18.06.2017, 05:44

Küçük Ceylin bir örnek…

 

İzmir’in Ödemiş ilçesinde, kaybolduktan sonra komşusunun evinde ölü bulunmuştu 10 yaşındaki küçük Ceylin.

İçimiz yandı.

Ve ön otopsisi çıktı.

Kafadaki kemikler birleşme yerinden ayrılmış.

Nasıl bir acı bu rabbim.

 

*

Ve yine acı gerçeklerin derin bir örneğidir bu son yaşanan Ceylin olayı da.

Ülkemizde çocuklarımızın korumasız olduğuna dair bir örnektir.

Artık ailelerin güven sorunu yaşadıklarına ve yaşayacaklarına bir örnektir. Çocuklarımıza ve bize yaşatılanlar içimizi her an burksa da, korksak da bir gerçeği göz ardı etmeyelim lütfen. O gerçek de ülkemizde birçok şeyin artık bozulduğu gerçeği.

Dejenere, karışık toplum olduğumuz gerçeği.

*

Biz insanız. Yeri gelir evimizi emanet ederiz.

Yeri gelir çocuğumuzu.

Yeri gelir evcil hayvanımızı.

Açarız kapılarımızı, gönlümüzü komşumuza.

Komşu adı üstünde.

Kol kanat gerecek diye beklediğimiz yakınlarımızın da daha yakın, kapı dibi yandaşlarımız.

Biz komşumuza güvenmeyelim de kime güvenelim değil mi?

Ancak bu dejenerasyonda artık o güvende gitti.

*

Ceylin komşunun evlerine gidip de dönmeyen çocukların örneğidir.

Güvensizliğin örneğidir.

Evlerinin önündeki parkta oyun oynarken kaybolanları bize hatırlatan bir örnektir.

Masumiyetlerin ne kadar da çabuk söndürülebildiğine bir örnektir.

Cinayetlerin ne kadar da kolay işlenebildiğine bir örnektir.

Karışıklığa bir örnektir.

*

O ilk değil ve de bu cahillikle olmayacak bilin.

Birçok örnek yaşandı ülkemde bu acılara dair.

O güzelim minicik bedenler tacizlere uğradı.

Tecavüzlere uğradı.

Cinayetlere kurban gitti ülkemde.

Kaçırıldı.

Satıldı.

Katledildi.

 

*

Anne değilim ben.

Bu çark içinde de anne olmuş olsaydım şayet, nasıl dayanırdım bilmiyorum çocuklarımızın tecavüzleri, şiddet görmeleri ve öldürülmelerine.

Şu durumda bile büyük bir sarsıntı içinde hissediyorum kendimi bir anne gibi.

Çünkü o minik bedenlerin bu derece yaralanmaları beni çok, ama çok etkiliyor.

*

Çocuklarımızın başına gelenlerden ve gelecekten çok endişeliyim ülkemizde.

Şanslı değiller gibi hissediyorum.

Bizim çocukluğumuzu düşünüyorum.

Anılarım canlanıyor ve kendimi oyun oynadığım mahallemde görüyorum.

*

Ben çocukken sokakta rahat oynardım.

Korkmazdım.

Okulumuz çok yakındı. Servis nedir bilmedim. Güvensizlik duymadım. Okula yürüyerek neşe içinde giderdim.

Birçoğunuz da öyleydi.

Şimdi çocuklarınızı gönderebiliyor musunuz okuluna kendi başına yürüyerek?

Hayır. Çünkü korkularımız çok yükseldi, endişelerimiz arttı.

*

Ekmek almaya koşa koşa giderdik. Korkmadan.

Sokakta saatlerce oynardık sanki zaman dururdu. Hava kararır annemizin seslenmesi ile koşardık evlerimize.

Parklarda özgürdük.

Şimdi bırakabilir misiniz çocuğunuzu sokağa, parka?

Hayır.

Her an kaybolabilir.

Her an bir el gelip onu sizden koparabilir.

Kameralarda çocuğunuzun izini sürebilir duruma düşmemek için güvenlik duvarı oluşturabilirsiniz.

*

Annem bir yere gideceği zaman bizi komşuya emanet ederdi.

Güvenirdi.

Bilirdi kılımıza zarar gelmez.

Şimdi siz bırakabilir misiniz tüm bu duyduklarınızdan sonra? Hayır.

Çünkü artık bir kere o korku girdi içinize.

Peki, sonra ne olacak?

O güvenlik duvarları içinde büyüyecek minik bedenler.

Yine de savunmasız büyüyecek.

Öz güvensiz.

*

Bilmeyecekler hiçbir şeyi çünkü örtülü duvarlarda, bahçelerde okullarda yaşayacaklar.

Özgür olamayacaklar kendini bilmez birkaç kişi yüzünden.

Hadi koruduk, büyüttük, ergen oldu.

Sonra bu korkularla büyümüş bedeni ergenliğinde de koruyabilecek miyiz?

Koruyamayacağız.

Çünkü yine tehlikedeler bu kendini bilmezler düzeninde.

*

Gönderebilecek miyiz arkadaşlarına?

Gönderebilecek miyiz dışarıya, eğlenmeye, sinemaya?

Yine güvenli duvarlarda yetişen o çocuk, ergen nasıl yaşayacak kentte tek başına?

Nasıl baş edecek sorunlarla.

 

*

Anneler…

Bu örnekler kötü.

Bu örnekler bizi korkutuyor biliyorum. Beni de travmatik düşünmeye itiyor bunu da biliyorum.

Ancak güvensiz ortamda yaşamak da ruhu hapsetmek bunu da biliyorum.

Kesin önlem alınmalı ruh hastalarına artık ülkemde.

Yaptırımlarla.

Bu aile önleminle bir yere kadar olur. Derin çözümler bekliyoruz.

 

*

Tüm anneler soruyor;
‘Biz, çocuklarımızı nasıl hayata bırakalım?

Korkuyoruz.

Kirlenen dünyadan korkuyoruz.

Kirlenen yaşamlardan, insanlardan korkuyoruz.’

*

 

Sevgiyi hapsettiler, korkuyu saldılar içimize kendini bilmezler.

Ne olur çocuklarımızı dalında soldurmayın, artık soldurmayın…

İnsan olan insanlara ben hala inanıyorum.

 

 

Dip notlar;

 

Çocuklarımızın sarsıntıları…

 

Çocukların iç dünyaları farklı.

Algıları farklı.

Her yaşa ait bir algı biçimleri var.

İlk temasları var.

Güvenmeleri var.

Dünyayı daha farklı değerlendirmeleri var.

Kaçınılmaz durumlarda onlar sıkıntılarını maalesef dile getiremezler. Yaşadıklarını anlatamazlar. Ancak oyunlarına aktarırlar. Fiziksel tepki ile anlatırlar, öfke ile anlatırlar.

Çocukların temas halinde bulundukları kişiler genellikle ebeveynleri olduğundan dolayı bu tür travmatik durumlara önlemi ilk etapta aileler almalı. Çocuklarının oyunlarına, durumlarına, tepkilerine dikkat etmeli.

İstismar ve şiddete maruz kalmış bir çocuk tepkisini vermezse anlayamazsınız.

Ancak değişimleri tepkilerle anlayabilirsiniz.

Kızgınlık ve öfke patlamaları ile anlayabilirsiniz.

Kâbuslar, değişen tutum ve davranışlarla anlayabilirsiniz.

Onlar şiddetin veya tacizin ardından rutin hayatlarına geri dönemezler. O nedenle aileler onların yaşadıkları bu olayı anlamlandırma da çok dikkatli olmalıdırlar.

Aileler sakın ola ki, ‘küçüktür, unutacaktır’ diye düşünmeyin!

Unutulmamalıdır ki, çocukluk sarsıntıları tohumdur. Ekilir.

Sadece şiddette mi ölüyorlar?

Sadece şiddette mi ölüyorlar sanıyorsunuz minik bedenler.

Dünya Sağlık Örgütü, her yıl çevre kirliliği sebebiyle 5 yaşın altındaki 1 milyon 700 bin çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı ki bu ciddi bir rakam.

Onları kirlettiğimiz hava ve su ile de yok ediyoruz.

Kirlilik ile 5 yaşın altındaki 1 milyon 700 bin çocuğun ölümüne sebebiyet verdiğinizi hayal edemiyorsunuz değil mi?

5 yaşın altındaki çocukların dörtte biri hava kirliliği ve mikroplu sudan ölüyorsa suçlu uzaklarda değil.

Bu çocuklar hava ve su kirliliğinden ishal, zatürree ve astım gibi ölümcül hastalıklara yakalanıyorsa suçlu uzakta değil.

Solunum yolları rahatsızlığı her yıl beş yaşın altındaki 570 bin çocuk ölüyorsa suçlu uzakta değil.

Suçlu bizleriz.

Havayı kirleten, ağaçlara zarar veren, kimyasallarla suları kirleten açgözlü, doymak bilmeyen, tüketen insanlık…

Babalar Günü…

Yavrularını kaybeden onca acılı baba var iken Babalar Günü diyerek yürekleri yakmak istemiyorum. Şehitlerin, ölümlerin, yok olmaların, katledilmelerin son bulması sanırım en büyük dilek olur.

Babalar artık gülsün…

Fıkra;

Bir adam çocuğunu kaybeder.

Ve tanıdığı bir adamın yanına gider. Ve sorar.

- Çocuğu mu gördün mü?

Adam cevap verir;

-Bak şimdi şurada 3 cadde var 1.'sine değil 2.'sine değil 3.'süne git.

Orada 3 sokak var. Sokaklardan üçüncü sokağa gir.

Sokaktaki ilk üç evden üçüncüsüne gir.

O evin üç kapısı var. Birinci değil, ikinci değil, üçüncü kapıyı bul.

Orada 3 tane dolap var üçüncü dolabı aç.

Dolapta üç çekmece var. Üçüncü çekmeciği aç.

İşte oradaki ‘Kuran’a el basarım ki oğlunu görmedim.

Günün sözü;

Ama artık gitmek geliyor içimden.

Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden, dönüşü olmayan yerlere… Ataol Behramoğlu

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@