21.01.2018, 14:22

Kısa zaman...

Kısa zaman...

 

Hayat ve zaman...

Ne de güzel bir nasihatdır bu:‘Zaman nasıl da akıp gitti gördün mü? Nasıl da geldi geçti. Bir su gibi.’

Ve bizler ekran başında dizi ile uyuşturulmuş halde ömür geçirmek için çok kısa bir zaman dilimindeyiz farkında mısınız?

Ve umursanmayan, unutulan insanlıkların ortasındayız farkında mısınız?

*

‘Bencillik zinciri haline gelmiş’ hayat tarzı ile ve ‘birde ben vurayım’ mantığı ile hareket etmek için tasarlanmayan çok kısa zaman dilimi içindeyiz.

Hep ‘semer vurma’ bencilliği ile oluşturulmaması gereken, aksine yardımlaşma ile oluşturulması gereken çok kısa bir zaman dilimindeyiz.

*

Geleceğimize ümitle bakabilmemiz güçleşti.

Eşitlikten gelen umut hepimizin içinde olsun ki, tüm olumsuzluklara rağmen umutlu olabilelim diyerek avunuyoruz.

Bir tarafta toplumsal sorunlarımız diğer taraf da geçim derdi, savaş, kaos halleri derken birde bir sürü senaryolar ile kafamız bulandırılmakta…

Oyunlar oynanmakta…

*

Her şey ne çabuk da unutuluyor.

Ve tüm bunlar düzeltilmiş, her türlü aksaklık, eksiklik hallolmuş edası ile birde ortaya çıkanlar var.

En büyük ve bitmek bilmeyen savaş güçlerin savaşını seyredenler var.

Aslında içimizde yeşeren savaşlar daha acı değil mi?

Tüm savaşların yanında en büyük savaş içimizdeki savaş değimli ki zaten?

Sonunda dışarı akseder hep.

 

*

Arzularımız ve gerçeklerin savaşı tüm savaşların başı değil mi?

Fırtınaya tutulan gemi gibiyiz.

Bir o yana,bir bu yana sallanıp duruyoruz.

İşin ilginç yanı,kişisel savaşımlar bir anda değişime gidiyor ve bir de bakıyorsunuz ki toplumun ortak noktası olmuş….

Ne kadar bilirsen bil, ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş,  ne kadar gerçeğin farkında olursan ol savaşlarımız bitmeyecek.

*

Çoğu zaman gerçekler yakaladığında sizi, siz siz olun uyanık olun. Çünü onlar bizi olabildiğince sürükler gidebildiği yere kadar.

 ‘Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, Ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz, Öğrenemedik bi türlü yan yana yürümeyi’ der Ömer Hayam.

*

Ne de güzel söyler de, duyana söyler.

Şimdi dillendirelim onu.

‘Yan yana yürüyelim...

Zaman kenetlenme zamanıdır...

Hayat akıp gidiyor ve zaman galip geliyor, uyanma zamanıdır...

Sevgisiz toplum olarak yaşamayı bırakmak zamanıdır’ diyerek dillendirelim.

*

Bu nasıl bir dünya?

Bu nasıl bir ülkem gerçeği diye dövünürken ne kadar hüküm sürer bu insanlık? İşte bu bilinmez.

Çevremde veya sosyal paylaşım sitelerinde herkes düşmanlık beslemekte, kin ve nefret duygularını giderek büyütmekte. Törpülemesi gereken bu kötü özellikler gün geçtikçe artıyor.

Bir kuyuya taş atanın arkasından bakıyorum ki destekleyende köstekleyende bir ordu kadar.

*

Bu şekilde davranarak birlik gibi üstün bir özelliğimizi kaybetmeyelim…

Bir zamanlar küçük bir çocuktuk. Ve günler nasıl da yavaş akardı.

O duygularımızla özlem vardı herşeye. Bize birileri ‘büyüdün, çocuk değilsin artık’ dediğinde inanırdık, sevinirdik. Hiç bu kadar acı olduğunu bilemezdik. Yine birileri ‘bir yetişkin sayılırsın’dedi, birde bakmışız ki yetişkin olmuşuz.

Şimdi günler yavaşlamıyor, hızlanıyor. Özlemler bitiyor, sevgiler karmaşık hal alıyor.

Evet zaman içinde, hayat içinde büyüdük.

Yeni günü bulamaz olduk.

*

Ve artık zaman ne eskisi gibi akıyor, hayat da eskisi gibi bizi sarmıyor.

Hep önde koşan bir zaman var, birde arkasında yakalamaya çalışan bizler.

İşte o yakalamaya çalışan bizlerde o çocukluk ne zaman arkada kaldı hatırlamıyoruz bile. Kısaca bakakaldık arkasından onca özlemlerin, hayatların...

İçimizdeki çocuk ise bir yerlere gizlendi.

*

 

Şimdilerde ne kadar hızlı yaşadın, o kadar iyisin düşüncesi hakim. Ancak bilin ki, yaşama fırsatı vermiyor o hız hiç kimseye.

İşte o hayatın zamanı tüm hızıyla akıp giderken, bizlere de onunla yarışamayacağımızı her dilde, her olayda, her düşüncede ve eylemde anlatıyor.

*

Biz insanlık hayatımıza ardından bakakalırken hemen aklıma bir şarkı sözü gelir.

‘Geçip giden zamanları,bir yerlerde bulsam.
Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem.’

Ve:

Başka bir şarkının dizeleri takip eder.

‘Ve hayat hersey yolundayken sus dedi birden. Ve hayat herkes işindeyken dur dedi birden’.

Ve hemen aklıma yapmayı düşünüp yapamadığım bir sürü şey sıralanır.

Sonrası aynı şekilde devamdır.

Ancak hep yine erteleriz yapacaklarımızı.

*

 

‘Bütun gün nasıl geçer ile bütün gece nasıl geçer’ paradoksudur hayat. Gece ve gündüz arasında gelip geçer.

İşte bu zaman dilimi doğum ve ölüm arasındaki süreçtir.

Ve biz ne yapar eder sürekli zorlaştırırız bu süreci.

Sanırım tutsaklık bu boyutlar arasında bizi buluyor.

 

*

Zor.

Evet zor bir durum.

İşte bizim bu hayat dediğimiz olgu, kendi uğraşlarımızla zamanda kısılıp kaldı. Para ve güç içinde yok olup gitti.

Sadece madiyat ve hırs ile örülü düny içinde iletişim kurmamızı zorlaştırır hale getirdi.

Hayat bu nedenle para kazanip, harcamak değil paylaşmanın doruğudur. Korkular değil sevgilerdir.

Arzular değil dileklerdir.

*

 

‘Her çiçek açar, her çiçek solar.’

‘Her sevinç hüzne, her hüzün sevince gebedir.’

Bilin ki hayat sevdiklerini alınca kendini boş hissettirirken, aşk gibi bir duyguda ise çekici kılabiliyor.

Hayat ve hayal arasında o nedenle inanın çok ince bir çizgi ile bu hayatda yerinizi, kimliğinizi sorgularsanız.

Ve bu hayat içinde bir ağaçtan farkımız olmadığını da kabullenebilirsiniz.

 

Dip notlar;

Yapabilir misin?

 

Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine psikoloji dersini okuturken bir olay anlatıyor;
-Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor
-Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor,
-Zaman, yer ya da kişi kavramı yok
-Yalnız, nasıl oluyorsa kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
-Son 6 aydır onun yanındayım, ne görünüşü için çaba sarfediyor ne de bakımı yapılırken yardım ediyor,
-Onu hep başkaları besliyor ve yıkayıp, giydiriyor.
-Dişleri yok yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor.
-Gömleği salyalardan dolayı sürekli leke içinde,
-Yürüyemiyor.
-Uykusu düzensiz.
-Gece yarısı çığlık çığlığa uyanıp herkesi kaldırıyor.
-Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada sebep yokken sinirleniyor, biri gelip onu yatıştırana kadar feryat figan bağırıyor.
Bu olayı anlattıktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın bakımını üstlenmeyi isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.
Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle ve istekle yaptığını ve mutlaka onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler hayrete düşerler.

Daha sonra Ruskin bahsettiği hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki kişi; doktorun altı aylık küçük kızıdır…

 

 

Buda’ nın dört büyük gerçeği:

Istırap gerçeği: Bizi kendilerine bağlayan her şey ıstıraptır. Bu zamanların gerçeği bana göre.

Arzu gerçeği: Acının nedeni arzulardır. Duyusal zevkleri arzulamak ve dünya nimetleri ile güce bağlanma. Yine bu zamanların gerçeği ve güçlerin savaşının arzuladıkları.

Istırabın sona erdirilmesi gerçeği: Istırabın yok edilmesi ancak her türlü arzudan sıyrılmakla mümkündür.

Bu söyleme yaklaşamdık bile.

Istırabın yok edilmesine götüren sekiz yol gerçeği:

Doğru davranış.

Doğru amaç.

Doğru yaşam biçimi.

Doğru çaba.

Tam konsantrasyon.

Doğru sözlülük.

Tam anlayış.

Tam farkındalık.

 

Hiçbiri tam olarak yaşanamıyor. Yaşanması dileği ile...

 

 

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Hocanın kızı müthiş bir gümbürtü duyup seslenir:

- Baba, bu ses nedir ?

- Hiç kızım hiç, kavuk merdivenden yuvarlandı da.

- A! baba, kavuktan bu kadar çok ses çıkar mı?

- Çıkar kızım çıkar. Altında ben olursam çıkar.

 

 

Günün sözü;

Taş yeşermez geçmiş olsa da nevbahar,toprak ol da bak nasıl güller açar. Taş idin çok gönül kırdın yeter,toprak ol, üstünde hoş güller biter. Mevlana...

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@