01.09.2018, 05:20

Kibir...

 

Günümüz toplumlarında maalesef ki daha da artarak, katlanarak bizi saran ‘kibir duygusu’ yıkımlarında başı olmaya başladı.

İnsanın kendisini layık olduğundan büyük görmesi büyüdü de büyüdü toplumları ve ülkeleri ele geçirdi.

Başkalarını kendinden küçük görerek gururlanma tehlike sinyalleri vermeye başlasa da, maalesef ki takipçileri de bir o kadar fazla.

*

 

Ülkelerin sonunu getiren de kibir...

Toplumları yıkan da kibir...

İnsanları perişan eden de kibir...

İnsanların birbirini sevmemesine, ayrımcılığa, ırkçılığa , ötekileştirmeye çanak tutan da kibir...

*

Derin izler bırakan bu akım şimdilerde bir bakıma kaynaşmanın, toplumda kendini kabul ettirmenin yolu.

Başarı, hırs ve kibirlilikten geçmekte olmuş maalesef.

Oysa ki kibir yerine tevazu gibi, alçak gönüllülük gibi güzellikler alsa dünyamızın sonu kötüye değil iyiye doğru yönelecek.

 

*

Tevazu kibrin zıttıdır.

Zıtlıklar içerisinde yaşadığımızdan tercihimiz bizi şekillendirecektir.

Dünyamız da böbürlenerek yürüyenler her daim aşamadıkları dağlarla karşılaşırlar.

*

 

Aslında sığındıkları kibir çoğu insanın kendi güvensizliklerini ve korkularını kapatmak için kullandıkları bir maskedir.

Her şeyi renkli gösteren gözlüktür.

Işıltı içinde bırakan sahte ışıktır.

Sinsidir.

Tutsak edicidir.

Ve en önemlisi giderek de büyür büyür ve sahibini yok eder.

Çünkü acımasızdır.

*


 

Yüce Mevlamız;

“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez.”(Lokman Suresi, 31/18) diyerek aslında insanlara yolu en güzelinden göstermiştir.

 

 

*

Bakın şimdi etrafınıza.

Haberlere.

Dünya devlerine.(sözde)

Söz ve davranışlarına bakın.

Tevazu mu var, kibir mi?

Gören gözleriniz sizi yanıltmayacaktır.

Kalbiniz en güzel ayrımı  yapacaktır.

*

 

 

O halde mütevazı ve alçakgönüllü yolundan bizi alıkoyan ne?

Her türlü gurur ve kibirden sakınmamamızı sağlayan ne?

Bak evrene.

Bak yeryüzüne.

Bak gökyüzüne.

Kibirlenen sadece insanoğlu gördün mü?

İzle...

Sadece kendini düşünen kim?

Gör.

Hiç bir canlı insanoğlu gibi kibirle yürümez.

 

*

Sonra deme ki insanoğlu düşünendir.

İnsanoğlu en yücedir.

İnsanoğlu aynı zamanda düşüncesini böbürlenmeye götürendir.

İnsanoğlu yaradılışını inkar edendir.

İnsanoğlu hayvanı, ağacı, her canlıyı katledendir.

Gerçek ‘insan’lar müstesna...

*

Kibirlenme insanoğlu; ölmemeye çaren mi var?

Ne diye kibirle gezersin.

Sen bir kere kendini tanıdın mı?

Nesin?

Kimsin?

Nerden gelir?

Nereye gidersin?

*

Peygamberimizin ‘insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar’ Hadis-i şerif’ine kulak ver.’

‘Unutmayın! Dünyada yaşamıyoruz, dünyadan geçiyoruz ’diyen Mevlana’nın sesine kulak ver.

Dinle.

Dinle ki kibiri bırak.

*

Nietzsche de kibir için, “kemikleri, eti, bağırsağı ve kan damarlarını toplayan deri nasıl insanın görünümünü katlanılır hale getiriyorsa, ruhun ajitasyonu ve ihtirası da kibirle kaplanmıştır. Kibir, ruhu kaplayan deridir." Der.

*

Şimdi düşün!

Her biri ne demiş?

Neden demiş?

Hepsi senin için...

Kibir kurbanı, onun kuklası olma diye...

 


 

Dip notlar;

 

Serseri...

“Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiç bir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
-Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem der.
Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
- Ben çekilirim.”

İzleyin dünyanın halini...

Kibirliler karşılaşırlar da çekilen olmaz...

 

Hikaye...

 

“Kendini beğenmiş bir gramer bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı ve gururla oturdu yerine.
Kayıkçı, olgun ve alçak gönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu.
Denizin orta yerine geldikleri sırada bilgin küçümser bir eda içinde sordu:
-Sen hiç gramer okudun mu? Dil biliminden anlar mısın?
Kayıkçı:
-Hayır efendim dedi, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.
-Vah vah dedi bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş!..
Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgar şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, bilgin korkmaya başlamıştı.
Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, dönüp sordu:
-Efendim, yüzme bilir misiniz?
Bilgin:
-Ne yazık ki bilmiyorum diye inledi.
O zaman kayıkçı: 
-Vah vah dedi, şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek! Keşke gramer bileceğinize benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız.

 

Böbürlenme ey beşer...

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Akşehirli bir kaç kişi bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar.
-Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir asli var mıdır?
Hoca''nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar;
-Herhalde öyle olmalı.
-Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize görelim!
Hoca;
-Pekala simdi size bir numara yapalım der karşısında durmakta olan çınar ağacına;
-Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!...
Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye baslar ağacın yanına varır. Halk;
-Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin! diye gülünce,
Hoca;
-‘Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür’ der.

 

 

Günün sözü;

“Şeytanî güçler çok kuvvetlidir. Bu güçler ölümsüzdür ve bugün de varlığını sürdürmektedir. Masal doğru. Şeytan diye bir şey var, Tanrı da var. Ve biz insanlar için kaderimiz hangisini izlemeye karar verdiğimize bağlı.”  Ed Warren

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@