21.05.2017, 10:27

Köylülükten kentliliğe geçiş…

Köylüydük hepimiz bir zamanlar ve geldik şehirli olduk.

Belki de köylülükten kentliliğe geçen dedelerimiz birçok şeyi hesaba katmadı.

Bana göre, köylülükten kentliliğe, çok hızlı bir biçimde geçtik ve arada kaybolduk.

Ne kentlilik bilinci oluştu, ne de tam köylü olabildik.

Kentli olamadık, doğayı aradık, bulamadık, bulduk sahip çıkamadık.

Köylü olamadık, doğayı tam anlamadık ve sattık.

İki arada bir derede kaldık kısaca.

*

Tam kentli olamadık çünkü etrafıma bakıyorum her şeyi kendi elimizle bir bir berbat ediyoruz. Kenti biz var edeceğimize, biz yok ediyoruz.

Tam köylü de olamadık çünkü tüm köylüler, kentleri doldurarak terk ediyor her şeyi. Ev, bark, ağaç, taş, toprağını. Ve topraklarına ihanetteler. Hibritlerle, kimyasallarla topraklarını zehirlemekteler. Tabii ki istisnalar var, ancak onlar da tüm kaideyi bozmuyor ne yazık ki.

Dolayısıyla, gerçek kentliler arada kaldı, gerçek köyler arada kaldı.

Ortada kalanlar kayboldu.

*

Tam da aşamalar bu şekilde ilerliyor iken, şimdi de doğayla iç içe olma sevdası sardı da kentlileri, köylere akın akın akar oldu.

Adı ‘köy kahvaltısı’ ancak kendisi endüstriyel ürünler olan bir dizi sevda ile koşar oldular köylere, yeşile.

Ancak trajikomik olan da şu ki, tam tersi köylüler de kentlere kaçmaya başladı.

Güzelim ekmeklerini bıraktı beyaz ekmeğe mahkûm oldu.

Tohumlarını sattı, mahvetti.

Çiftçiliklerini geride bıraktı.

Kentlere de geldi köy ekmekleri adı altında yine GDO buğdaylı ürünler.

Kendileri mahkûm oldu sahte unlara, sahte hububatlara, sahte yüzlere.

 

*

Ve inanın şehir hayatından sıkılıp, ‘köy evi’ hayali kuran o kadar kişi var ki çevremde.

Neden?

Çünkü elimizdeki değeri kaybettiğimizden.

Kökenlerimizi, kendimizi hepten unuttuğumuzdan.

Ve özümüze geri dönme isteğinden.

Ve bu geri dönme isteğini şehirliler düşlerken, köydekilerin şehirli olma isteğini de özenme, şartlardan bıkma olarak algılıyorum.

Ancak bunu da onların tekâmülünde yaşaması gereken bir evre olarak da görüyorum.

Gerçek kentliler tarihe karışırken, gerçek köylüler de kentli olma sevdası yüzünden aslını unuttu gitti ve unutulup gidecek.

İşte bu yeni akım bizi yıktı.

‘Köyden kente, kentten köye’ akımı yüzünden daha da kötüsü oldu ve güzelim arsalar satıldı fırsatçılara.

Rantçılara.

Açıldı her yer aşama aşama imara.

Kalanlar savaşıyor, kaybedenler dikiyor para sevdası ile hibriti ya da betonu.

Kaybetmeyen de hala mısır ekmemek için, toprağı kirletmemek için didiniyor. Betona teslim olmamak için savaşıyor.

Ama azlar, savaşanlar parmakla gösterilecek kadar az.

Sayıları az da olsa onurlu bir savaşın içindeler.

Didinmeleri boş değil.

 

*

Oysa ki, ülkemizde tarımın bitirilmesine ramak kalmışken bu savaşanları alkışlamak yerine yeriyoruz.

Yermekle kalmıyor köylerini terk etmeleri sağlanıyor.

En pahalı mazotu alan çiftçi, vergiden yapılanamayan çiftçi iken nasıl geri göç sağlanabilir ki?

Ancak ben hala devletin bu akını durdurma yolunda neden bir önlem almadığını anlayamıyorum.

İstek, apartmanların boşluklarının gölgesinde kalmak mı?

Ağaç gölgesinde kendine bir yer edinmek mi?

Ağaçsız, egzoz dumanlı bol alışverişli şehir düşlemek sanırım tekâmülün ağır şartı…

 

*

 

‘Köyden indim şehire’ mantığının altında yatan nedenler bir türlü çözülemez ise, tarım arazileri, kırsal alanlar imara açılmaya devam edilirse bu ülke tarım ülkesi olmaktan çıkacak ve kendi yağımızla kavrulduğumuz zamanlar bitecek.

İşte acı olan da bu.

Diğer bir acı ise bizlerin kültürü özümsemememiz.

Modernleşmeyi kültür saymamız.

Bu yüzden bölünüyoruz.

*

Unutmayın!

Biz bölündükçe bizi yok etmeye çalışanlar çoğalacaktır.

Biz birlik olmadıkça bizi bölmek isteyenler artacaktır.

Milli bütünlük diyoruz ya, ilk bütünlük köylü olmakla başlasın.

Gerisi gelecektir.

Bizim yanlışımız Cumhuriyet sonrasında tüm var gücümüzle tarımı güçlendirip muhtaç ülke olmamaktı. Fakat zamanla tam tersi yapıldı ve şimdi tohumlara muhtacız.

Ve kimyasal gübrelere muhtacız.

Lütfen köylerinize kıymayın…

 

*

 

Dip notlar;

 

Köy Enstitüleri geri mi gelmeli?

 

Köy Enstitüleri; köy öğretmen ve eğitmenleriyle köylerde tarım ve sağlık görevlisi olarak çalışacakları yetiştirmek amacıyla kurulmuş eğitim kurumlardı.

Ve Cumhuriyet yönetiminin en önemli kurumuydu. Toplum yapısını yönlendiriciydi.

Ve yönlendiren uygulamalarının en belirgin örneklerindendi.

Peki, neydi Köy Enstitülerinin açılış nedenleri?

Kısa bir özet geçersek;

1933-1934 yılında kent çocuklarının %75’i ilkokula gidebiliyordu, köy çocuklarının ise ancak %20’si. 1935’te bir dizi karar alındı. Askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapan köy gençlerinin kısa bir eğitimden geçirilerek kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilmesi bu kararların en önemlilerinden biriydi.

İlk uygulama 1936’da başladı ve 84 köylü genç Eskişehir’e bağlı Çifteler’de açılan bir kurstan sonra köy eğitmeni olarak görevlendirildi.

Ve uygulama başarılı oldu.

Kurslar arttı.

Eğitmenlere toprak, tohumluk ve tarım araç-gereci de verildi ve bulundukları bölgede tarımsal çalışmalara öncülük etmeleri sağlandı.

Ve 1937’de deneme niteliğinde dört köy Öğretmen Okulu açıldı.

Sonra çalışmalar genişletildi.

Ve 17 Nisan 1940’ta çıkarılan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu önceki deneme okullarının enstitüye dönüştürülmesini ve ayrıca 17 yeni köy enstitüsü açılmasını öngördü.

1942 yılında çıkarılan 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu’yla Enstitüler sağlam bir yapıya kavuştu.

Köy Enstitülerinde okutulan derslerin %50’si kültür, %25’i tarım, %25’i de teknik dersleriydi.

Ve sonra da Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek amacıyla bir de Yüksek Köy Enstitüsü eklendi.

Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldığı 1947 yılına değin 209 mezun verdi.

Toplam sayısı 21’e ulaşan köy enstitülerinden kapatıldıkları 1953 yılına kadar 1.398’i bayan, 15.943’ü erkek olmak üzere 17.341 köy öğretmeni diploma sahibi oldu.

Sağlık bölümlerinden de 1.248 sağlık memuru yetişti.

Eğitmen kurslarından ise 8.675 eğitmen mezun oldu.

1946 yılından sonra, duraklama geçirdi.

1950 yılından sonra sağlık bölümleri kapatıldı.

1954 yılında da çıkarılan 6234 sayılı yasayla Köy Enstitüleri tümüyle kapatıldı.

Amaç, çok sayıda öğretmen ve eğitmen yetiştirmek, köy çocuklarına öğrenim olanağı sağlamak, “köy kökenli aydın kuşağı” yaratmaydı.

Ve çok iz bıraktı.

Ve şimdilerde yine birtakım istekler var geri getirilmesi yönünde.

Bu tür eğitim sistemi gelmese bile, en azından çiftçilerimizin yetiştirilip bilinçli hale getirilebileceği yeni bir tür sistem devreye girmeli.

Yoksa çok geç olacak.

İzleyip görelim.

Hububat…

Geçtiğimiz aylarda nohut fiyatları son 30 yılın en üst seviyelerine taşındı, yoksulun aşları sınıf atladı.

Dekar başına tonu 700-800 dolardan 1200 - 1300 dolara yükseldi. Ve bu nedenle yerli mal yerine ithal mal tercihte.

Kırmızı mercimekte ise fiyatlar düşük. Bu nedenle çiftçi ürününü satmak yerine zarar etmemek adına elinde tutmayı tercih ediyor.

Peki, o zaman denge nasıl sağlanacak.

Tabii ki ithal ederek.

Özellikle nohutta ihracatçı iken, ithal eden olduk.

Ve unutulmaması gerekir ki, ithal ürünler yerli ürüne göre daha ucuz, kalitesiz ve Türk damak tadına uymuyor.

Ancak ucuz mala ulaşmak için damak tadı da yok sayılıyor, kalite de. Ve hal böyle olunca nohudundan, mercimeğine, fasulyesine kadar ihtiyacı karşılamak adına ithalat devreye giriyor. Ancak bilmelisiniz ki, bu yol aracıların kazanç yolu ve kolaya kaçması.

Bu ne demek?

Üretici ile uğraşmak istememek demek.

Sonucu da yerli üreticinin bitmesi demek.

Ekim olmazsa tohumun yok olması demek.

Sonrası ise bağımlılıktır…

Mutlu kalın…

Fıkra;

 

Hoca bir gün, yol kenarındaki hayrat ağaçlardan birine çıkmış, incir yemeye başlamış. Yanından geçen bir yolcu seslenmiş:
- "Hey! Sen kimsin? Ne yapıyorsun orada?"

- "Ben bülbülüm" demiş Hoca.

Adam :
 

- "Öyleyse öt bakalım" deyince, Hoca karga gibi acayip sesler çıkarmış.

- "Bu ne biçim bülbül sesi yahu", demiş adam. "Bülbül hiç böyle mi öter."

- "Ne yapalım" demiş Hoca, "Acemi bülbül bu kadar öter!"

 

Günün sözü;

Bu dünya yeşil ve kızıl renklere donanmış bir gelin gibidir. İnsan bu geline ne kadar baksa doyamaz. Dünyayı seyretmekten kendini alıkoyamaz. Yunus Emre…

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@