15.10.2016, 21:00

Kız çocuklarımız...

Geçtiğimiz günlerde bir gün ‘Dünya Kız Çocukları’ günüymüş.

Baktım sosyal medyada ışıltı gözlere bir sürü evlat paylaşımları.

Hepsi de çok güzeller.

Ancak ben oldum olası anneler, babalar, sevgililer günü gibi günlere takıntılıyımdır.

Çok anlam yüklemem ve pek itibar etmem.

Hep kapitalizmin tüketeceği yönünde bakarım bu günlere.

*

Dünya Kız Çocukları Günü BM Genel Kurulunda Kanada, Türkiye ve Peru'nun girişimleri ile 2012 yılında kabul edilmiş bir gün. Yani yeni şekillenen bir şey.

Amacı da güya kız çocuklarına karşı süregelen ayrımcılığı önlemek, bu ayrımcılığa karşı farkındalık yaratmakmış.

Bana biraz ‘kadınların ağzınıza az bal sürelim, sussunlar, önemsendiklerini zannetsinler’ şeklinde geldi.

‘Güya kız çocuklarına önem veriliyormuş hissi uyandırılmak isteniyor ‘gibi geldi.

Oysa günü olsa da olmasa da ne yazık ki dünyada ve ülkemizde kız çocuklarının yeri belli.

Kız çocuklarına biçilen roller belli.

Hal böyle olunca biraz askıda kalıyor bu günler. Bana dürüstçe gelmiyor açıkçası.

*

Peki, öncüsü olduğumuz bu günün bizdeki izdüşümü ne?

İstatistikler, tespitler hep tam tersini gösteriyor. Ve gün geçtikçe de ayırım artıyor.

Nasıl olacak bu öncülük?

Sonrası ne olacak peki?

Söyleyeyim size. ‘Sözde’ kalacak. Ardından yine aynı düzen devam edecek.

Hepsinin adı belli. Adet, gelenek, yoksulluk, kader vesaire...

Bahaneler bahaneler...

Bahanelerin ardında yatan tek gerçek var. Kadın ve erkeğin eşitliğini kabul eden onlarca uluslararası sözleşme hiçe sayılıyor ve yasal düzenlemeye rağmen toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanamıyor. Erkek yine paşa rolünde, yine zirvede.

*

Peki, dönüşüm neden olmuyor?

Çoğu düzenleme dünyada ve ülkemizde zorunluluktan yapılıyor da ondan. Düzenleme var, kanunda eş kavramı var, uygulamada ise şiddet var.

Ülkemizde ‘Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi’ yasası bize şiddetin olamayacağını gösterir iken, tam tersi şiddetin en kötüsü yaşatılıyor kadınlara. Bu yasa ile güllük gülistanlık ülke olurken, uygulamada sokak ortasında müdanesiz, pervasız katliamlar işleniyor.

*

Kadının bakire olmaması bir evliliğin iptali için gerekçe bu ülkede.

Hangi uygulamadan söz ediyoruz.

Sonra da çıkıp ‘Kızlar Günü’nü kabul ediyoruz. Ve öncülük ediyoruz. Gülerler buna.

Yargı, yasa farklı. Uygulama farklı.

Daha geçtiğimiz günlerde eski eş sokak ortasında bir kadını bıçaklayarak katletti.

Çok mu caydırıcıyız?

*

Bizde kurallar belli. Onlar ‘Değer yargıları’.

İlk önce, yasayı bile etkileyen değer yargıları ile kuşatıldık bu ülkede.

Bu kavramlar ölçütse şayet nasıl kız çocukları özgür olacak?

Eşit kanunlar varsa şayet, erkek egemen toplumun elinde neden eritiliyoruz?

Sizce bir kadının istediğine göre mi uygulanıyor kanunlar bu ülkede?

Yasalar neyi dönüştürdü?

Yoksa yasa dediğimiz ‘iyileştirme’ yerine hükmetmeye mi geçti?

*

Bir kadın ve kızını düşünün evdeki erkeğin şiddetine maruz kalan. Hayatı boyunca erkeğin şiddetinden ötürü savunmada.

Hayatı nasıl dönüşecek?

Topluma hâkim erkek egemen algıyı ekiyoruz, pekiştiriyoruz ve büyütüyoruz.

Erkek egemen algı beyinlere yerleştikçe dönüşüm olur mu?

Öğretilmiş gerçekler var. Kadın erkeğe itaat edecek. Ve kız çocuklarımızda çocuk gelin olmaya devam edecekler.

Çünkü kadının erkeğe sınırsız itaati alt beyinlere sürekli ekildi, ekiliyor.

İtaat yanında öğretilen ise ; ‘Korkun, sakının, saklanın, sığının, gizlenin’.

 

*

İşte değer yargıları yasalara müdahale ederse kız çocuklarına rahat yok.

İşin özü ülkemizde eşitlikçi yasalar var gibi görünüyor. Ancak uygulamada yasayı takan yok. Kız çocuklarına ‘şöyle bir kadın’ olun empozesi ekerseniz, öğretirseniz, o kız çocuğu erkek evladına da aynısını ekecek, biçecek.

Boyun eğen kadındır ile...

Şiddeti hak eden kadındır ile...

Erkeğin sınırsız gücü vardır ile...

 

*

Ülkemizde kadın ne yazık ki eğitimden soğutuldu, çalışma hayatından koparılmaya çalışılıyor, görevi çocuk bakımı ve temizlik.

Kadının eve kapatıldığı yeni düzen önümüzdeyken nasıl kız çocukları gününü kutlayalım ki?

Bu düzen empoze ediliyor iken nasıl kız çocuğumuz var diye boy boy fotoları paylaşalım ki?

Ben inanmıyorum bu günlere. O yüzden Dünya Kız Çocukları Günü benim için kutlanacak bir gün değil.

Kutlama zamanı ise hiç bir kız çocuğunun üzülmediği, satılmadığı, taciz edilmediği, zorla evlendirilmediği, kurban edilmediği gündür.

Çok sevdiğim bir film olan Yeşil Yol’un bir repliği ile bitirmek isterim; “Bu dünyada öyle şeyler oluyor ki; Tanrı’nın buna neden izin verdiğini merak ediyorum”

 

Dip not;

 

Bir hikâye...

“Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada uzun uzun gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

‘Buraların yabancısıyım’, demiş. ‘Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum..Çok yakın olduğunu söylediler’.

Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:

‘Ben de buraya ilk defa geliyorum’, demiş. ‘Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde’.

Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez. Çocuk: ‘Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? ‘diye gülümsemiş. ‘Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten’.

‘İyi ama’, demiş adam. Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm? ‘Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez’, diye atılmış çocuk. ‘Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız’.

Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kâğıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu.

Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken: ‘On yıl önce bir kaza geçirmişim’, demiş. ‘Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?’

Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

‘Artık emin değilim’, demiş. ‘Emin olduğum tek şey benden iyi gördüğün’…

 

Kız ya da erkek fark etmez. Onlar bizden iyi görüyor geleceği, sevgiyi, birliği...

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Hoca, eşeğine iki küfe üzüm yüklemiş, evine götürüyormuş.

Şehre girince çocuklar başına üşüşüp "Hoca hoca bize birer salkım üzüm ver". 
Hoca, çocukların çokluğunu görünce her birine üçer beşer üzüm vermiş.

Bir iki üzüme şaşıran çocuklar,"Hoca hoca bu kadar az verilir mi?"

Hoca:
- "Çocuklar, küfelerdeki bütün üzümlerine tadı da, birinin tadı da aynı. Az yemekle çok yemek arasında bir fark yok ki." 

 

Günün sözü;

Ya birlikte kardeş gibi yaşamayı öğreneceğiz ya da aptallar gibi hep beraber yok olacağız. Martin Luther King

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@