Uzun bir ayrılıktan sonra köyüme geri döndüğümde benim için en acı olay içinde okuma yazmayı öğrendiğim ilkokulumun ahır olarak kullanılıyor olmasıydı.
Çocukluğum, oyun yerlerim, güreş tuttuğum çimlik alan… Ne güzel günlerimiz geçti o bahçede.
Çocuktum henüz ilkokula başlamıştım okul inşaatı devam ediyor, köy halkı develerle derelerden kum getiriyor, bizlerse küçücük ellerimizle Marsilya kiremit deliklerine tel bağlıyorduk. (İlk defa görmüştüm Marsilya kiremit) ve çatıya taşıyordu.
Sonuçta iki sınıflı bir köy ilkokulumuz vardı artık, ulusal bayramlarımız da şiirler okur, kurtuluş mücadelesinin ne zor şartlarda kazanıldığını öğrenirdik...
Büyük hayallerimizi orada inşa eder olduk… Şimdi biz büyüdük hayallerimiz küçüldü daha doğrusu küçültüldü. Çünkü okullarda biz kendi özümüzle yoğrulurken, şimdi paketlenmiş hazır bir düşün dünyası veriliyor çocuklara, sen hayal kurma ben senin yerine yapıyorum bu işi diyerek çocukların eline bir telefon tutuşturuluyor.
Neyse biz okula dönelim yine... 35 yıl sonra köyüme geri geldiğimde, okul bahçesine çocukluğumda diktiğim çam ağaçları dimdik ayaktaydı. Sadece, sınıflar koyun ağılı olmuş, Atatürk anıtı bakımsız kalmış, yazılar kırılmıştı...
Ben bu duruma sessiz kalmam dedim ve bir çoban ateşi yakmalıyız diye geçirdim içimden. (O ateşi iyi bilirim ben çobanlık yapmış biri olarak, o türkülü ateşin insan ruhuna katkısını) İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla ve Ali Kemal Elitaş’ın bizlerin sesi olması neticesinde okulumuzu tekrar onardık ve hizmet verebilecek konuma getirdik.
Ben sınıfın birinde köy çocuklarına güreş eğitimi vermeye başladım, taa ki minderlerimi benden habersiz birileri alıp götürene kadar… Okul bahçesine 90 tane çam diktik, hani o çocukluğumda diktiğim koca çam yanından geçerken sanki kulağıma birşeyler fısıldar gibi oldu, durup kulak verdim "ölsem de gam yemem gayrı" diyordu bana. İkimiz de ağlamaklı olduk bir anda.
Böyle işte bizim hikayemiz. Ağaçlar da konuşur yeter ki duymasını bil, sonra kocaman bir Yörük şenliği yaptık. Beş bin kişi geldi. Kazanlarla keşkekler yaptık okul bahçesinde, artık sıra çoban Yusuf abimize gelmişti. Öyle bir kaval çaldı ki herkes kendi sevdasına büründü. Birşeyler söylemek istedilerse de düğüm düğüm dizildi sözcükler boğazımda. Biz böyleyiz ezgili bir yüreğimiz var bizim...
Köy okulları insanlarımızı yaşatsın eskisi gibi, oralarda öğrendik biz andımızı, çocukluğun geçtiği yerde başlıyor memleket sevgisi...