Postacının kapıyı kaç kez çalacağı bir yana, bir başına postacının çalması, hele kucağında taşıdığı kitapsa gün boyu hem de durmadan çalması ne güzeldir.

Eskiden (“Eskiden” mi? Bak sen, ne çok zaman kalmış gerilerde ya da bana uzun gelen şunca kısa bir zaman diliminde neler olmuş neler?) -kimileri kötü/ sıkıntılı haber getirse de- yalnızca mektup taşırdı postacılar. Mektuplarsa sevinç demekti, muştu demekti, buluşmak demekti. Paketler nasıl varırdı gönülden geçen adreslere, yok aklımda... Sonra doksanlı yıllarla birlikte postacıların taşıdıkları da çeşitlendi. Gün geldi, o umutla beklenen mektuplar sessizce çekildi hayatımızdan. Söz mektuptan açılınca hepimiz özlediğimizi açık etsek de yazmalara durduğumuzu söylemek hayli zor. Kaldıysa bir asker mektubu mu kaldı ki? Arada mahpus “dam”larından gelenler... Bir de edebiyatçı mektupları. Belki.

Olsun, paket de olsa çıkıp gelen, dedim ya hele ki kucağında kitaplardan bir demetle çalmışsa kapıyı postacı/ kargo dağıtıcısı benden mutlusu yoktur.

***

Nereden mi çıktı şimdi sözü mektuplara düşürmek? Sevgili Bülent Güldal’ın gönderisini teslim alınca düştü aklıma mektuplu günlerimiz.

İki Körfez arasında -biz gidip gelemesek de- gider gelir selamımız sevgili Güldal’la; “Kuzey Ege’den Anadolu kıtasına mavi bir kısrak yelesi misali uzanan Edremit Körfezi”nden İzmir Körfezi’ne...

Dil vermez derinlerin uğultusu/ sığ sularda kulaç atana” sesini çoğalttığı yeni şiir kitabı “Yağmur Salkımları”nı, şiir ve şiir sanatı üzerine yıllar içinde yazdıklarını bir arada sunan deneme kitabı “Şiirin Anahtarı”nı kucakladım ilkin. Bir de “Edremit Tarihi” gülümsedi kargo paketinden. Güldal’ın iki yeni yapıtı gibi, Sinan Kâhyaoğlu’nun, üst başlığında “Uygarlıkların Körfezinde 3500 Yıl” notu okunan “Edremit Tarihi” de Kafekültür Yayıncılık etiketiyle çıkmış yola okura doğru.

Tasarladığım ne varsa kaldı o an alınca elime “Şiirin Anahtarı”nı. Hevesim, sayfalar arasında şöyle bir dolaşmak, Daniel Pennac’ın söyleyişiyle çöplenmekti. Ne ki orası burası derken ne o beni bıraktı ne ben çıkıp gidebildim.

Sonra “Sözcüklerin Kokusu”nda durdum:

Sevilen birine yazılan mektubun içerdiği sözcükler gül bahçelerinden alır kokusunu. Özlediklerimizi anarken boğazımıza düğümlenenler de öyle. Düşlerimizin, düşüncelerimizin örtüştüğü birileriyle paylaştığımız zamanın çatısını inceliklerle kurmaya özen gösteririz. En insanı yanımızın dışavurumudur böylesi anlar.1

***

Dönüp bu satırları (“dize”leri mi demeliydim yoksa) okurken nice dostun kapısını çaldım, nicesine bizim buralardan haber ettim. Aklıma nerden düştüğünü biliyorum, sık konuşur olduk bir başka kadim dost Ahmet Günbaş’la, A. Neyzar Karahan’ın toplu şiirlerinin onca zamandır basılamayışını tarttım yeniden. Yalnızca bir dosta seslenirken değil, İzmir’in sokaklarını dolaşırken de sözcükleri, adımları gül bahçelerinin kokularıyla bezeliydi Karahan’ın. Kimi şiirlerini, izleyen kitaplarına kimi değişikliklerle taşıdığından şiirlerini onun gönlünü de şenlendirecek bir toplama ulaştırmak hiç de kolay değildi. Karahan’ın ardından bu zor işi Ahmet Günbaş’la Oğuz Tümbaş üstlendiler. Bana da “son okuma” derler kolay bir iş kaldı. Ne ki kitap için, “ufuktan şimdi doğar” demeye bile epey bir zaman var anlaşılan. Bunlardan açınca sözü kitaplığımdan, Milas Belediyesi’nin bastığı Muzaffer Kale’nin “seçilmiş şiirler”ine2 uzandım. Yerel yönetimlerin o yörede doğmuş, orada yaşamış, Nedim Gürsel’in deyişiyle “o kentin hemşeriliğini yazınsal/ sanatsal emeğiyle hak etmiş” yazın/ sanat emekçileri için de yapacakları olmalıdır.

Yine de A. Neyzar Karahan’ın toplu şiirlerinin, Günbaş’ın verdiği “Öptüm Yalnızlığımı” adıyla bir yapıtta toplanacağı güne inanıyorum. Kim mi yapar? Bilmem, sizce?

***

Buram buram bizim buralar kokan, çokça da İzmir havası taşıyan öyküleriyle İzmir’in hemşerisi olmayı da çoktan hak etmiş, “düşlerimizin, düşüncelerimizin örtüştüğü” bir edebiyatçıyla, Nedim Gürsel’le “paylaştığımız zamanın çatısını” da inceliklerle kurduk”.

nedim-gursel,-foto-yby

5. Uluslararası İzmir Edebiyat Festivali’nin, Ahmet Ümit’le birlikte, onur konuğu olarak İzmir’de konuşan Gürsel’in sözcüklerinin serinliğini imbattan, kokusunu Karaburun’un nergislerinden aldığını bilmenizi isterim.

Edebiyat; Körfez’den Körfez’e/ bir uçtan bir uca uzattığımız gül dalının serinliği, rahatlatan kokusuyla dolsun diyedir yaşamımız.

........................

1 Şiirin Anahtarı, Bülent Güldal, deneme, Kafekültür Yayıncılık, 2021, İstanbul, s.39

2 Bir Günlük Güneş-Seçilmiş Şiirler, Muzaffer Kale, 2. baskı: Milas Belediyesi, Temmuz 2019, Milas

Fotoğraf: Y. Bekir Yurdakul