24.04.2021, 05:03

Koronadan kaçarken depreme yakalanmayalım

30 Ekim 2020 tarihinde İzmir'de yaşanan deprem faciasının ardından yaklaşık 6 ay geçti.

O gün ve sonrasında yaşananları unutmak asla mümkün değil.

Kaybettiğimiz 117 can yüreğimize saplanan birer hançer gibiydi.

Yıkılan umutlar, gözyaşları ve acılı hikayeler yaşamımız boyunca gözlerimizin önünden gitmeyecek.

Aynı olayları bir kez daha yaşamamak ve deprem tuzağına düşmemek adına pek çok kesimden ortaya konan tepkileri ilk günkü gibi hatırlıyoruz.

Konunun ciddiyetini kabul edenler uyarılarını zaman zaman yazılı ve görsel medya üzerinden devam ettiriyorlar.

Ancak yetkililer bu işin ne kadar içindeler maalesef bilmiyoruz.

Biliyorsunuz, depremin hemen ardından görevliler yapılan müracaatları yerinde değerlendirerek hasar tespit raporu hazırlamışlardı. Raporlar, az, orta ve ağır hasarlı olarak tespit edilmişti. Depremin meydana geldiği bölgede yıkılan evleri nedeniyle sokakta kalan vatandaşlarımızın yeniden ev sahibi yapılabilmesi amacıyla hükümet ve belediyemiz hemen müdahale etmişti.

Bu yaşananlar olayın ilk bölümünde kaldı. Bugün ise gelecekle ilgili çalışmalar devam ediyor.

Ağır ve orta hasarlı inşaatların gözetim altına alınarak çalışmaların yürütüldüğünü biliyoruz.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta; Az hasarlı binaların geleceği ne olacak?

Yani, orta ve çok hasarlı inşaatlar bir şekilde yetkililerin ilgi alanına girdi.

Ancak dikkatimizi çeken az hasarlı binalardan söz eden yok.

Sadece İzmir'de yüzlerce bina 'Az Hasarlı' raporuyla çözüm bekliyor. Raporda 'AZ' diye yazılması hasarsız sayılmasına mı neden oluyor bu anlaşılmış değil.

Krişleri dağılmış, kolonları yarılmış hatta az da olsa yan yattığı ifade edilen bazı binaların çoğu şu an bomboş.

Hasar tespit raporunda, 'Hasarlı' ifadesinin bulunması bile insanların evlerinden kaçmalarına ve soğumalarına neden olmuş. Kimi kiraya, kimi yazlığına kimi de yeni bir ev alarak oturduğu binayı terk etmiş.

Yetkililere sormak gerekiyor; sizler, eşiniz, çocuklarınız yani aileniz bu görüntüdeki bir binada oturmaya devam edermiydiniz?

Şimdilerde o boşaltılan binalar, kaderine terk edilmiş durumda hükümetten veya belediyelerden çıkacak kararları bekliyorlar.

Karar derken, kentsel dönüşümü gerçekleştirecek müteahhitlere ne gibi kolaylıklar sağlanacak? Beklenti bu.

Aslında bu sorunun cevabı İzmir için hayati önem taşıyor.

Çünkü, kat artışı mı olur, kat sıkılaştırması mı olur veya kendi sınırları dahilinde genişleme izni mi olur. Bu konuda çıkacak olumlu bir yanıt İzmir'de kentsel dönüşümün önünü açacak.

Devlet baba, kredi konusunda gereken adımı attı. Sıra geldi, müteahhit ile anlaşmaya.

İmar değişikliğiyle ilgili herhangi lehte bir karar çıkmaz ise işler çok zor.

Çünkü Kentsel Dönüşüm anlaşmasıyla yıkılan bir binanın hiç bir avantaj olmadan yeniden yapılmasına yönelik istenen bedeller 400-500 bin TL arasında değişiyor.

Bu rakamları binalarda yaşayan çoğu emekli nasıl ödeyecek? İş bununla da bitmiyor ayrıca düşük faizli uzun vadeli kredinin de aylık geri ödemeleri de olacak.

Sonuç olarak, yukarıda imar yasası ile ilgili dikkat çektiğim şıklardan biriyle çözüm getirilirse;

  1. Vatandaşın sıkıntısı bitecek

  2. Ne zaman geleceği belli olmayan 6-7 şiddetindeki bir depremin verebileceği maddi zararlar ile ölümcül vakalar önlenmiş olacak.

  3. Kentsel Dönüşüm, devletin ve belediyelerin dışında da çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilmiş olacak....

Şu an haklı olarak herkesin gözü, kulağı Korona'da. Ancak deprem tehlikesi de asla unutulmamalı. Beşik gibi sallanıyoruz. Uzmanlar İzmir fay hattı ile ilgili sürekli uyarıyorlar.

'Kırk katır mı, kırk satır mı?' çizgisindeyiz. Savaşı iki kulvarda da vermeye mecburuz....

Yorumlar