18.04.2021, 08:48

Kuran-ı Kerimi, Kuran ile tanıyalım

Bilindiği gibi Allah katından inen son din İslâm Dini, son kitap da Kuran-ı Kerim’dir. Kuran, Allah katından geldiği şeklini olduğu gibi koruyan ve bütün insanlığa yol gösterici olan evrensel özellikli yüce bir kitaptır. Bugün, bütün insanlara yol gösterici olarak indirilen mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim’i, yine Kuranla yani Kuran’ı, Kuran’daki Ayetlerle tanıyalım ve tanıtalım istiyoruz.

 

Kuran, 610 yılında peygamberimizin Hıra Mağarası’nda Allah’ı zikir ve tefekküre daldığı ve huşu içinde O’na yöneldiği bir sıra, Allah tarafından gönderilen melek Cebrail(as)’in getirdiği vahiy ile inmeye başlamıştır. Kuran’ı gönderenin, Allah Teâla olduğu Kuran’da da bildirilmektedir: “İşte bu Kuran, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”(Enam-155) “Bu Kuran, akıl sahiplerinin, Ayetlerini iyice düşünüp anlamaları ve ders almaları için, sana indirdiğimiz saadet kaynağı bir kitaptır.”(Sad-29),

 

Kuran-ı Kerim’den anladığımıza göre Kuran, akıl sahiplerinin düşünüp ders almaları için Allah katından indirilen bir kitaptır. Ve O, Peygamberimiz Nur Dağı’ndaki Hıra Mağarası’nda Allah’ı (cc) zikir ve tefekküre daldığı bir sıra Melek Cebrail aracılığı ile indirilmeye başlanılan ve 23 yılda inmesi tamamlanan, yine Kuran’ın ifadesi ile hükmü kıyamete kadar sürecek olan ilahi bir kitaptır.

 

Kuran-ı Kerim’in ilk inen suresi olan Alak suresinin ilk beş ayetidir. Bu surede peygamberimize dolayısı ile insanlığa inen ilk emir de “OKU” emri olmuştur. İlk inen ayetlerde zikredilenler şunlardır: “Yaratan Rabbinin adı ile oku! O, insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı.” “İnsana bilmediklerini belleten, kalemle yazmayı öğreten rabbinin adı ile oku! O, en büyük kerem sahibidir.” (Alak-1,2,3,4,5)

Son inen ayet ise 23 yıl sonunda Maide Suresini 3. ayeti olmuştur. Bu ayeti kerimede de Allah, İslâm dininin ikmal edildiğini, tamama erdirildiğini ve İslâm Dininin Müslümanlar için uygun bulunduğunu bildirmektedir. “Bugün size dininizi ikmal ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım. Ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” (Maide:3 ) buyrulması bunu anlatır.

Hz. Ömer’den rivayet olunduğuna göre, “Bugün size dininizi ikmal ettim” ifadesinin yer aldığı ayet, Mekke’de ve Veda Haccında, Cuma günü ve Arife akşamında nazil olmuştur. Surenin ismi olan Maide, sofra demektir. Aynı surenin 112 ve 114. ayetlerinde Havarilerin, Hz. İsa’dan gökten bir sofra indirilmesini istemeleri olayı ile ilgili olması nedeni ile Maide ismi verilmiştir.

 

KURAN’İ KERİMİN İLK

MUSHAF HÂLİNE

GETİRİLME ZAMANI:

 

Kuran nazil olmaya başladığından itibaren deve ve geyik derileri üzerine yazılarak korunmuştur. Bir taraftan da Hafızlara ezberlettirilerek kişilerin de hafızasında tutulmaya çalışılmıştır. Peygamberimizin vefatına kadar Kuran’ın korunması bu şekilde sürdürülmüştür. Peygamberimizin vefatından sonra da yine hafızlar tarafından okunarak, yeni hafızlar yetiştirerek, korunma devam ettirilmiştir. Bir taraftan da Hz. Ebu Bekir Zeyd b. Haris’ e bütün Ayetleri Mushaf hâline getirterek, yazılı bir halde korumaya çalışmıştır. Hz. Ebu Bekir’in vefatından sonra da eşi tarafından bu Mushaf, koruma altına alınmıştır. Ve Kuran’ın bu Mushaf hâli, Hz. Osman’a kadar sürdürülmüştür. Kuranın Kitap hâline getirilmesi ise,Hz. Osman’a nasip olmuştur.

Tabi o günün imkânsızlıkları içinde bütün bu gayretler, Kuran’a sahip çıkmak için yapılan gayretlerdir. Ama durum ne olursa olsun, Kuran’ın korunması Allah’ın garantisi altındadır ve bu durum da ayet ile sabittir. Hicr Suresinin 9. Ayetinde Allah Teâla: “Kuran’ı kesinlikle biz indirdik. Elbette onu biz koruyacağız.” (Hic-9)

Müslüman kardeşlerimizin bunu bilmesinde de fayda olduğu için Kuran’ın korunması ile ilgili olan Ayeti zikretmek de fayda gördük. Kuran dışında Zebur’u, sahifeler halinde olması dolayısı ile, daha doğrusu bir kitap hâlinde oluşu dolayısı ile bir tarafa bırakırsak Yahudi’lerin kitabi Tevrat ile, Hıristiyanlar’ın kitabı İncil’e baktığımızda bu kitapların orjinalliğini koruyan kitaplar olmadığı görülmektedir. Mesela Hıristiyanlar arasında İznik konseyinden önce 27 ayrı İncil’in dolaştığı bilinmektedir. Bunun böyle olduğunu anlatabilmek ve bu görüşün de doğruluğunu gösterebilmek için bu iki dinin kitaplarına bakalım istiyoruz.

 

ALLAH’IN KURAN’I KERİMİ

İNDİRİŞ SEBEBİ NE OLABİLİR?

 

Bir ilahî kitabın indirilişi elbette ki bir amacı taşır. Kitabımız Kuran’ın da tabi ki bir amacı olacaktır. İnsanın sağlıklı düşünmesi hâlinde Kuran’ın da bir amacının olduğunu anlamaması mümkün değildir. Ayet-i Kerimeler de de bu anlatılmaktadır. Yani düşünmeye davet vardır. “İnsan yeter ki düşünsün ve anlamaya çalışsın. O takdirde gerçeği görecektir”, tavsiyesi vardır.

Ayet-i Kerimelerden anlaşıldığı kadarı ile Kuran, İnsanları düşündürerek yanlış yollara gitmesini önlemek ve onlara kurtuluş yolunu göstermek gibi bir amaca sahiptir. O bakımdan Kuran, düşünen insanın bu amaca ulaşacağını açıklar. Bu bakımdan diyebiliriz ki, Kuran’ın nazil oluşunun bir önemli sebebi budur. Kuran da geçen Ayet-i Kerîmeler de bunun böyle olduğunu anlatır. Bakara Suresi 219 ve 266.Ayetlerinde: “Allah size Ayetleri, düşünesiniz diye böyle açıklar.” (Bakara-219). “Allah düşünüp anlayasınız diye size Ayetleri açıklar” (Bakara-266). “Düşünen bir toplum (Kurandaki) ibretleri, gerçekleri görür” (Rad-3) Zikreden bu Ayeti Kerimelerden de anlıyoruz ki, düşünmemiz hâlinde Kura’nın amacını anlamak mümkün olur.

Bu ayetleri de göz önüne alarak Kuran’ın amacının neler olabileceğini düşündüğümüz de Kitabımızın, insanları Dünyada ve Ahrette huzura kavuşturarak kişilerin, her iki dünyayı da kazanmalarını sağlamak amacını taşıdığı anlaşılacaktır. Kuran’da bu amaçların gerçekleşmesi için de kişiye yapması gerekenlerle yapmaması gerekenlerin anlatıldığı (Emru bilmağruf, Vennehyi anilmünker. İyi ve güzel olanları emret, kötü ve çirkin olanlardan da uzaklaştır) görülecektir. Yani Kuran’da kişiye Sırat-ı Müstakim dediğimiz o doğru yolun gösterilmesi vardır. Biz bu yazımız da o gösterilen yollardan bazı önemli gördüklerimizi aktaracağız. Ancak bilinmesi gereken en önemli şeyin, Kuran’ın gösterdiği bu yollar sonucunda kişiyi ulaştırmak istediği o en önemli şeyin “Allah’ın rızası kazanılarak Dünyada ve Ahrette huzura ulaşılmasıdır” Kuran, insanların bu amaca ulaşabilmesi için neler yapılması gerektiğini tek tek anlatmaktadır.

 

KURAN’IN EN

ÖNEMLİ AMACI NEDİR?

 

Kuran’ın amaçlarının ne olduğunu belirtirken, ana hedef olan Allah’ın rızasının kazanılması hedefine ulaştırıcı yolların da gösterildiğinden bahsetmiştik. Bir Müslüman olarak O’nun rızasının kazanılabilmesi için öncelikle yapmamız gereken, Kuran’ın ilk emri olan “oku emrini” yerine getirmek olmalıdır. Kuran’ın ilk emrinin “OKU” emri olduğunu ele alarak düşünürsek, kitabımızın birinci amacının da okumak olduğunu, insanların okuyarak bilgili olmalarını istediğini anlarız. Böyle olmasa Kuran: “Hiç bilenle bilmeyenler bir olur mu ?” mesajını verir mi?

O’nun ilk emrinin OKU olduğu âyan beyan ortadadır. Kuran’ı okuyan herkesin dikkatini, O’nun ilk emrinin OKU olması çekmektedir. Daha açık söylersek Kuran bizlere diyor ki,( Ey Müslüman! Yapacağınız ilk iş, İlim tahsil etmek olmalıdır. Bunun için de okuyunuz ve bilgi sahibi olunuz. Yapacağınız işleri de, kazanacağınız o bilgilerin ışığında yapınız) buyurmaktadır. Yoksa niye Kuran’ın ilk emri OKU olsun. Niye Peygamberimiz, “İlim Çin’de de olsa alınız” buyursun. Demek ki Oku emri, insanların hassasiyetle üzerinde durması gereken bir ALLAH emirdir. Aynı surenin ayetlerinde “Kalemle yazmayı öğreten, bilmediğini belleten Rabbinin adı ile oku” ifadesi ile yazmaktan, bilmediğini belleten sözlerinden bahsedilmekte ve okuma ile yazmaya aynı ayette yer verilmektedir.

Yine mesela Mücadele Suresi 11. Ayetinde,“Rabbiniz, ancak ilim sahibi olanların derecelerini yükseltilir.” buyuran Allah niçinyükselmenin, daha üstün bir duruma gelmenin, kalkınmanın ancak ilim sahibi olmakla mümkün olacağını bildirsin.

Allah’ın (cc) haşa boş konuşması olmayacağına göre, bu ayetlerde verilmek istenen önemli bir mesajın olduğu hemen anlaşılacaktır. Allah Teâla insanlara bu ayetlerle, Allah-ü Âlem şu mesajı vermektedir: “Ey kulum! Okuma yazma ve ilim tahsil etme, senin ilk işin olmalıdır. Eğer kişi ve toplum olarak yükselmek istiyorsanız Sizin tutacağın yol, ilim yolu olmalıdır.” Kuran’ın ilk emrinin OKU olmasının sebebi de elbette ki boş bir emir olamaz. Düşünen bir insan, o emrin bir hikmeti olduğunu, bilimin, insan yaşamını kolaylaştıracağını, Dünya, Evren ve Ahiret ile ilgili bazı sırları çözmede de kişiye yardımcı olacağını hemen anlayacaktır.

Okuyan bir insanın, düşüncesi de, davranışları da, sır olan bazı olayları çözmesi de çok farklı olacaktır. Bunun böyle olduğunu Allah (cc) da Zümer Suresinde şöyle açıklar: “Ey Resulüm insanlara söyle! Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl ve düşünce sahipleri gerçekleri) hakkı ile düşünebilir.” (Zümer-9) “Şüphe yok ki, (bilgili olan) iyi düşünebilecek bir kavim (Dünyanın) ibretlerle dolu olduğunu daha iyi anlayacaktır.” (Zümer-42)Ayet-i Kerimeler de bize, okuyarak bilgi sahibi olan insanın, bilgi sahibi olmayan insanlara göre her şeyinin daha farklı, daha güzel, daha bilinçli olacağını, bunun da ancak okuyarak bilgili hâle gelmekle mümkün olabileceğini bildirmektedir.

 

MÜSLÜMANLAR İLİM KONUSUNDA

KURAN’A UYMUŞLAR MI?

 

Müslüman devletler Kuran’-ı Kerim’in ilme önem verilmesi emrine uymamışlardır. Bütün Müslüman ülkelere baktığımız da bunun böyle olduğunu görürüz. Müslümanlar, İslami bilimlerin her şeyi çözeceği inancına takılıp kalmışlardır. Yanlışlıkları buradadır. Hemen hemen hepsi Kuran bize yeter düşüncesi içindedirler. Kuran’ı bir fizik bilimi, bir kimya bilimi,bir biyoloji bilimi yerine koymuşlardır. Halbuki Kuran ne fizik, ne kimya ne de başka bilim kitabıdır. O, Bizim Allah ile irtibatımızı sağlayan,kulluğun nasıl yapılacağını,hangi tür ibadetlerle Allah’a ulaşılacağını,Dünya ve Ahret saadetinin nasıl sağlanacağını gösteren bir ilahi kitaptır. Fizik, kimya veya bir başka ilim yerine konulması doğru değildir.

Kuran bize, Allah’a nasıl ulaşılacağını gösterir ama yer altındaki petrolün nasıl çıkarılacağını, rüzgardan nasıl elektrik enerjisi üretileceğini, güneş enerjisinin nasıl sağlanacağını anlatmaz. Artık bir yerlerde bir şeyleri eksik yaptığımızın anlaşılması gerekiyor. Yoksa doğrunun bulunması çok gecikir ve belki de bu yanlışlık, ebediyete kadar devam eder gider. O takdirde de Müslüman toplumlar, o kâfir dediğimiz toplumların peşinden sürünmeye devam eder. Nerede yanlışlık yapıldığının anlaşılması şarttır. Müslüman ülkeleri kurtaracak yol, bu yoldur.

Avrupa ülkelerine bakarsak, bu eksikliklerimizin neler olduğunu anlarız. O ülkeler 14. 15.asırlarda İncil’in her şeye yetmeyeceğini anlamışlar ve İlme yönelmişlerdir. Kıtaları keşfetmişler, pusulayı bulmuşlar, Kuduz aşısını rönesansı, reformu yapmışlar ve işlerini yoluna koydukları,ilmin yolunda yürüdükleri için de gelişmişlerdir. Müslüman ülkeler hala bunu görememenin geri kalmışlık cezasını çekmeye bu sebeple devam etmektedirler

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@