26.04.2020, 21:31

Kur'an-ı Kerim'i, Kuran ile Tanıma

Bilindiği gibi Allah katından inen son din İslâm Dini, son kitap da Kur'an-ı Kerim'dir. Kuran, Allah katından geldiği şeklini olduğu gibi koruyan ve bütün insanlığa yol gösterici olan evrensel özellikli yüce bir kitaptır. Bugün, bütün insanlara yol gösterici olarak indirilen mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'i, yine Kur'an'la tanıyalım ve tanıtalım istiyoruz.

Kuran, 610 yılında peygamberimizin Hira Mağarası'nda Allah’ı zikir ve tefekküre daldığı ve huşu içinde O’na yöneldiği bir sıra, Allah tarafından gönderilen melek Cebrail(as)’in getirdiği vahiy ile inmeye başlamıştır. Kuran’ı gönderenin, Allah Teâla olduğu Kuran’da da bildirilmektedir: “İşte bu Kuran, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”(Enam-155) “Bu Kuran, akıl sahiplerinin, Ayetlerini iyice düşünüp anlamaları ve ders almaları için, sana indirdiğimiz saadet kaynağı bir kitaptır.”(Sad-29),

Kur'an-ı Kerim'den anladığımıza göre ve Allah Teâla’nın peygamberimize ve dolayısı ile de Müslümanlara gönderdiği ilk emir,  “OKU” olmuştur. Kuran-i Kerim’de ilk inen Ayetler,  aşağıda da zikredilen Alak Suresindeki beş Ayettir.“Yaratan Rabbinin adı ile oku!O,insan aşılanmış bi yumurtadan yarattı.” “Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle yazmayı öğreten rabbin,en büyük kerem sahibidir.” ” (Alak-1,2,3,4,5)) Son inen Ayet ise Maide Suresini 3. Ayetidir. Bu Ayeti Kerimede de C. Allah, İslâm dininin ikmal edildiğini, tamama erdirildiğini ve İslâm Dininin Müslümanlar için uygun bulunduğunu   bildirmektedir. “Bugün size dininizi ikmal ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım. Ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maide:3)

            Hz. Ömer’den rivayet olunduğuna göre, “Bugün size dininizi ikmal ettim” ifadesinin  yer aldığı Ayet, Mekke’de ve Veda Haccında, Cuma günü ve Arefe akşamında nazil olmuştur. Surenin ismi olan Maide, sofra demektir. Aynı Surenin 112 ve 114. Ayetlerinde Havarilerin, Hz. İsa’dan gökten bir sofra indirilmesini istemeleri olayı ile ilgili olması nedeni ile, Maide ismi verilmiştir.

KUR'AN-I KERİM'İN İLK MUSHAF HÂLİNE GETİRİLME ZAMANI:

Kuran nazil olmaya başladığından itibaren deve ve geyik derileri üzerine  yazılarak korunmuştur.Bir taraftan da Hafızlara ezberlettirilerek kişilerin de hafızasında tutulmaya çalışılmıştır.Peygamberimizin vefatına kadar Kuran’ın korunması bu şekilde sürdürülmüştür. Peygamberimizin vefatından sonra da yine hafızlar tarafından okunarak, yeni hafızlar yetiştirerek, korunma devam ettirilmiştir. Bir taraftan da Hz. Ebu Bekir Zeyd b. Haris’ e bütün Ayetleri Mushaf hâline getirterek, yazılı bir halde korumaya çalışmıştır. Hz. Ebu Bekir’in vefatından sonra da eşi tarafından bu Mushaf koruma altına alınmıştır. Ve Kuran’ın bu Mushaf hâli, Hz. Osman’a kadar sürdürülmüştür. Kur’anın Kitap hâline getirilmesi ise,Hz. Osman’a nasip olmuştur.

 Tabi o günün imkânsızlıkları içinde bütün bu gayretler, Kuran’a sahip çıkmak için yapılan gayretlerdir. Ama durum ne olursa olsun, Kuran’ın korunması C. Allah’ın garantisi altındadır ve bu durum da Ayet ile sabittir. Hicr Suresinin 9. Ayetinde Allah Teâla : “Kuran’ı kesinlikle biz indirdik. Elbette onu biz koruyacağız.” (Hic-9)

Müslüman kardeşlerimizin bunu bilmesinde de fayda olduğu için Kuran’ın korunması ile ilgili olan Ayeti zikretmek de fayda gördük. Kuran dışında Zebur’u sahifeler halinde olması dolayısı ile, daha doğrusu bir kitap hâlinde oluşu dolayısı ile bir tarafa bırakırsak  Yahudi’lerin kitabi Tevrat ile, Hiristiyan’ların kitabı İncil’e baktığımızda bu kitapların orjinalliğini koruyan kitaplar olmadığı görülmektedir. Mesela Hiristiyanlar arasında İznik konseyinden önce 27 ayrı İncil’in dolaştığı bilinmektedir. Bunun böyle olduğunu anlatabilmek ve bu görüşün de doğruluğunu gösterebilmek için bu iki dinin kitaplarına bakalım istiyoruz.

HRİSTİYANLIK’TAKİ İNCİL SAYISI:

Hristiyanlar arasında varlığı sürdürülen 27 ayrı incil Kitabı, MS. 325 yılında yapılan İznik Konseyinden sonra, bu 27 İncil sayısı, aşağıdaki anılma   şekli ile dörde indirilmiştir.

1)Markos İncili: En eski İncil olarak bilinir. Düzenleyip toparlayıcısı Markos’tur.

2)Luka İncili: Pavlos’un talebesi olan Luka tarafından kaleme alınmıştır.

3)Matta İncili: Havarilerden birisi olan Matta tarafından yazılan bir İncil’dir.

4)Yuhanna İncili: Yirmi dört bab’tan oluşan bu incilin hazırlayıcısı ve düzenleyicisi de Yuhanna’dır.

Tabi Hristiyanlık’da bu dört İncil’in İsimleri ile anılan o Havariler tarafından yazılan İlahi kitaplar olarak görülmezler. İsimleri bulunan O Havariler, Hz. İsa’nın sözlerini toplayıp düzenleyen kişiler olarak bilinir. Yani Hiristiyanlara göre dört İncil’de,anlamı itibarı ile Tanrılarının  sözleridir. Havarilerin isimleriyle anılması, o havarilerin, Hz. İsa tarafından söylenen sözleri toplayıp düzenlemelerinden dolayıdır. Yoksa İnciller o kişiler tarafından yazıldığı için değildir. Bu,Vahiy anlayışının farklılığı dolayısı ile Müslümanlara ters gelebilir. Çünkü Hiristiyanlık’ta Hz. İsa Allah(Allah’ın oğlu)  Havariler de peygamber durumundadır. Onların bu görüşüne göre bu dört İncil de, Rablerinin sözleri olarak kabul edilir.

Hristiyanlık’taki Vahiy anlayışı, İslamiyet’ten farklı olduğu için, Hıristiyanlar’da,İncil’deki sözler anlamı itibarı ile Tanrılarına aittir.Ama bu kelime ve cümleler,Havarilerin  kelime dağarcığından çıkan söz- lerdir..İslamiyet’te,Kuran’ın sözleri, noktası virgülüne kadar Allah’a ait görülür. Kelimeler de,Sözler de,anlam da tamamı ile Allah’a aittir. Onlar da ise,yukarda da söylediğimiz gibi,İncilde geçen sözler,  İncili toplayanlara,anlamı Tanrılarına ait olmaktadır.

MUSEVİLİK DİNİ VE KİTAPLARI İNCİL’İN TEVRAT’A BAKIŞI

İsrail Oğullarına göre Tevrat, Rab’leri tarafından Hz. Musa’ya indirilen Tekvin, Huruç, Leviler, Sayılar ve Tesniye’ adlı beş kitaptan oluşan kutsal bir kitaptır. İsrailliler, bu beş kitabın toplamına Tevrat ismini verirler. Ve bu beş kitaba da Tanrı sözü olarak bakarlar. Ve Tevrat’a, birinci Ahit de derler. Hz. Musa’nın Rab ile yaptığı anlaşma olarak kabul edilir. Bu anlaşma bozulmadığı sürece, Rableri tarafından onlara vadedilen topraklar Yahudilerin olacaktır, üstün ırk olma özellikleri sürdürülecektir, Vadedilen topraklara toz gibi yayılan Yahudi nüfusu sahip olacaktır.(Ataları Yakup Peygamber’e, Rab tarafından yapılan 3 vaat, Daha sonraları Hz. Musa’ya da atfedilmiştir)

Ancak Yahudiler'in Önemli bir kısmı, bugünkü İsrail Devleti dışında 2 kez daha devlet kurmalarına rağmen kaybetmelerini, Almanya’da fırınlar da yakılmalarını, her yerden sürülmelerini, vadedilen topraklara tam olarak kavuşamamalarını, Rableri ile yapılan ve birinci Ahit ismini alan bu anlaşmanın bozulmasına bağlarlar. Yahudiler kabul etmezler ama, Hiristiyanlar Tevrat’a birinci Ahit, İncil’e de ikinci Ahit olarak bakarlar. Yani bir yönü ile İncil, Tevrat’ın devamıdır ve tamamlayıcısıdır. Hiristiyanlara göre, İncil’in gelmesi ile artık, Tevratın bazı kuralları değişmiştir..Onun için de geçerli olan İncildir.

 Yahudilerin, belli sahifelerden oluşan bu beş ilahî tebliğ kitabı dışında ayrıca, dini kuralları izah eden kitapları da vardır.   Mişna ve Gamara bu konu da zikredilebilecek kitaplarından ikisidir Talmut ise,  Gamara ve Mişna isimli dinî kitapların toplamına verilen bir isimdir.  Musevilerdeki dinî uygulamaların daha ziyade bu kitaplardaki kurallara göre yapıldığı bilinmektedir.

İsrail’liler, Tevrat dışındaki bu dini kitaplara,  kuralların izahını yapan, dini kurallar kitabı olarak bakarlar. Ancak bu kitaplar, Hz. Musa’nın vefatından sonra ortaya çıkan kitaplardır. Teşbihte hata olmaz düşüncesine dayanarak şöyle de söyleyebiliriz. Yahudiler,  Tevrat dışındaki bu kitaplara  bizdeki tefsir  gibi bir anlayışla bakarlar.

Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki kutsal kitap konusuna bu şekşlde kısaca baktıktan sonra  Tekrar Kitabımız Kuran’ dönelim.

C. ALLAH’IN KUR'AN-I  KERİM'İ İNDİRİŞ SEBEBİ NE OLABİLİR?

Bir ilahî kitabın indirilişi elbette ki bir amacı taşır. Kitabımız Kuran’ın da tabi ki bir amacı olacaktır. İnsanın düşünmesi hâlinde Kuran’ın da bir amacının olduğunu anlamaması mümkün değildir. Ayet-i Kerimeler de de bu anlatılmaktadır. Yani düşünmeye davet vardır. “İnsan yeter ki düşünsün ve anlamaya çalışsın. O takdirde gerçeği görecektir”, tavsiyesi vardır.

Ayet-i Kerimelerden anlaşıldığı kadarı ile Kuran, İnsanları düşündürerek yanlış yollara gitmesini önlemek ve onlara kurtuluş yolunu göstermek gibi bir amaca sahiptir. O bakımdan Kuran, düşünen insanın bu amaca ulaşacağını açıklar. Bu bakımdan diyebiliriz ki, Kuran’ın nazil oluşunun bir önemli sebebi budur. Kuran da geçen Ayet-i Kerîmeler de bunun böyle olduğunu anlatır. Bakara Suresi 219 ve 266.Ayetlerinde : “Allah size Ayetleri, düşünesiniz diye böyle açıklar.” (Bakara-219). “Allah düşünüp anlayasınız diye size Ayetleri açıklar” (Bakara-266). “Düşünen bir toplum (Kurandaki) ibretleri, gerçekleri görür” (Rad-3) Ayeti Kerimelerden de anlıyoruz ki, düşünmemiz hâlinde Kura’nın amacını anlamak mümkün olur. 

Bu Ayetleri de göz önüne alarak Kuran’ın amacının neler olabileceğini düşündüğümüz de Kitabımızın, insanları Dünyada ve Âhirette huzura kavuşturarak kişilerin, her iki dünyayı da kazanmalarını sağlamak amacını taşıdığı anlaşılacaktır. Kuran’da bu amaçların gerçekleşmesi için de kişiye yapması gerekenlerle yapmaması gerekenlerin anlatıldığı (Emru bilmağruf,  Vennehyi anilmünker)  görülecektir. Yani Kuran’da kişiye sırat-ı Mustakim dediğimiz o doğru yolun gösterilmesi vardır. Biz bu yazımız da o gösterilen yollardan bazı önemli gördüklerimizi aktaracağız. Ancak bilinmesi gereken en önemli şeyin, Kuran’ın gösterdiği bu yollar sonucunda kişiyi ulaştırmak istediği o en önemli şeyin “Allah’ın rızası kazanılarak Dünyada ve Ahirette huzura ulaşılmasıdır” Kuran, insanların bu amaca ulaşabilmesi için neler yapılması gerektiğini tek tek anlatmaktadır. Biz bu yapılması istenen şeylerden bazı önemli olanlarını anlatmakla yetineceğiz.  . Üzerinde duracağımız önemli bir konu da sadece Âhirette ki huzura kavuşturacak işler üzerinde değil, Dünya yaşamındaki yapılması gerekenler üzerinde de durulacaktır. Çünkü Kuran’dan anladığımız, Kuran’ın sadece Ahiret için inen bir kitap olmadığı ve Dünyadaki davranışlarla da ilgili olduğu anlaşılmaktadır.Bunlar görüldüğünde de, Kuran-i Kerimin niçin nazil olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

KURAN’IN BİRİNCİ AMACI,  MÜSLÜMANLARI İLME, FENNE VE ÇALIŞMAYA SEVKTİR

Kuran’ın amaçlarının ne olduğunu belirtirken, ana hedef olan Allah’ın rızasının kazanılması hedefine ulaştırıcı yolların da gösterildiğinden bahsetmiştik. Bir Müslüman olarak O’nun rızasının kazanılabilmesi için öncelikle yapmamız gereken, Kuran’ın ilk emri olan “oku emrini” yerine getirmek olmalıdır.  Kuran’ın ilk emrinin “OKU” emri olduğunu ele alarak düşünürsek, kitabımızın birinci amacının da okumak olduğunu, insanların okuyarak bilgili olmalarını istediğini anlarız. Böyle olmasa Kuran: “Hiç bilenle bilmeyenler bir olur mu ?” mesajını verir mi?

O’nun ilk emrinin OKU olduğu âyan beyan ortadadır. Kuran’ı okuyan herkesin dikkatini, O’nun ilk emrinin OKU olması çekmektedir. Daha açık söylersek Kuran bizlere diyor ki,( Ey Müslüman! Yapacağınız ilk iş, İlim tahsil etmek olmalıdır. Bunun için de okuyunuz ve bilgi sahibi olunuz. Yapacağınız işleri de, kazanacağınız o bilgilerin ışığında yapınız) buyurmaktadır. Yoksa niye Kuran’ın ilk emri OKU olsun.  Niye Peygamberimiz, “İlim Çin’de de olsa alınız” buyursun. Demek ki Oku emri, insanların hassasiyetle üzerinde durması gereken bir ALLAH emirdir. Aynı surenin Ayet’lerinde “Kalemle yazmayı öğreten,bilmediğini belleten  Rabbinin adı ile oku” ifadesi ile yazmaktan, bilmediğini belleten sözlerinden bahsedilmekte ve okuma ile yazmaya aynı Ayet’de yer verilmektedir. C. Allah’ın haşa boş konuşması olmayacağına göre, bu Ayetlerde verilmek istenen önemli bir mesajın olduğu hemen anlaşılacaktır. C. Allah insanlara bu Aye’lerle, Allah-ü Âlem şu mesajı vermektedir: “Ey kulum! Okuma yazma ve ilim tahsil etme, senin ilk işin olmalıdır. Senin tutacağın yol, ilim yolu olmalıdır.” 

Kuran’ın ilk emrinin OKU olmasının sebebi de elbette ki boş bir emir olamaz. Düşünen bir insan, o emrin bir hikmeti olduğunu, bilimin, insan yaşamını kolaylaştıracağını, Dünya, Evren ve Ahret ile ilgili bazı sırları çözmede de kişiye yardımcı olacağını hemen anlayacaktır.

Okuyan bir insanın, düşüncesi de, davranışları da, sır olan bazı olayları çözmesi de çok farklı olacaktır. Bunun böyle olduğunu C.  Allah da Zümer Suresinde şöyle açıklar: “Ey Resulüm İnsanlara söyle! Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl ve düşünce sahipleri gerçekleri) hakkı ile düşünebilir.” (Zümer-9) “Şüphe yok ki,(bilgili olan)iyi düşünebilecek bir kavim (Dünyanın) ibretlerle dolu olduğunu daha iyi anlayacaktır.” (Zümer-42)

Ayet-i Kerimeler de bize, okuyarak bilgi sahibi olan insanın, bilgi sahibi olmayan insanlara göre her şeyinin daha farklı, daha güzel, daha bilinçli olacağını, bunun da ancak okuyarak bilgili hâle gelmekle mümkün olabileceğini bildirmektedir.

İSLÂM’IN İLK EMRİ OKU OLDUĞU HALDE MÜSLÜMANLAR BU EMRE UYMUŞ MU? 

Değerli kardeşlerim, gazetelerde, dergilerde yazılar yazıyoruz, Ülkemizde uyarı ve ikazlarda bulunan birçok bilim adamımız var, devlet büyüklerimiz var. Bu uyarılara kulak verilmesi gerekir. Yoksa boşa konuşmuş, boşa yazılar yazmış oluruz. Ben acizane şunu düşünüyorum: Eğer bu ülkeye  yazılarımızla,konuşmalarımızla en ufak bir katkım olamıyorsa boşuna yazmış, boşuna konuşmuş oluruz. Bu cennet vatanımıza  faydamız olmayacaksa niçin yaşayalım, niçin yazalım?

Şimdi pek çok yazarımızın, pek çok bilim adamımızın söylediği bir şeyi biz de tekrarlayarak söyleye-li: Allah’a çok şükür İslâmiyet gibi çok yüce çok şerefli bir dinle şereflendirilmiş durumdayız. Bu şükredeceğimiz bir konu. Ama buna rağmen niçin, bizleri hakir gören o saygısız batı toplumunun arkasında kalıyoruz. Bu durum bize, ülkemizde ve insanlarımızda bir şeylerin eksik olduğunu, bir yerde yanlış yaptığımızı anlatmıyor mu? Eğer bunu kabul etmiyorsak, o zaman, pis ve geçersiz olan bazı menfaatimize dayalı fikirlerin esiri olduğumuz gerçeğini ortaya çıkarır. Yanlış da ısrar edilmiş olur.

Bizden ileride olan toplumların insanları ile konuşuyorum, onları izliyorum. Bizden daha akıllı değiller. Ama imkânları ve yaşam biçimleri daha iyi. Çalışma ortamları da hazırlanmış durumda. Onlarla, İslâm âlemi arasında, özellikle ülkemiz arasında bir tek bu konularda farklılıklar görebiliyorum. Yoksa bizin insanımız belki de pek çok konu da onlardan üstündür. Ama bazı bilim dallarında, bazı imkânlara sahip olma konularında gerideyiz. Bunu istesek de, istemesek de kabul etmek zorundayız.

Son günler de bizim teknik elemanlarımızın, insansız hava araçlarının (İHA), gemilerimizi yaptıklarını duyuyoruz. Demek ki imkânlar sunulsa sanayi de ve teknolojide bazı güzel işler yapılabilecek. Bunları duyarak gururlanıyoruz da. Ama bunlar yeterli değil. Daha çok şeyin yapılması gerekiyor. Kısacası, batının insanı hiçbir konuda bizden üstün değildir. Ama Bazı bilim dallarında geri kalmamız, o imkânlara sahip olmamız bizi ve de tabi ki İslâm âlemini geride bırakmaktadır.

Kuran’ın ilk emri OKU olduğuna göre okumamız, ilim tahsil etmemiz ve edindiğimiz o ilimlerin ışığında

hem kendimizin hem de ülkemizin işlerini yapmamız gerekiyor. Bütün İslâm âlemi aynı durumda.

İslâm ülkeleri içinde en ileri durumda olan da biziz. Ki bizim durumumuz da yeterli değil. Avrupa’ya bakıyorum. Toplu bir çalışma içindeler. Kadını erkeği hepsi çalışıyor. OKU emrini tam uygulayanlar onlar. Sanki Kuran’ın emrini uygulayanlar onlar. Bu durum, Allah için düşünen bir Müslüman için, çok ama çok acıdır

Ülkemiz de dâhil bütün Müslüman ülkeler de, insan için önemli olanın Âhret olduğu düşünülmüş. “Sen Âhiretini kazan Dünya önemli değil denilmiş.” Müslüman toplumlar öyle yetiştirilmiş. Dünya geçici, devamlı olan Âhret anlayışı aşırı ve çok ama çok mübalağalı bir şekilde işlenerek gelinmiş. Toplumlar öyle eğitilmiş. Aksini düşünen de kâfir olarak görülmüş. İslam dininin yetiştirdiği eşsiz mutasavvıf Âlimlerinden Hallac-ı Mansur niye idam edilmiş. Birazcık farklı düşündüğü için idam edilmiş. Neticede de kimse yanlışı söyleyemeyecek hale getirilmiş. Bugün de durum çok farklı değil. Dini konularda birazcık farklı düşündüğünüz zaman o çevreler hemen ayağa kalkıyor. Bu yanlış tutumlar, ülkemizi insanlarımızı yanlış yollara sevk etmeye yetmiş. Olayın en önemli sebepleri bu gereksiz tutumlardır.

ARTIK BİR YERDE YANLIŞ YAPTIĞIMIZI ANLAMAMIZ GEREK

Yukarıda söylemeye çalıştım. Artık bir yerlerde bir şeyleri eksik yaptığımızın anlaşılması gerekiyor. Yoksa doğrunun bulunması çok gecikir ve belki de bu yanlışlık, ebediyete kadar devam eder gider. O takdirde de Müslüman toplumlar, o kâfir dediğimiz toplumların peşinden sürünmeye devam eder. Nerede yanlışlık yapıldığının anlaşılması şarttır.

 Avrupa ülkelerine bakarsak, bu eksikliklerimizin neler olduğu nu anlarız. C. Allah’ın ilk emrinin OKU olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu oku emrinin içinde sadece dini kitapları oku. Pozitif bilimleri okuma diye bir şey yoktur. Okumanın içinde bütün bilimler vardır. Bütün bilimler okunmalıdır. Sadece dinî kitapları okumakla yetinmek isteyenler aldanmış olur. Böyle düşünerek (Benim dini kitapları okumam yeterlidir. Ahretimi kazanayım kâfidir.) dersek toplumumuza, ülkemize çok büyük zarar vermiş oluruz. Çünkü biz ölsek dahi, ülkemizin ve toplumumuzun yaşamı süreceği için, böyle bir düşünce, Müslüman Türk Milletinin  muasır  uygarlık seviyesine ulaşmasını engeller. Kuran’a göre böyle bir düşünce, Dünyada da Âhirette de suç sayılır. Nedenine gelince: Eğer Dünyada iken, sadece Ahreti kazanmak için çalışılır ve  böyle düşünerek Ahret, Dünyaya tercih edilirse, beş vakit namazda rükûdan sonra oturduğumuzda peygamberimiz: “RABBENA ATİNA FİDDÜNYA HASENETEN VE FİL ÂHİRETİ  HASENEH.” (Allah’ım! Bana dünyada ve Âhirette güzellikleri ver, güzel olanları nasip et) dedirtir miydi? O Allah’ın Resulü, günde beş vakit namazda Müslüman’lara  toplam 14 kere bu duayı yaptırır mıydı? Yani günde 14 kere “Allah’ım bana Dünyada ve Âhirette güzellikleri ver, güzel olanları nasip et!” dedirtir miydi?

C. Allah Kuran’da, “İnsanla hayvanın en büyük farkı, insanın çalışması, üretmesi, uygarlıklar kurması” dermiydi.“Hiç ölmeyecekmiş gibi Dünya için çalışın, yarın ölecekmiş gibi de Âhiret için çalışın” der miydi?

Değerli Okurlarım! Diğer İslâm ülkelerine bir şey söyleyemeyiz. Buna hakkımız da yok, imkânımız da yok. Ama Türkiye bizim ülkemiz. Bu ülkenin bir evladı olarak, “aklımızı başımıza almak ve doğru düşünmek zorundayız”, deme ihtiyacını hissediyoruz. Artık bir yerlerde bir yanlışımız olduğunu anlayalım. Ve belki hızlı bir dönüş olamaz ama yavaş yavaş da olsa, doğruya doğru, yönümüzü çevirelim. Kabul edelim ki son zamanlarda ki gelişmeler sanki çok şeyin anlaşıldığı izlenimini vermekte ve  bizlere  geleceğe daha büyük bir umutla bakma imkanını vermekte.

Kur'an sadece âhiret için inen bir kitap değildir

Kuran, başlığımızda da belirtildiği gibi, sadece Âhiret için nazil olan bir kitap değildir.Âhiret için olduğu kadar Dünya için de geçerli olan bir yüce kitaptır. Unutulmamalıdır ki, Âhiret deki yaşam da Dünyada yapılacak işlerle, Dünya yaşamı sonucunda kazanılacaktır.

Öyle olunca tabidir ki Kuran, İnsanların Dünyadaki yaşam biçimleri ile de ilgili kurallar koyacaktır, Dünya yaşamının kazanılması için de yol gösterecektir. Kuran’ın sadece Âhiretin kazanılması için indirilen bir kitap gibi görülmesi doğru değildir. Bazı evlerde Kuran-i Kerimlerin, kişilerin ölümüne kadar duvarlarda asılı kaldığı biliniyor. Bu, tamamen yanlıştır. Çünkü Allah(cc) bizleri önce Dünyaya göndermiş ve yine önce Dünya yaşamını önümüze koymuştur. Öyleyse önce Dünyada yaşamamız gerekiyor. Kuran’ın emri de budur. İntihar ederek yaşamına son veren bir insanın en büyük günahlardan birisini işlediğinin kabul edilmesi, bu sebeptendir. Önce Dünyada yaşayacağımıza ve Dünyadaki yaşam sonucu da Âhiretin kazanılabileceğine inanmamız gerekir. Bu inanca ulaşılabilirse, o takdirde Kuran’ın, Dünya yaşamı ile ilgili, Dünya yaşamının kazanılması ile ilgili kurallarını koyması da kabullenilecektir. Ve durum da zaten öyledir.

AYET

“Sizden Ramazan ayını idrak edenler, O’nda orucunu tutsun.” (Bakara-185)

HADİS

“Oruçlu bir kimse, yalanı ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, onun yemesini ve içmesini terk etmesine Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” (Buhari)                             

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@