Okumak ne güzel iş! Oku ki sen de değiş!

Konuk Sözcükler/ Ayşe Zehra San

Yıllar önce ailece Kıbrıs’a gitmiştik (Aile olmak ne kadar önemliydi, savaş görmemiş olmak, parçalanmamak… Bunu, kitabı okuduktan sonra daha iyi anlamıştım.). Kıbrıs’ı gezerken beni en çok şaşırtan ve üzen şey ‘sınır’dı. Seslenseniz karşı komşu duyacak, selam verseniz alınacak kadar yakın, sanki kokusu tanıdık gelen yemekler bir şenlik sofrasında birleşecek (‘Barışı, sevgiyi, kardeşliği aynı sofrada paylaşan insanlar’dı onlar eskiden.). Karşı mahalleyle beriki mahalle arasında bir ‘boşluk’ vardı ama ne yazık ki! ‘Barışın Renkleri’ni okuduktan sonra bu trajikomik sınırın bir İngiliz komutan tarafından çizildiğini öğrenecektim. Bir kişi, yıllar boyu süren bir kardeşliği bir kalemde nasıl yok edebilirdi? ‘Bu kızıl kahve dağlar, sarı yeşil ovalar, insanlar huzur içinde yaşasınlar diye vardı.’

Romanı okuduktan sonra aslında bazı şeylerin yok olmadığını anımsadım, umutlarım yeniden yeşerdi çünkü ‘umut’ bizlerdeydi. Osman Akbaşak mesleğinin gereği gibi umudu yeniden yeşertmişti içimde çünkü. Ben de ‘Sibel’ gibi düşünüyordum ve birçok kişi bana kızıyordu aslında. ‘Biz barışçıl davranıyoruz, onlar hâlâ bize düşman!’ diyorlardı. Sahi, kim dost kim düşmandı? Bunu ayırabilir miydik? Savaş sırasında birbirine vicdanını dinleyip yardım eden iki kesim zamanında aynı gökyüzü altında, aynı sofrayı paylaşmış, birlikte eğlenmiş hatta çocuklarını birlikte büyütmüş insanlar değil miydi? Ama ne yazık ki yine birlik olan Kıbrıs’ı yıkmak zordu da ayrışan Rum ve Türkleri yönetmek daha kolaydı.

Bazen o kadar hızlı oluyordu ki her şey, neden savaştığını bile bilmiyordu insanlar. Halbuki Atatürk ne demişti? ‘Yurtta barış, dünyada barış!’ Biz ne yapmıştık? Büyük devletlerin oyunlarına dizilerle alet olmuştuk. Adını bile anmak istemediğim bu dizilerin o tüyler ürperten vurdulu kırdılı sahneleri, insanları bir şeylere alıştırmıştı ne yazık ki, yaşamı önemsizleştirmişti! Bunlardan utanmalıydı bazıları. Kitapta da adı geçen yönetmen Ingmar Bergman ne demişti? ‘Dünyayı bir tek utanç kurtarabilir!’

‘Savaş konularının grisi’ kitaptaki gibi yerini ‘barışın renkleri’ne bıraksın istiyorum artık. Roman karakteri Aycan’ın şair teyzesi şair duyarlılığıyla ne güzel diyor: ‘Bir gün mutlaka barışa uçacağız Ada’nın her iki tarafından.’ ve gerçek hayattan barışçıl bir şairimiz Ümit Yaşar Işıkhan ne diyor:

‘…Bilmeliyiz ki bir gün rüzgâr bitecek ve hepimiz aynı okyanusun ortasında kaldığımızda birbirimizin elleri özlenecektir.’

‘Öyleyse yaşamı anlamlı kılalım; paylaşmanın, dayanışmanın, sevginin gücünü anımsatalım birbirimize, bıkmadan.’

Birbirimizin duygu ve düşüncelerine saygı duyalım, birbirimizi anlamaya çalışalım. Barış, hemen şimdi!

Barışın Renkleri”, M. Osman Akbaşak, roman, Şehir Hatları Yayınları, Ağustos 2020, İzmir

Raftaki Kitap

‘Bakü’ye Gidiyorum Ay Balam’/ Aslan Kavlak

Nâzım Hikmet 120. yaşı dolayısıyla bu haftayı onun yapıtlarına, onun için yayımlanmış yapıtlara ayırsak ne güzel olur!

Onun hakkında öyle çok araştırma, inceleme, anı yapıtı yayımlandı ki onlarda ikisini anımsatalım istedim bu bölümde.

İlki büyük ozanın Bakü günlerine ilişkin derli toplu ve kapsamlı bir yapıt olarak yıllar önce okuduğum “Bakü’ye Gidiyorum Ay Balam”. Aslan Kavlak’ın çalışması, Nâzım Hikmet’in 1921’den 1963’e, Azerbaycan’daki izlerini konu ediniyor. Kavlak’ın; Azerbaycan’da gazete, dergi, mektupları ve şairin bütün kitaplarını tarayarak ortaya çıkardığı ayrıca kişisel tanıklıklara da yer verdiği yapıt bugün de yeni şeyler fısıldıyor okurlara.

(derleme, YKY, 3. baskı: 2009, İstanbul)

 Dünya Şairi Nâzım Hikmet/ Nedim Gürsel

Günümüz Türk edebiyatının çalışkan adı Nedim Gürsel, ilk kez 1992’de basılan, doğumunun yüzüncü yılı dolayısıyla genişlettiği bu kapsamlı incelemesinde Nâzım Hikmet’in şiirinin kaynaklarına yönelmiş, onun gerek geleneksel Türk edebiyatıyla kurduğu bağı gerekse dünya edebiyatıyla ilişkisini bütün yönleriyle irdelemişti.

Gürsel; Nâzım Hikmet şiirini; ozanın yaşadığı dönem ve siyasal mücadelesiyle bağı, edebiyatımıza sunduğu yenilikçi hareket bağlamında da ele almıştı. Yerelle evrenseli ustaca bağdaştırmış ender şairlerden biri olan Nâzım’ın bugün de aşkın, umudun, kavganın, barışın şiiri olarak okunan dizelerinin yaslandığı değerleri de ortaya koyan Gürsel’in bu yapıtı da yeniden okunmayı hak ediyor.

(inceleme, Doğan Kitap, 2005, İstanbul)

Okuma Notları/ Mehmet Çoban

Komşularımı cumartesi yemeğe davet edeceğim. Böylece hafta sonu bir yere gidemeyecekler.1

Sen bir yalnız olarak böyle şeyler düşündün mü? Belki de düşünmelisin. Yalnızlık duygusuyla başa çıkmanın birçok yolu olmalı; insanın bu konuda yaratıcı olduğunu  düşünüyorum. Anlatıcının kurduğu bu yöntemin zeki bir ironi içerdiğini düşünüyorum şimdi. Bunu yapıp yapmadığını hiçbir zaman öğrenemeyeceğim ancak yalnızlar için hoş bir öneri olarak notlarıma alıyorum.

Sen daha çok mızırdandın bu duygudan, ruh halinden kurtulmak için ve başka ‘yöntemler’ de bulduğunu düşündün zaman zaman. Sonuçta insan yaratıcıdır/ isteklerinin de sonu yoktur.

Jean-Louis Fournier daha muzip, ‘zararsız’ eylemler düşünüyor, sonra şunları yazıyor:

En sonunda yemek daveti alan ben oldum, karşı komşularım birkaç çiftten oluşan arkadaş grubuyla beni akşam yemeğine davet etti, oldukça kalabalığız, masanın etrafında on dört kişi oturmuş yemek yiyoruz. Yalnız olan tek kişi benim.

1 Tek Yalnız Ben Değilim, Jean-Louis Fournier, Çev.: Ayşe Ece, YKY, 2021, İstanbul, s.107

Beşibiryerde

 Kezban Şahin Taysun

Araştırmacı-Yük. Ziraat Müh.-Yazar. 1967 Eskişehir doğumlu. Ankara Ü. Zir. Fak. Bahçe Bitkileri Bölümünü bitirdi. Akdeniz Ün. Fen Bil. Enstitüsünde yüksek lisansını tamamladı. Bakanlığa bağlı Araştırma Enstitülerinde ulusal ve uluslararası projelerde görev aldı. Arazi Bozulumu ve Çölleşme üzerine bilimsel yayınları var. Edebiyat dergileri, yarışma seçkileri ve derleme kitaplarda öykü ve şiirleri yayımlandı. Kitapları: Kafesteki Kalp (roman), Aynadaki Göz (öykü) ve Kelebekten Sığınak (öykü).

İlk okuduğunuz kitap?

İlkokul 3. sınıftayken okul kütüphanesinden edinerek okuduğum Ali Baba ve Kırk Haramiler’di. Bu kitap beni çok etkilemiştir. Şöyle ki masal dilinin dağarcığımızda yarattığı imge gücünü ilk kez o zaman hissetmiştim. Kitabın vurucu ifadesi olan “Açıl susam açıl!” tümcesi, yıllar sonra bile yüzümde çocuksu bir gülümseme yaratır.

Unutamadığınız kitap(lar)?

Denemeler (Montaigne), Kaşağı (Ömer Seyfettin) Çehov’dan Öyküler (A. Çehov) İnce Memed (Yaşar Kemal), İki Şehrin Hikâyesi (C. Dickens), Fareler ve İnsanlar (J. Steinbeck), Kağnı (Sabahattin Ali), Kendine Ait Bir Oda (V. Woolf), Asılacak Kadın (Pınar Kür), Büyübozumu-Yaratıcı Yazarlık (Murat Gülsoy), Gülünün Solduğu Akşam (Erdal Öz), Başucumda Müzik (Kürşat Başar), Yaşlı Adam ve Deniz (E. Hemingway), Martı (R. Bach), Doğmamış Çocuğa Mektup (O. Fallaci), Madam Bovary (G. Flaubert), Vadideki Zambak (H. de Balzac).

Okumakta olduğunuz kitap?

Eşzamanlı okuduğum iki kitap var. Fatma Türkdoğan’dan Kırıldığım Yerden Büyüdüm ve Filiz Gökdemir Köşker’in Kebbat-I romanı.

Bu aralar ne yazmaktasınız?

Son günlerde ailemle ilgili birçok sağlık sorununa tanıklığım beni oldukça etkiledi. Bu bağlamda ülkemizde sağlıkçıların yaşadıklarını konu alan bir öykü üzerinde çalışıyorum.

İlk yayımlanan kitabınız?

2013 yılında Potkal Kitap Yayınları arasında çıkan Kafesteki Kalp adlı romanım.

Bizim Güncel Kitaplarımız

Çocuk-Gençlik

1 Uçan Hipopotamı Düşünme, Hanzade Servi, roman, Kırmızı Kedi

2 Sevgili Ucube, Sevgi Saygı, roman, Günışığı Kitaplığı

3 Ben Bu Problemleri Çatır Çatır Çözerim, Sümeyra Güzel, anlatı, Tudem

4 Güvercin Düşü, Ahmet Günbaş, öykü, Klaros

5 Bozuk Pusula, İsmet Bertan, roman, Günışığı Kitaplığı

6 ‘Oğlum Mustafa’, Haluk Işık, roman, Smirna

7 Çocukça, Süreyya Berfe, şiir, YKY Doğan Kardeş

Yetişkin

1 Akrostiş Şair Portreleri, Gültekin Emre, şiir, Pikaresk

2 Dulhane, Duygu Ö. Yayman, öykü, Yakın

3 Şiirlerde İstanbul, Ahmet Bozkurt, seçki, İstanbul BB Yay.

4 Yarası Olan, Mustafa Torun, şiir, Mayıs

5 Girit’ten Göç İzleri, İbrahim Yüncü, anı, Pagos

6 Günışığı Demeti, Hülya Soyşekerci, deneme, Pagos

7 Harften Tabut, Engin Özmen, şiir, Yakın

Unutulmayan Anlar!

Balabanizm

Nâzım Hikmet, 9 Haziran 2019’da, 98 yaşında aramızdan ayrılan İbrahim Balaban’ı, Bursa Cezaevinde keşfettiğinde Balaban henüz on altı yaşındadır. Nâzım Babanın da çabalarıyla durmadan çalışır. Öyle ki Balaban’ın kendine özgü resimleri, desenleri, imzası olmaksızın yetmiş yılı aşkındır bilinir, tanınır olmuştur.

İşte o bambaşka resimler üzerine bir gün Celal Esat Arseven, “Ne desem bilmem ki!” der. “ Kübizm değil, empresyonizm değil, sürrealizm değil, fütürizm değil... Bu ressamın tarzına ne diyeceğim, bilemedim.”

Nâzım Hikmet araya girer:

- Esat Hoca, ille de bir kulp takmak istiyorsan bu tarza da “Balabanizm” dersin!

İyi ki öğretmen olmuş! İyi ki öğretmen olmuş!

(Karikatür: Eray Özbek)

Tadımlık

Tunç’un dedesi, sonunda bir karavan almayı başarır. Tırtıl konur adı. Dede torun, ver elini Anadolu, düşerler yola. Kılavuzları mı? “Bozuk” bir pusula! Sahiden bozuk mu? Yoksa kadim bir yol gösterici mi? Onlara katılmakta yarar var. Bu ilginç yolculuktan tadımlık bir bölüm:

Tunç daha on ikisinde; otuz beş yıl aynı hayalle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlaması pek zordu. ‘Kaç saatte gideriz?’ diye öğrenmek istedi.

Kendi çocukluğunda takılı kalmış gibi, bir tuhaf baktı dedesi. ‘Nereye?’ dedi.

‘Antalya’ya...’

‘Hımm, evet, annenin şu tur planı... Bakalım, anlarız birazdan. Majesteleri prensten bir itiraz gelmed.’

Gerçekten anladılar birazdan. Prens Valetta’nın, ‘İlk hedefiniz Akdeniz!’ dercesine güneye uzanmış eli, birden kuzeydoğuya yöneldi. ‘Tamam, anlaşıldı.’ diyerek, kavşakta hız kesti Katip.

Prensin işaret ettiği yön tabelasına baktılar. Dedesinin hangi yönü seçeceğini merak eden Tunç, çok beklemedi. Dedesi, direksiyonu haşarı bir çocuk gülüşüyle Çorum yoluna kırıverdi. ‘Film başlıyor Yavru!’ dedi.

Bozuk Pusula, İsmet Bertan, roman, Günışığı Kitaplığı, Mayıs 2022, İstanbul, s.24-25