bağlamında örnekler ve işleyişler mevcut.

İnsan kavramı dışında her şey maddileşmiş.

Kabalaşmış.

Ayırımlarınken temel noktası olan tarihsel başlangıçlar.

Tüm kavramların içini boşalttığınızda onların çözümünü yapıp sonra gerçeğin insana sevgi olduğunu görürsünüz.

Sadece sevgi...

 

Dip not;

 

Anımsama...

“Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde tutsaklık günlerinden bir gün denetimi için Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir.
Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
- Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? Der.
Nazım’ı odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
-Demek Nazım sizsiniz, der. Nazım’a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, “gidebilirsiniz” der.
Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
-Ömer Hayyam adını duydunuz mu? Diye sorar. Müfettiş hemen atılır:
-Kim duymaz Hayyam’ı.
Nazım:
-Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? Diye sorar. Müfettiş şaşırır.

Nazım konuşmasını sürdürür : “ Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı ve sizi kimse anımsamayacak” der çıkar.
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.”

 

Mutlu kalın…

 

 

Fıkra;

Mahkemede hâkim davacıya sormuş:

"Kazadan sonra size ‘Nasılsınız?’ diye soran otoyol polisine ‘Çok iyiyim, harikayım’ demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz!"

"Efendim atım Karataş."

"Bırak şimdi atını matını… Olayı anlat."

"Efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım Karataş ile otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tüfeği ile tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tüfekle benim yanıma geldi, “Atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve “Peki, sen nasılsın bakalım?” diye sordu.

Affedersiniz ama siz olsaydınız ne yapardınız!

 

Günün sözü;

Var olmak değişmektir, değişmek olgunlaşmak; Olgunlaşmak kendini durmadan yaratmaktır." Henry Bergson

Yorumlar