Çağdaş uygarlığın gelişmesinde girişimcilik unsuru, hemen her dönemde çok önemli bir işleve ve yere sahip olmuştur. Adına bilgi toplumu veya iletişim toplumu denilen 2000’li yıllarda ise; girişimci ve girişimciliğin önemi bugüne kadar olduğundan çok daha fazla artmıştır. Globalleşme; uluslar arası teknik, ekonomik ve kültürel ilişkilere yeni anlamlar yüklemiştir. Böyle bir gelişmenin doğal sonucu olarak bugün; bilgi teknolojileri hızla gelişmiş, iletişim kanalları çeşitlenmiş ve ülkeler arası insani, kültürel ilişkiler olağanüstü boyutlara ulaşmıştır. Gelişen uluslar arası insani-kültürel boyutlu ilişkiler, beraberinde insanlığın gündemine kültürel farklılıkları da taşımıştır. Böylece uluslar, küreselleşmenin sayesinde kültürel çeşitliliğin daha fazla farkına varmışlardır. Dünyadaki çok çeşitli kültürlerin varlığının farkına varma; özellikle farklı coğrafyalarda ve kültürel atmosferlerde çalışmak durumunda olan işletmeleri konuyla daha çok ilgilenmeye yönlendirmiştir.

Girişimsel etkinlik; kültürel değer ve inanç farklılıkları nedeni ile ülkelerdeki davranış standartlarından biri olabilir veya olmayabilir. Çünkü bir kültürde önemli görülen bir değer, diğer kültürde önemli görülmeyebilir. Girişimciliğin, bireyin inanç ve tutumlarıyla ilişkili bir kavram olduğu göz önünde bulundurulursa, kültürün girişimci olmayı belirleyen önemli bir etken olduğu daha net bir şekilde görülebilir.

Girişimcilik açısından kültürün önemi şu metaforla açıklanabilir: “Bir balık suya olan ihtiyacını susuz kaldığında anlar. Balığın suya olduğu gibi bizim de kültüre ihtiyacımız vardır. O bizi besler, biz onun sayesinde yaşar ve nefes alırız.”

Girişimcilik eğilimi, her şeyden önce bireysel faktörlerle çevresel faktörlerin bir bileşimi olup, bireylerin kendi işini yapma konusundaki istek ve kararlılığını ifade etmektedir. Girişimcilik davranışının bir parçası olup, özerklik, yenilik yapma, risk alma, proaktiflik ve rekabetçi bir yapı gibi temel süreçler ile birlikte bütünü oluşturmaktadır.

Çok karmaşık ve kompleks bir kavram olan kültür ise yıllarca tartışılmış, birçok eleştirmen kültürü değişik şekillerde tanımlamıştır. Kültür kavramına yüklenen anlamlar sürekli değişebilmektedir. Kültürün farklı yönleri ön plana çıkarılarak kültür tanımlanmaya çalışılmıştır. Kültürü tanımlamanın güçlüğü, bu kavramın tarihsel süreç içinde uğradığı anlam farklılaşması kadar, kültürü tanımlayanların farklı disiplinlerden olması ve olaya kendi disiplinleri açısından yaklaşmalarından kaynaklanmaktadır.

Kültür kavramını tanımlamanın güçlüğü, mevcut bilgi ve malzemenin eksikliğinden değil, kavramın çok geniş bir alan ve kapsama sahip olmasındandır.

Girişimciler; sezgisi güçlü, iyi gözlemci, hayal gücü yüksek, kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip, kaynaklar arasında özellikle insan kaynaklarını iyi yönetebilen, düşünme ve muhakeme yetenekleri güçlü insanlardır. Girişimci, eskinin yerine yeniyi, bazı durumlarda tamamen bilinmeyen yepyeniyi getirdiği için, geleneği yıkarak yeniyi yaratır. Değişim her zaman zordur, bu zoru yenmek için girişimci hem üretim hem de kullanım aşamasında karşılaşabileceği dirençleri hesaplamak ve onları aşmaya yönelik çabalar göstermek zorundadır. Eskiyi çok iyi tanımak ve bütünsel yaklaşım ile yeninin özelliklerini çok iyi aktarabilmek gerekir. Bu ise, çok yönlü düşünebilmeyi, yeninin kabul edilmesini sağlayacak ikna gücüne sahip olmayı ve iyi iletişim kurmayı gerektirir. Bunun dışında girişimci, bağımsız düşünebilen, esnek, yaratıcı, kendine güvenen, dayanıklı ve ısrarcı olmalıdır.

Günümüz dünyasında bir ülkenin ağırlığı ve etkinliği, küresel anlamdaki şirketleri ile küresel anlamda yaratmış oldukları markalardır. Bir ülkenin bu anlamdaki şirketleri ve markaları ne kadar çok ise, o ülke uluslar arası alanda gelişmiş ve kalkınmış bir ülke olarak algılanmakta, aksi ise geri kalmış ülke nitelemesine sebep olmaktadır.

Yapılan birçok araştırmalarda, sanayileşme düzeyi yüksek ülkelerin girişimcilik düzeyleri ile ekonomik büyümeleri arasında güçlü bir ilişkinin varlığını ortaya koymuştur.

Bir ülke gelişip kalkınmak, gelir dağılımında adaleti sağlamak, istihdam yaratmak, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele etmek, refahı tabana yaymak, fert başına düşen milli geliri arttırmak, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği etkin hale getirmek, bilim ve teknoloji yarışında güçlü hale gelebilmek için girişimci gücü yüksek insanlara, başta maddi imkânlar olmak üzere eğitim konusunda, deneyim konusunda, teknoloji transferi konusunda, dış satım konusunda, mevzuat konusunda, rekabet konusunda, yönetim ve organizasyon konusunda yatırım yapmak ve destek vermek zorundadır.