Ekin Arık Özer'in 23 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

‘’İstanbul’u alan Türkiye’yi alır’’ söylemi üzerinden bir değerlendirme yapmak, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Milletin Sesi Mitingi’ni konuşmak üzere beraberiz. Ne anladık ve ne anlamalıyız, sorularına hep beraber cevap arayalım. O zaman başlıyoruz. 

Çok temel bir noktadan başlayalım. Sizce mitinge kim gider? Bence katılanların %90’ı ‘bizim Genel Başkanı dinlemeye gidiyoruz’ diyerek miting alanına gitmiştir. Geriye kalan %10’un ise “bir de Kılıçdaroğlu’nu dinleyelim” diyen ‘ılımlı kesim’ olarak alanda yerini aldığını düşünüyorum. Bu da demektir ki; Sayın Kılıçdaroğlu kendi partisinin mensuplarına ‘Ben buradayım’, başka yerlerde macera aramanıza gerek yok, mesajı vermiştir. Liderliğini pekiştirmek ve mesajlarını vermek üzere miting alanında yüksek katılımlı bir kalabalığa seslendi Sayın Kılıçdaroğlu. Miting alanındaki boşlukları kollayan yandaş basın mensuplarını gülünç duruma düşüren iyi bir kalabalık vardı.

Peki, bu kalabalık hangi sorulara veya hangi eleştirilerine yanıt buldu dersiniz? Bence, tam anlamıyla cevaplanan önemli bir soru ve eleştiriye cevap verildi bu mitingde. Çoğu kesimin konuştuğu ‘Kılıçdaroğlu iyi bir adam ama liderlik vasfı yok’ değerlendirmesinin yıkıldığını düşünüyorum. Peki nasıl? Maddeler halinde anlatalım.

Liderlik, kitleleri arkasından sürükleme becerisiyse eğer; Maltepe bunun iyi bir örneğiydi. Daha iyisini isterseniz Adalet Yürüyüşü’ne gözlerinizi çevirmenizi tavsiye ederim.

Liderlik, milletin cebinden çıkana sahip çıkmaksa eğer;  ‘128 milyar dolar nerede?' sorusuyla tüm gözlerin Merkez Bankası’na çevrilmesini sağlamak da iyi bir örnek sayılabilir. Daha iyisini ararsanız, ‘Man Adası’ belgelerine, konuşmalarına ve davasına gözlerinizi çevirmenizi tavsiye ederim.

Liderlik, kadın-erkek eşitliğini sağlamaksa eğer; adı İstanbul olan bir sözleşmenin arkasında dimdik durmaya ve iktidara geldiği ilk anda sözleşmeyi yeniden imzalayacağım söylemine gözlerinizi çevirmenizi tavsiye ederim.

Liderlik, toplumun her kesiminin sesinin Meclis'te var olmasını sağlamaksa eğer;  İYİ Parti’nin Meclis'e girip, grup kurmasını sağlamak adına milletvekili transferi gerçekleştirip karşı cenahın tüm oyunlarını alt üst etme sürecine gözlerinizi çevirmenizi tavsiye ederim. Bunun daha iyisi henüz yok, o yüzden boşuna araştırmayın derim.

Liderlik, çok sesliliğe kulak vermekse eğer; herşeyi ben bilirim deyip kendi politikalarını dayatmaktan uzak, 6’lı masayı inşa edip, istişare mekanizmasını söylemden eyleme dökme becerisidir. Tıpkı Türkiye’de yaşayan her vatandaş gibi aynı düşünme zorunluluğumuz olmadığını, ancak bir masa etrafında konuşabileceğimiz gerçeğini gösterme sürecine gözlerinizi çevirmenizi tavsiye ederim. Üzgünüm, bunun da henüz daha iyisi yok, o yüzden boşuna araştırmayın derim.

Liderlik, kaygıyı dile getirmekse eğer; kendini Türk Silahlı Kuvvetleri’nden muktedir gören, Halk Tv ekranlarında sorulara ‘’gevrek gevrek’’ gülüp kaçamak cevaplar veren Sadat’ı vatandaşlara anlatmaktır. Daha iyisi var mı, size bırakıyorum ancak TÜİK, Et Süt Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı’na bilgi amaçlı gitmeleri de fena sayılmazdı diyelim.

En nihayetinde sevgili okurlar; liderlik vasfı yok dediğiniz Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda gündem belirleme konusundaki hünerini görmezden gelemeyiz. Diğer bir yanılgı da LİDER VEYA BAŞKAN SEÇMİYORUZ! Ne seçiyoruz, biliyor musunuz? Halkın seçtiği vekillerin de söz sahibi olduğu Parlamenter Sisteme geçiş için AKLI SELİM BİR İNSAN SEÇİYORUZ. Şahsen ben, adı adaylık için geçen tüm isimlerden bağımsız olarak,  elektriği olmadığı için günlerini karanlıkta geçiren insanların da var olduğunu gösteren, bana 21. Yüzyıl'da bu kadar da olmamalı, dedirten bir lider istiyorum.

Sizlerin aradığı liderlik ‘görevinden istifaya zorlandığı halde af dileyenlerin affının kabul edildiği’ bir liderlikse yukarıda yazılanların hepsini unutun. En iyisini siz bilirsiniz.