Dr. Turgay Bozoğlu'nun 29 Haziran 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

İki hafta aradan sonra yine birlikteyiz. Kızımın üniversiteden mezuniyeti dolayısıyla geçen hafta yazımı yazamadım. Aslında ülkemiz ekonomisi açısından olan biten çok farklı değil. Sorunları hepimiz görüyoruz. İnsanımız için bu problem alanlarını cesurca söylememiz gerekli. Kral çıplak, diye haykırabilmeliyiz ki sorunu herkes görsün ve birlikte çözüm arayalım.

Birkaç konu dikkatimi çekti. Onlara değinmek istiyorum. Bir köşe yazımda vergi tahsilatında sorunlar olduğundan bahsettim. Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün istatistikleri ile de bu konuyu detaylı bir şekilde yazdım. Geçtiğimiz haftalarda birçok gazetede bunun aksine, vergi tahsilatlarının patladığı şeklinde haberler ve yazılar çıktı. Peki, bu çelişkinin sebebi ne? Nedeni kavramların doğru kullanılmaması.

Biraz konuyu basitleştirerek anlatalım. Yeni yılın bütçesini hazırlarken vergi gelirleri hedefiniz 100 birim olsun. Ancak hem doğru tahminler yapılmamasından hem de enflasyonun hızlı artışı nedeniyle harcama üzerinden alınan dolaylı vergilerin ve de kazanç üzerinden alınan doğrudan vergilerin artmasından dolayı tahakkuk eden vergilerin 300 birim olduğunu düşünelim. Tahsil edilen vergilerin ise 150 birim olduğunu varsayalım. Bu durumda gerçekleşme sene başında yapılan tahminin 50 birim üzerinde. Ancak tahsilat tahakkuk eden vergilerin tam yarısı. Hala tahsil edilmesi gereken 150 birim vergi var. Bir başka deyişle toplanan vergi gelirlerinde gerçekleşme yüksek olmasına rağmen hala tahakkuk/tahsilat oranı düşük.

Ülkemizde toplanan vergilerin yaklaşık olarak yüzde 70’i dolaylı vergilerden alındığı için, akaryakıt istasyonları, GSM şirketleri, tekel bayileri vergi daireleri gibi çalışmakta. Petrole gelen zam aile bütçenizi hırpalarken devletin bütçesine daha fazla vergi geliri girmesine neden olur. ÖTV ve KDV matrahlarından bunu görürüz. Dolaylı vergilerin tahsili çoğu zaman sorun olmaz. Burada sorun, kazanç üzerinden alınan vergilerde. Mükellefler enflasyon dolayısıyla fiktif olarak şişen karları üzerinden vergi ödemek zorunda kalır. Sonuç olarak işletme sermayeleri erir. Enflasyon muhasebesinin getirilmesi vergi mükellefleri için olumlu olur.  Ancak vergi idaresi açısından gelir kaybına yol açar. Şartlar doğmasına rağmen uygulamaya geçilmemesi mükellefleri ödeme güçlüğüne sokar. Bugün ülkemizde olduğu gibi, gecikme zammı oranının enflasyon oranının altında olması ve vergi affı beklentileri bu tür vergilerin tahsilatını zorlaştırır.

Bir başka gelişme de Ek Bütçe Kanunu'nun Meclis’e getirilmesi oldu. Ek Bütçe Kanunu’nun getirilmesinin zorunlu hale geldiğini 08 Haziran 2022 tarihli yazımda yazmıştım. Gerek enerji ithalatının faturasının yüksekliği gerek ekonomik hedeflerin gerçekleştirilememesi buna neden oldu. Bütçe hazırlanırken TÜFE yüzde 9,8, dolar kuru ise ortalama 9,27 TL olarak dikkate alınmıştı. Bugün için TÜFE yüzde 73,5 dolar kuruysa 16,64 TL. Doğal olarak, sene başında bu büyüklüklere göre hazırlanan bütçe ödenekleri yetersiz hale geldi.  Yetersiz kaldığı için de 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu gereği ek bütçe hazırlanması zorunluluğu doğdu.

Ek bütçeyi ve vergileri yazıyorum ama bunlar Türkiye ekonomisinde yaşanan sorunların yansıması. Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik oranları, sürdürülebilir büyüme ve yaratılan gelirin adil paylaşılmaması, dış ticaret açığı ve ödemeler dengesi problemi, sermaye birikiminin yetersizliği gibi ana başlıkları çözmemiz gereken temel sorunlar olarak sayabiliriz.  Bir de savaş, likidite, enerji ve tedarik zincirinde yaşanan sorunları dışsal etkenler olarak  eklemek mümkün..

Bu satırları kaleme alırken, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), 2022 yılı Haziran ayına ilişkin açlık ve yoksulluk sınırı verilerini açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 6 bin 391 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 20 bin 818 TL’ye yükseldi. Mutfak enflasyonundaki artış ise aylık yüzde 6,2 olurken son 12 aylık artış da yüzde 117,3 oldu. Birleşmiş Milletler’in rakamlarına göre ise ülkemizde 14,8 milyon kişi yetersiz besleniyor. Yukarıda yazdığım temel sorunlar günlük yaşamımıza böyle yansıyor.

Sorunlar belli. Çözüm için ilk yapılması gereken, sorunların doğru tespit edilmesi. Sorunları doğru tespit eder ve geçmişte tekrarlanan hataları yapmazsak ileriye doğru yol alırız. Yoksa 6 ay uyuyup, 6 ay sonra uyanmakla sorunlar çözülmez. Çözümün ilk adımı güvenin sağlanmasıdır. Ekonomi güven üzerine kuruludur. Kişiler ve kuruluşlar geleceği görmek ister. Her gün değişen politikalar güveni sarsar. Geleceğe ilişkin politikalarınız net olursa ve uygulamalarınız bunu desteklerse orada güveni sağlarsınız. İçeride ve dışarıda oluşan gelişmelere zamanında tepki gösterir ve tedbir alırsanız vatandaşın size güveni artar.

İkinci olarak düzenleyici ve denetleyici kurumlar siyasetin dışına çıkarılmalı. Elbette kamuda görev alanların eğitimi, bilgi birikimi kısaca liyakati de çok önemli. Merkez Bankası asli görev alanı olan fiyat istikrarını sağlamaya dönmeli. Elindeki araçları enflasyonun kontrolü için serbestçe kullanmalı. Mutlaka maliye politikası da bunu desteklemeli. Para ve maliye politikalarının ters sinyaller vermesi sıkıntıları derinleştirir. Savurganlığa son verilmeli ve her şeyden önce harcamalarda vatandaşın öncelikleri dikkate alınmalı. Kamu harcamalarında şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerinin korunması öncelik olmalı.  Bu öncelikleri sağladıktan sonra yapacağınız hukuk, vergi, teşvik, eğitim ve demokrasi reformları kalkınmanın itici gücü olacaktır.