15.09.2018, 04:10

Konfor alanlarımız...

Farkındalık...

Yenilmezlik...

Tükenmek...

Tükenmemek...

Yaşamak...

Ölmek...

Biziz.

*

Müzik...

Suskunluk..

Galibiyet...

Anılar...

Hayal etmek...

Biziz.

*

Uyurken elini tuttuğun kişi ile bir olmak...

Eksiklikler...

Tamamlanmaklar...

Çoğalmaklar, eksilmeler...

Kendinden cana sıkı sıkı sarılan, yada terkeden biziz.

*

Hüzün...

Mutluluk...

Coşku...

Birleşme...

Ağlama, gülme biziz.

Tamamlamak...

Tamamlanmak...

Evrende var olmak biziz.

Hepsi konforumuz.

*

Konfor alanlarımız vardır bizim.

Oluşur.

Biz oluştururuz.

Oluşturduklarımız anlayamayız kimi zaman, tam farkında olamayız.

*

Gün içinde, gece uykumuzda bile konforumuz vardır bizim.

Beynimizin, fikrimizin bile bir konforu vardır.

Alıştığımız düzen vardır.

Vazgeçemediklerimiz vardır.

Hatta katı kurallarımız, yıkamadıklarımız oldukça fazladır.

*

Kendi kıramadıklarımız, gururlarımız vardır.

Herşeyi kontrol etme gibi büyük konfor alanlarımız vardır.

Anne olmak da o alandır, eş olmak da.

Dışarı çıkamadığımız o alan esir alır bizi.

Fikirlere sığınmak bile bir alandır kimi zaman.

*

Asla yapmam dediklerimizi bile belki gün gelir yapabiliriz

Bunu bir düşünün.

Katiyyen, kattta ve katta deriz, hop birde bakmışız o alan bizi dışarı atmış.

Ama ne çare ki orada sıkışıp kalmak bir kaçıştır bizim için.

‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diye düşünüp dururuz  oturduğumuz koltuğumuzda.

Hoş o her gün sığındığımız koltuğumuz bile bizim yarattığımız birer konfor alanı değil midir?

*

Cesaret.

Biraz cesaret.

Bizi huzura götürecek tek yol biraz cesarettir.

O konforlu, korunaklı alanınızdan bir adım atın, sonra korkmayın bir adım daha atın.

Sonra bir adım, bir adım derken bir de bakmışssınız korkusuz bir hayatın tam ortasındasınız.

*

İşte bu cesaretle kazanılan bir ödüldür.

Törpüleyin kendinizi.

Huylarınızı bir bir elekten geçirin, bakın bakalım orada neler varmış.

Nasıl tutunduğunuz dallar yaratmışsınız kendinizi kendiniz görün.

Kendinizi anlayamazsanız ve eleştirmezseniz asla o alanınızdan çıkamazsınız.

*

Belki de yaşadığınız bir çok olay sizi o alana itti, ancak çıkmanızı isteyen de bir çok olay var sizin içinizde ve çevrenizde sadece bakmasını bilerek bunları görebilirsiniz.

Bakmasını bildiğinizde gördüğünüze de şahitlik edeceksiniz.

Bu şahitliğiniz sizin yeniden doğuşunuz olacak aslında.

Yeni doğuşunuzda yeni bir ben ile göreceksiniz kendinizi.

Yeni bir ben ile hissedeceksiniz.

 

 Ancak çoğu insan korkar.

Gerçekleri hissetmekten korkar.

O nedenle de o korku sebebiyle o alanlarını terkedemez.

Oysa çıplağız.

Doğduğumuz zaman gibi çıplağız.

Elbiselerle örttüğümüz bedenimiz olabilir, kafatasımıza gizlediğimiz beynimiz de oraya kapanmış olabilir. Ancak hislerimiz ile bilin ki çıplağız.

Yanlız ve çıplak.

O nedenle, o koruma duvarları ve alanları bir bir yıkmanın zamanı gelmedi mi?

 

Dip not;

 

Hikaye...

Ölen bir adam cehenneme gider. Şeytan bu adamı nefis yemek kokuları gelen bir odaya gotürür. Odanın ortasında büyük bir tencere ve çevresinde oturan insanlar vardır. Bu çok zayıf, bir deri bir kemik kalmiş insanlar acıyla inlemektedir. 
Cehenneme yeni gelen bu adam tencerenin cevresindeki insanların ellerinde kepçeye benzer, uzun saplı kaşıklar görür. Kaşıklar ellerine bağlıdır. Kaşığı tencereye daldırabilmekte ama hiç bir şey yiyememektedirler çünkü kaşıkların sapı o kadar uzundur ki, ellerindeki kaşıkları bir türlü ağızlarına götüremezler.
Lutfen der adam, 'bana bir de cenneti gosterir misin?’
Elbette der şeytan; ''Sonsuzlukta birkaç dakikanın ne önemi var'' der ve onu cennete götürür.
Adam cennete girince hem çok şaşırır hem de kafası karışır. Gördüğü manzaranın cehennemdekinden hiç bir farkı yoktur. Yalnızca insanlar mutlu ve sağlıklıdır, kahkahalarla gülmektedirler.
''Anlayamadım der. Herşey aynı, herkesin ellerine bağlı uzun saplı kaşıklar var ve hepsi de bir tencerenin çevresinde oturuyorlar. Farklı olan nedir? Neden burası cennet? ''

Şeytan adamın sorusunu yanıtlamaz. Tam çıkarken, adam başını bir kez daha çevirir ve olan biteni anlar. Herkes ellerindeki uzun saplı kaşıklarla birbirlerini beslemektedir.

Biz bütünüz ve herşeyin bir parçasıyız. Bunu unutmadığımız zaman mükemmeliz.

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

 

Temel uçakla İstanbul’a gitmektedir.

Uçak havalanır. Bir ara cam kenarındaki yolcu kalkar tuvalete gider, Temel de adamın yerine oturur. Bir müddet sonra koltuğun sahibi gelir ve:

-“Kardeşim burası benim yerim lütfen kalkar mısınız? der.

Temel gayet sakin bir şekilde:

– “Valla uşağum ben seni demin indi sandum” der.

 

 

Günün sözü;

Kendimizde her zaman başkalarının acısına dayanacak gücü buluruz. (La Rochefoucauld)

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@