Prof. Dr. Harun Raşit Uysal'ın 26 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bu yıl köylüler ne ağaçlarına ne de ürünlerine doğru dürüst gübre ve ilaç atabildiler. Hatta hayvanlarına da yeterince yem veremediler. Neden mi? Çünkü, bunlara ulaşmak onlar için artık lüks oldu da ondan. Sadece bunlarda değil, toprak işlemede de aynı durum söz konusu. Çiftçi 22 liraya mazot alıp, tarlasını, bahçesini, bağını nasıl süreceğini; bırakın sürmeyi traktörüne mazot koyup tarlaya nasıl gideceğini düşünüyor. Ancak…

…Gübre, ilaç, tohum, sulama, yem yoksa ürün de yok, azsa ürün de az. Bu yüzden önümüzdeki aylarda bir gıda krizi ile karşı karşıya kalabiliriz.

DÜNYA DA GIDA KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYA…

Aslında yalnız değiliz, kriz dünyanın da gündeminde. Önce pandemi, ardından Rusya-Ukrayna Savaşı tedarik zincirlerini alt üst ederken, artan enerji fiyatları da ürünlerin pahalılaşmasına neden oldu. Özellikle de buğday arzında sıkıntılar yaşanıyor. Çünkü, Rusya ve Ukrayna, dünya tahıl ihracatın tamamının dörtte birinden fazlasını karşılıyor.

Bu durum dünyanın da bir gıda krizi ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Çeşitli ülkelerin yetkilileri bunu zaten saklamıyorlar. Bazılarının bulduğu çözüm ise “muhteşem”. Bunlardan birisi de Almanya Tarım Bakanı. Almanya Yeşiller Partisi'nden hükümete tarım bakanı olarak giren Cem Özdemir, Ukrayna'ya "daha etkili" silahlar sağlamanın, küresel kıtlığı önlemek için şart olduğunu öne sürüyor.

ALMANYA TARIM BAKANI'NA BAKIN HELE…

Almanya Tarım Bakanı, üstelik de Yeşiller Partisi Milletvekili'nin bulduğu çözüme bakın. “Hemen ve derhal barış sağlanmalı ve bu konuda Almanya sorumluluk üstlenmeli” demiyor da daha fazla ölüm tavsiye ediyor ama ağababaları olan ABD’nin savaşın sürmesini istediği için savaşı durdurma güçlerinin olmadığını bu beyefendi de çok iyi biliyor.

Her şeye rağmen bir bakan bunları söylememeli. Bana göre bakanlıktan ve partisinden derhal istifa etmeli. Böyle bir milletvekili barındırdığı için Türkiye’deki sosyal demokratlar ve sol partiler, ne Özdemir ile ne de Özdemir istifa etmediği sürece Yeşiller'le bir araya gelmeli.

Neyse, biz yeniden Türkiye’deki maliyet baskısına dönelim. Bu konunun vahametini geçenlerde tanık olduğum bir olayı anlatarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çiftçilik yapan dayıoğlu ile birlikte İzmir-Selçuk pazarındayız. Pazar alışverişimizi yaptık. Dayıoğlu ilaç bayisine gidelim, dedi. Gittik. Ben dışarda kaldım, kendisi içeri girdi, birkaç dakika sonra bir torbayla dışarıya çıktı. İçerisinde birer kilo ot ve maviküf ilacı vardı. Bu ikisine 390 lira para ödemişti. Bunları zor zahmet yetiştirdiği bağında kullanacaktı. Zaten pahalı olduğu için doğru dürüst gübre de atamamıştı.

KEŞKE DİKMESEYDİM…

“Yeteri kadar gübre ve ilaç atsam ne olacak ki.” dedi. Benim maliyetim yüksek olacağı için üzümü daha pahalıya satmak zorunda kalacağım, bunun üzerine tüccar ve market karları da eklenince yetiştirdiğim üzümün fiyatı iyice artacak, tüketici satın almakta zorlanacak, temel gıda maddesi olmadığı için de üzüm yemekten vaz geçecek.

Bizim üzüm alıcı bulamayınca çürüyecek. Al sana zarar. Maliyetlerin son altı ayda bu kadar yükseleceğini bilseydim, asla bağ yetiştirmez, tarlayı boş bırakır, hiç olmazsa zarar riskiyle karşı karşıya kalmazdım, dedi.

 Bu anlattığım olay şu anda Türkiye’de yaşananların sadece biri. Böyle giderse, ne gıda güvenliğimiz ne de gıda egemenliğimiz kalacak.

Hep söylediğimiz gibi…