27.04.2020, 21:20

Kur'an-I Kerİm Mezheplerİn Doğuşuna İzİn Verİyor Mu?

Bugün Allah nasip ederse, Mezhep nedir? Peygamberimiz zamanında mezhepler var mıydı? Mezhepler ne zaman çıkmaya başladı?Şu anda İslam aleminde kaç mezhep vardır.Bugün de mezhepler kurulabilir mi? Cemaatler birer Mezhep midir? gibi konular üzerinde duracağız.

Kur'an-I Kerİm Mezheplerİn Doğuşuna İzİn Verİyor Mu?

Bugün Allah nasip ederse, Mezhep nedir? Peygamberimiz zamanında mezhepler var mıydı? Mezhepler ne zaman çıkmaya başladı?Şu anda İslam aleminde kaç mezhep vardır.Bugün de mezhepler kurulabilir mi? Cemaatler birer Mezhep midir? gibi konular üzerinde duracağız.

MEZHEP NEDİR?

1)Mezhep, dini konularda yorum getirme yoludur.Başka bir ifade ile Mezhep, bir müçtehidin dini konularda yaptığı yorum ve görüşleri benimseyen insanların meydana getirdiği dini ekollere,dini yorum guruplarına verilen isimdir. Mezhepler genellikle o ekolü oluşturan kişinin adı ile anılır. Maliki Mezhebi, Şafi Mezhebi gibi. Bu faaliyetin adı içtihad’dır. Bu yorumu yapan kişiye de müctehid denir.

-Daha iyi anlaşılabilmesi için bu yorum farklılığı ile ilgili kuran’dan bir örnek verelim;

Tabi örnek vererek de anlatabiliriz. Mesela Kevser Suresindeki Kurban kesme yorumlarını ele alabiliriz.Kuran’daki Kevser Suresini ele alalım.Bu Surede C. Allah şöyle buyuruyor: “Ey Resulüm!.Sana Kevseri, (Kevser gibi bir Cennet ırmağını,bolluğu,bereketi,Müslüman ümmetini yanına verdik)Artık sen de,Namazını kıl, Kurbanını kes!” Bu Ayetleri yorumlayan Mezhep lideri İmamlar(Müctehitler) kurban kesilmesi uygulamasında farklı yorumlar getirirler. Ehli Sünnetin 4 mezhebinden 3 ü şöyle yorum getirir. (Bu Ayetlerde Allah, kurban kesme emrini sadece Peygamberimize vermiştir.Eğer bütün insanlara verilen bir emir olsaydı,”Ey insanlar veya ey iman edenler denirdi.Böyle denilmemiş ve bu görev sadece Peygamberimize verilmiştir.Biz insanlar,Peygamberimizin yaptığı şeyleri O’nun sünneti olarak yapmak isteriz.Ama bu, bir yapma zorunluluğu getirmez.Dileyen yapar.) diyerek kurban kesme ibadetini mensuplarının üzerinden kaldırır.Bu yorum ile Maliki,Şafi ve Hanbeli mezhepleri, mensuplarını kurban kesme mükellefiyetinden kurtarır.

Ama Hanefi Mezhebinin kurucusu İmamı Azam, (Hayır o üç mezhep bir yanlış uygulama içindedir. Çünkü Kevser Suresinde ki bu emir yanı sıra Haç Suresindeki Ayetler,Kurban kesmeyi, farza yakın bir ibadet olarak gösterir. O bakımdan bize göre Kurban ibadeti, Vaciptir. Müslümanlar, şartları taşıyorsa, kurban kesmekle mükelleftirler.) yorumunu yapıyor. Ama görüldüğü gibi İmamı Azam, yaptığı yorum ile Kurban ibadetini vacip haline getiriyor. Ve böylece, Hanefi Mezhebi mensuplarını kurban ibadetinin mükellefi hâline getiriyor. Bu tamamen yorum farkından ileri gelen bir ibadet oluyor.

Gördüğünüz gibi, 4 mezhep de Ayeti tasdik ediyor,hak olarak görüyor. Ama yorum farkı var ortada. Bunun gibi farklı yorumlar farklı mezhepleri ortaya çıkarıyor. Bu yorum grubunu oluşturan kişiler yine de Kuran’ın ana ilkelerini aynen kabul ederler ancak sadece, Kuran’ın ana ilkelerindeki yorumları farklık gösterirler.

MEZHEPLERİN OLUŞTURULMASINDA ROL OYNAYAN ETKENLER

Mezheplerin oluşturulmasında,dini yorumlar dışında siyasi,politik,çıkar ve menfaat ilişki yorumları, milli ve etnik yorumlar gibi başka başka nedenler de rol oynamıştır. Önceleri Mezhepler, sadece dini konularda yorum getirme yolu iken dediğimiz gibi,zaman içinde sadece dini olmaktan çıkartılarak siyasi nedenlerle dini yorum konusu, başka başka yollara saptırılmıştır. Ve dolayısı ile, siyasi içerikli mezhep sayısı, dini içerikli mezhep sayısından kat kat çok daha fazla hâle gelmiştir. Bugün İslam âleminde 100'ün üzerinde mezhep olduğu biliniyor.

ETNİK, SİYASİ VE MİLLİ NEDENLERLE KURULAN MEZHEPLER

Hâlen İslam âleminde yaşayan 100 'ün üzerindeki mezhebin en az %85'i aynı durumdadır. Mezheplerin kuruluşundaki en büyük etken, menfaat ve çıkar olayıdır. Ama daha somut bir örnek vermek isterim. Mesela Vahabilik mezhebi bunun en güzel örneği olabilir.

Vahabilik, 18. yy'da yine Suudilerin güçlü kabilelerinden bir kabilenin reisi olan Muhammed İbni Abdulvahhap tarafından kurulan bir mezheptir. Tamamen siyasi ve politik nedenlere dayanır. Osmanlılardan ayrılmak isteyen Suudi Aşireti, bir mezhep kurma peşinde olan Muhammed İbni Abdülvahhap ile iş birliği yaparak, siyasi ve etnik bir amaç için Vahhabilik Mezhebinin kurulmasını sağlamıştır. Suudiler, Vahhabilerin Hicaz bölgesindeki Türk memur ve yöneticilerini müşrik sayarak halkı isyana teşvik ettirmek amacı ile Vahhabiliğin kurulmasını sağlamıştır.

Osmanlılar'dan kurtulmak isteyen Suudiler, Bu Vahhabilik mezhebi sayesinde Hicazdaki bütün Osmanlı memur ve yöneticilerini Şirk içinde kabul ederek halka, Türklerin Müslümanlıktan çıktığını bütün halka tek tek denilecek kadar yoğun bir çalışma ile duyurmuşlar ve Türk yöneticileri dinleyenin de kafir olacağını ilan ederek bir isyan başlatmışlardır. Ancak önceleri Mısır valisi aracılığı ile bu mezhep kurucuları ile ortaya çıkan Suudi liderleri idam edilmiş ve etkileri kaldırılmıştır. Ama sonradan tekrar Osmanlı'nın zayıflamasından istifa eden Suudi liderleri,İngilizler'in de tahriki ile, hem Vahhabiliği hem de Suudi Krallığı'nı kurmuşlardır.

Bu mezhep, Osmanlıdan kurtuluş için kurulan bir mezhep görünümündedir. Maliki mezhebinin ufak tefek değişiklikleri ile kurulan bir mezheptir. Dinden çok siyasi nedenlerle kurulan mezheplerden biri Vahhabilik mezhebidir.

KURAN VE HADİSLER, YORUMLARA AÇIK MIDIR? AYETLER YORUMLANABİLİR Mİ?

Evet bazı ayet ve hadisler yoruma açıktır. Çünkü Kuran’ın büyük bir kısmında, yoruma açık olan ayet sayısı hayli fazladır. Hadislerde de durum aynıdır. Bu bakımdan farklı yorumlar ortaya çıkmaktadır. Mezheplerin çıkmasına sebep olarak görünen de bu durumdur.

Kuran’daki ayetler, yorum açısından Âli İmran Suresi 7. Âyete göre iki şekilde görülürler.1)Muhkem Âyetler, 2)Müteşabih Âyetler. C.Allah, Muhkemat denilen Âyetleri, değişmeyen,üzerinde yorum yapılamayacak ayetler olarak gösterir. Ve bu ayetlere Ümmü Kitap ismini vererek üzerinde tartışma olamayacağını belirtir. Mesela, Hz. Muhammed’in peygamberliği veya Allah’ın varlığı ve birliği tartışılamaz. Bunun gibi konuları kapsayan ayetler muhkem ayetler (Ümmü Kitap-Kitabın anaları) olarak görülür. Yorumdan uzaktır. Yoruma ihtiyaç olan ayetlere ise, yine C. Allah tarafından Müteşabih Âyetler isminin verildiği görülür. Ve bunlar üzerinde yorum olabileceği de belirtilir. Müteşabih Âyetlerin özelliği de budur. Mezhepler de bu tür ayetlerin olması sebebi ile ortaya çkmıştır.

Muhkemat dışında kalan bütün ayetler, müteşabih olan Âyetlere girer ki bu tür Âyetler Kuran’ın 3/2 sini oluşturur. Müteşabih Âyetlerin çok olması farklı yorumlar gelmesine ve değişik mezheplerin doğmasında en büyük etken olarak görünür.

KURAN’DAKİ MÜTEŞABİH AYETLERLE İLGİLİ HERKES YORUM YAPABİLİR Mİ?

Tabi ki hayır. Kuran yorum yapabilecek kişilerin özelliklerini açıklamıştır. Her önüne gelen yorum yapamaz. Âli İmran Suresi 7. Âyetinde C. Allah, “Sana kitabı indiren odur. O’nun (Kuran’ın) bazı Âyetleri, muhkemdir ki, bunlar kitabın esaslarıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve O’nu tevil etmek için ondaki müteşabih Âyetlerin peşine düşerler. Halbuki O’nun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: O’na inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır derler. (O Âyetlerdeki) inceliği ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar.”(Âli İmran-7)buyurarak, herkesin değil, ancak aklıselim kişilerin yorum yapabilecekleri anlayışını getirmiştir.

Bu Âyetten bir anlaşılan da,müteşabih Ayetlerin manaları zaman içinde, ilmin gelişmesi ile çözülebilecek olmasıdır. Mezhepleri ortaya çıkaranlar da bu özellik içinde görülürler.

GÜNÜMÜZDE DE GÖRÜLEN CEMAATLER MEZHEP SAYILABİLİR Mİ?

1) Günümüz de görülen cemaatler mezhep gibi görülebilir mi? Elbette ki hayır. Onların da böyle bir niyetleri olduğunu sanmıyorum. Öyleyse İslam toplumlarında görülen bu Cemaatler nedir?

2) Bu cemaatler, belli bir dini lider ve dini inanç etrafında toplanan insanlardır. Ülkemizde de görülen bu tür cemaatler içinde zararlı olanları da vardır. Peki böyle bir cemaat ayrımcılığına ihtiyaç var mıdır? Hayır ihtiyaç yoktur.

3) 2012 yılında Türkiye genelinde 3 bin kişiyle yapılan yüz yüze görüşmeler sonunda ülkemizin % 6'sının cemaatlere dahil olduğu anlaşılmaktadır. Bu rakam 2012 yılının rakamlarıdır. İnşallah son feto operasyonu ile bu oran düşmüştür. En azından gönlümüz öyle istiyor. Çünkü ülkenin %6'sının cemaat mensubu olması çok hoş bir olay değildir. Çünkü şu anda 83 milyon nüfusa sahip olan Ülkemizin % 6 hesabı ile yaklaşık 5 milyon dolayında cemaatla ilşkli olan insanın olduğunu gösterir.Bu da tabi ki hoş bir şey değildir.

4) İslamiyette cemaat denildiği zaman, camide imamın arkasında namaz kılan Müslümanlar anlaşılır. Geniş anlamda düşünülürse İslam cemaatinden anlaşılması gereken, Sevgili Peygamberimizin ümmeti olan insanlar anlaşılmalıdır. Müslüman cemaati budur. Diğer gruplar tefrikayı,bölünmeyi ortaya çıkarır. O bakımdan bizce cemaat, peygamberimizin ümmetidir. Bu ümmetin lideri Hz. Muhammed’dir. Kitabı Kuran, toplanma yerleri camiler ve mescidlerdir. Böyle düşünmek,böyle görmek belki de en hayırlı yoldur.

MEZHEPLER NE ZAMAN ORTAYA ÇIKMIŞTIR? PEYGAMBERİMİZ ZAMANINDA MEZHEP VAR MIDIR?

Peygamberimiz zamanında ortaya çıkan tek bir mezhep bile yoktur. Mezhepler peygamberimizden

sonra ortaya çıkmaya başlamıştır. Peygamberimiz zamanında mezhepler ortaya çıkamazdı. Çünkü ihtilafa düşülen konular peygamberimize soruluyor ve cevabı da alınıyordu.

Peygamberimizin vefatından sonra düşülen ihtilafları çözecek bir makam bulunmayışı yüzünden, farklı farklı görüşler ortaya atan imamların, din adamlarının görüşlerinin benimsenmesi sebebi ile, mezhepler ortaya çıkmaya başladı.

Peygamberimizi gören Ashab-ı Kiram zamanında bile farklı farklı yorumlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Ashab-ı Kiram, dini konularda bilgi sahibi,sorulara cevap verebilecek öğrenciler yetiştirdiler. Ashabı Kiram'ın yetiştirdiği bu öğrencilere Tabiin ismi verilir. Tabiin ismi verilen bu öğrenciler de öğrenci yetiştirdiler o öğrencilere de Tebe-i Tabiin ismini almıştır.

Gerek tabiin gerekse Tebe-i Tabiin fetvaları arasında farklar oluyordu. Müslümanlar, kendi yerleşim bölgesindeki Tabiinlere uydular. Ve böylece zaman içinde “gidilen yol” anlamına gelen mezhepler ortaya çıktı. Farklı bölgelerde yaşayan Müslümanlar, kendi bölgelerindeki imama tabi olarak, o imamın içtihadına uydular. O tür uymalar, zaman geçtikçe daha belirgin olmaya başladı. Ve bu tür davranışlar da zaman içinde mezhepleri ortaya çıkardı

İSLAM TARİHİNDE GÖRÜLEN BU MEZHEP BÖLÜNMELERİ NE ZAMAN VE NASIL BAŞLAMIŞTIR?

İlk bölünme, peygamberimizin vefatı ile beraber, çok hızlı bir şekilde başlamıştır. Hz. Ali Şiası (Hz. Ali taraftarları) ile Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman şiası (taraftarları) arasında halifelik konusunda anlaşmazlık çıktığı için ilk bölünme bu anlayış farklılığı nedeni o günlerde çıkmıştır. Hz. Ali Şiaları (taraftarları) Halifenin Peygamber soyundan olan Hz. Ali’nin olmasını gerektiğini savunurken Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ebubekir bu görüşe katılmamış ve Kuran’a göre halifeyi halkın seçmesi gerektiğini söyleyerek Hz. Ebubekir’i Halife seçtirmişlerdir. İşte ne olduysa bundan sonra olmuş ve böylece ilk bölünme başlamıştır.

Bu durum,bu uygulama, Müslümanların çok hızlı bir şekilde önce ikiye sonra da kurulan diğer mezheplerle birlikte zaman içinde, önce aşağıda listede de görüldüğü gibi, beşe bölünmesine sebep oldu. Daha sonraları bu bölünme, dallara ayrılarak mezhep sayısının çok daha fazlaca artarak 100'ü aşmasına neden oldu. İlk 5 e bölünme de görülen mezhepler şunlardı: Şiilik ve kolları, EhliSünnet (Hanefi,Şafi,Maliki ve Hanbeli), Haricilik, Batinilik ve kolları,Vahabbilik sonraları bu ve diğer adı geçmeyen mezhepler, kendi aralarında bölünerek mezhep sayısı 100'ü aşmıştır.

ŞİİLERİN, PEYGAMBERİMİZDEN SONRA HALİFELİK HZ. ALİ’NİN HAKKIDIR DEMELERİNİN SEBEPLERİ NEDİR?

Bu konuda Şiilerin üç delili vardır. İnanışlarına göre Hz. Ali, peygamberimizden sonra halife olması gerekir. Şiiler bu inanışı, Allah’ın ve dolayısı ile dinin bir emri olarak görürler.Şiiler bu görüşlerinin doğruluğu konusunda da 5 delil ortaya atarlar.

1).İlk delilleri, Peygamberimizin veda hutbesinden dönerken, Mekke ile Medine arasında bulunan

Gadiru Humm mevkiinde Hz. Ali'nin kendisinden sonra halife olması gerektiğini şahitlerin huzurunda peygamberimizin söylediğini iddia etmeleridir.

2)Peygamberimiz sağlığında önemli bazı işlerin çözümünde, sadece Hz. Ali’yi görevlendirmiştir.

Önemli gördüğü gazveler de,teke tek yapılacak kılıç savaşlarında sürekli olarak Hz. Aliyi ortaya sürmüştür. Şiiler bunu işin görüntü yönü olarak ve delil olarak gösterirler.

3)Üçüncü delilleri ise, Peygamberimizin vefatından 4 gün önce , “Ümmetimi ebediyen sapmaktan kurtaracak bir şey yazacağım. Bana bir kağıt kalem getirin” dediği ama Hz. Ömer’in buna engel olduğu iddiasıdır. Peygamberimizin bu isteğine Hz. Ömer’in, “Peygamberimiz şu anda kendisinde değil. Söyleyeceği ancak hezeyan olur. Bir şey yazmasına da gerek yok. Allah’ın kitabı bize yeter” diyerek Hz. Ali’nin halife yapılması emrini peygamberimize yazdırmamış ve Hz. Ali’nin halife olma hakkı zorla elinden alınarak hakkı gasbedilmiştir. Hz. Ali’nin Halifeliği elinden zulüm ile alınmıştır görüşünü ileri sürerler. Üçüncü delil olarak da bu olayı naklederler.

4)Dördüncü delilleri olarak da, Şura Suresi 23. Âyeti ile Ahzap Suresi 33. Ayetini göstererek“C. Allah’ın,Peygamberimizin Ailesi olarak gösterdiği Ehli Beyti, günahlarını gidererek,onları tertemiz yaptığını”(Ahzap-33) günahsız bir hale getirilen Peygamber soyunun halife olması için tertemiz yapıldığını, Kuran’ın emrinin bu olduğu halde Kuran’a uyulmadığını savunurlar.Şura Suresi 23. Âyetinde de “C. Allah tarafından Peygamberimizin soyundan gelenlerin sevilmesi sayılması istendiğini” ama buna da uyulmadığını ve dolayısı ile Allah’ın dinlenilmediğini, Halife olma hakkının Hz. Ali’ye ait olduğu halde bu hakkın gasp edildiğini savunurlar.

5)Ehli Beyte göre Halifelik (İmamlık) Allah tarafından belirlenebilir. Beşer şaşar. Dolayısı ile insanlar Halifeyi, yani imamı doğru tayin edemez. Allah Peygamberi nasıl kendisi tayin ediyorsa, Halifeyi de ancak o tayin edebilir. Peygamberimiz de Hz. Ali’ye ve çevresindekilere bunu bildirmiştir.Ama uyulmamıştır.

Ehli Sünnet görüşünde olanlar ise, Halifeyi halk seçer. Halkın seçtiği, sıradan bir insan da olsa o, ülkeyi idare edebilir diyorlardı. Ve halifenin seçimle gelmesini savunuyorlardı.

ŞİİLERDEKİ ON İKİ İMAM İNANCI NEDİR?

Evet Şiilikte bir de 12 imam inancı vardır. Şiiler, halifelere imam ismini veriyorlar. Peygamberimiz de bir Hadis-i Şerifi'nde, “Benden sonra dünyaya 12 imam gelecektir. Bu 12 imam benim soyumdan olan kutlu insanlardır” buyurduğu ve 12 imamı tasdik ettiği bilinmektedir.

Ayrıca yine peygamberimizin, “Ahir zamanda gelecek Mehdi benim soyumdandır. Allah onu reis kılmıştır. Onu dinleyin, ona katılın.” buyurduğu da yine bilinmektedir. Bu imam Mehdi ise Şiilerin inancına göre, kıyamet zamanında dünyaya gelecek, Peygamberimizin soyundan olan son imamdır. Şiilere göre 12 imamın tamamı Peygamberimizin soyundan gelen imamlardan oluşan kutlu insanlardır.

Şiilerin inançlarına göre, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman Allah’ın müsadesi ile halife olmamışlardır. Bu üç halife gaspcıdır. Hz. Ali’nin halife olması ile durum düzelmeye başlamıştır.

Yine Şiilere göre, Allah’ın halifelerini ancak Allah seçer. Beşer seçemez. Çünkü Beşer insandır, şaşar. Hata yapabilir. Peygamberimiz ilk halifenin Hz. Ali olması gerektiğini C. Allah’tan öğrenerek. hem Hz. Ali’ye hem de halka bunu Gadiru Hum mevkiinde duyurmuştur. Hz. Ali de Allah’tan aldığı haberle kendisinden sonra Hz. Hasan’ın Halife olacağını, Hz. Hasan da Hz. Hüseyin’in olacağını, Hz. Hüseyinin de kendisinden sonra gelecek İmamı,ondan sonra gelen imamlar da kendisinden sonra gelecek imamları inançlarına göre Allah’tan ilham yolu ile öğrenerek bildirmişlerdir. Peygamber soyundan gelen en son imam, Muhammed B. Mehdidir. Bu haberi de Peygamberimiz bir Hadis-i Şerifinde bildirmiştir.

İnsanlar mezhep değiştirebilir mi?

Evet insanlar mezhep değiştirebilir. Bu bir din değiştirme değildir. Nihayetinde İslam dini içinde bulunan bir mezhepten diğer mezhebe geçişten ibarettir. Bu bakımdan mezhep değiştirmekte bir sakınca yoktur. Ancak durmadan dans eder gibi mezhep değiştirmeye de tabi ki gerek yok.

Bu konuda daha ziya de bir ihtiyaç nedeni ile mezhep değiştirenlerin olduğunu görürüz. Mesela Hanefi mezhebinden biri 3'ten dokuza diyerek şart etmiş ise, Hanefiliğe göre hanımı boşamıştır. Pişmanlık duyarak tekrar aynı hanımla yaşamak istemesine rağmen Hanefi mezhebi bunu kabul etmez. Ama şafilik tekrar evliliklerini sürdürmelerine müsaade eder. Evliliği bozmamak için şafiliğe geçebilir.Tabi ben teferruatına girmeden yüzeysel söyleyip geçiyorum. Yapılacak işleri söylemeden geçiyorum. Ama dediğim gibi, mezhep değişikliği caizdir. Özellikle zaruri sebepler yüzünden mezhep değiştirilebilinir.

Bir süre sonra aynı mezhebe tekrar dönüşte yapabilir. Ama kabaca söylersek dans yapar gibi durmadan yer ve yön değiştirip durmak gibi mezhep değiştirmek de hem etik olmaz hem de din de aldatmacaya girer. Doğru bir eylem ve işlem olarak görülmez.

AYET

Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, tutasınız diye size öğüt verir.” (Nahl-90)

HADİS

Müslüman, herkesin elinden, dilinden ve gözünden herkesin emin olduğu kimsedir.” (Buhari)

Yorumlar