15.01.2021, 05:34

Kuran ve Hadislere göre dua nedir?

Kuran ve Hadislere göre dua nedir?

Dua,Allah’tan yardım isteme anlamlarına geldiği gibi, Allah’a müracaat etme anlamına da gelir.Bazı İslam uleması ise duayı, İbadetin özü olarak gösterir. Dua, bu tanımlar dışında daha değişik şekillerde de tanımlanabilir.Bu farklı tanımları da şöyle sıralayabiliriz. Dua, C. Allah’a verilen ilahi bir dilekçedir.Dua, insanların dileklerini Allah’a iletme yoludur. Dua,Kulun bütün içtenliğiyle Allah’a yönelerek ondan istek ve dilekte bulunması yoludur, şeklinde de tanımlanabilir.

Dua, tabi ki Kuran’da da ,Hadislerde de geçer.Ve her iki kaynakta da Duaya çok önem verildiği görülür.Bu Ayet ve Hadislerden bazılarına bakalım ve Allah Teâla’nın dua ile ilgili olarak neler söylediğini de görelim.

1).Rad-28).”İnananların kalpleri ancak Allah’a dua ile huzura kavuşur.Kalpler Allah’ı anarsa huzur bulur”

2).Nur-41)“Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah’ı

tesbih eder.(Her biri Allah’a kendi duasını yapar)”

3). Araf-55) “Rabbinize Hulusi kalple ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez”

4). Bakara-186 ) “Dua edenin duasına karşılık veririm.(Öyleyse Dua edilsin ki karşılık vereyim)

5).Mümin-60) Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim”

6).Furkan-77).“Allah katında Size önem verdiren,Sizi Allah’a ulaştıran tek şey Dualarınızdır”

Zikrettiğimiz bu Ayetler dışında,yukarıda da belirttiğimiz gibi Peygamberimizin de Dua ile ilgili bazı önemli hatırlatmaları vardır.Bunlardan bazılarını görürsek her halde daha faydalı olur.

Bir Hadisinde,“Dua ibadetin özüdür” buyuran peygamberimiz, yine bir Hadisinde, “Dua, Rahmet kapılarını açan bir Anahtardır” der.Diğer bir hadisinde de, “Allah katında,O’na dua etmekten daha makbul olan hiç bir şey yoktur” buyurur.

Görüldüğü gibi Kuran ve Hadislerde duanın önemi hakkında bilgiler verilmektedir.Ve hepsinden önemli olanı da,dikkat çekici olanı da,C. Allah’ın kendisine dua edilmesini istemesidir.Bunun hangi sebebe dayandığı, konumuzun devamında verilen bilgilerden anlaşılacaktır

 

İnsanlar duaya neden ihtiyaç duyar?

Evet insanlar duaya iki önemli yönümüzden gelen istekler nedeniyle ihtiyaç duyarlar.İstek içinde olan bu iki yönden birisi,maddi yönümüz olan et ve kemik yönümüz, birisi de Ruhani yönümüzdür. Bu iki yönü yaratan Allah,o yönlerin ihtiyaçlarını da insana karşılatır.Maddi kısmımız,yani bedenimiz, yaşayabilmesi için yemek içmek zorundadır. Allah, canlıların tümünü bu düzende yaratmıştır.Maddi yönümüzün ihtiyacı,yine maddi olan şeylerden ibarettir.

Allah,Ruhumuzu ve vicdanımızı, yüzlerce duygumuzu,esas varlığımızda tutabilmek için İnsanı, et ve kemikten oluşan böyle bir bedene büründürmüştür. Ruhu,ve ruhun yönleri olan onca duyguyu insanın öz yapısında tutabilmek için (Sevmek, nefret etmek,acımak, küsmek gibi. duygulardan bahsediyoruz)bedeni yaratmıştır. Yoksa insanın maddi bir görüntüsü olmazdı ve havadan,dumandan farksız bir durumda olurdu.Aynen Melekler,Cinler,Şeytanlar gibi.Bedenleri yaratmasının sebebi budur.Kuran’dan anlaşılan da budur.

Nasıl maddi yönümüzün,yani bedenimizin yemek içmek gibi maddi ihtiyaçları varsa Ruhi yapımızın da beslenmeye,korunmaya ihtiyacı vardır.Peygamberimizin bildirdiğine gör Ruhani yönümüzün ihtiyacı da dini açıdan Duadır.C.Allah da Rad Suresi 28. Ayetinde, “İnsan ruhunun, insan gönlünün, ancak Allah’ı anması ile huzur bulacağını” bildirmektedir.Kuran ve Hadislerden anlıyoruz ki,İnsanın Allah’ı anması, Allaha dua etmesi,ruhani yapımızı huzura ve süküne kavuşturmaktadır.

Tabi ki dua yan sıra ruhumuzun güçlü ve moralli olması için övgü, sevmek,sevilmek,iltifat gibi güzel duygularla da beslenmesi gerekir. Ruhumuzun bu tarzda morale de ihtiyacı vardır. Bunlar da ruhumuza güç ve kuvvet verir.Daha moralli yapar. Bizim konumuz dua olduğu için, bugün sadece dua üzerinde duracağız. Demek ki Ruhun duaya ihtiyacı vardır.Ve dua Peygamberimizin bildirdiğine göre ruhun temel gıdasıdır.

Biz bunu varlığımızda çok sık bir şekilde yaşarız. Çünkü dua eden insan, Allah’a karşı görevini yapmış olur ve onun hazzını duyar. O da ona büyük moral verir ve ruhunu güçlendirir.

İnsanın duaya ihtiyaç duymasının bir diğer önemli sebebi de,İnsanın, Dünyada çok karışık ve karmaşık bir ortamda yaşamasından, bir sürü de tehlikeyle, kaza ve bela ile karşı karşıya olmasından ileri gelmektedir.Bu sebeple kişi, Allah’tan yardım isteme ihtiyacını duyar. Hem Dünyasını ve Ahret’ini kazanabilmek için, hem de görünür görünmez kaza ve belalardan, Musibetlerden korunabilmek için Allah’tan yardım ister. Bu da ancak dua ile olur.Dua dışında Allah’a müracaat etme yolu yoktur.

İnsanlar Dünya ve Ahret’te ki bunca yükün altından tek başına çıkamayacağını görür ve anlar. Bu sebeple de yapacağı dualarla Yüce Mevla’ya bağlanmaya doğru yönelir. Mevla ile bu manevi bağı da dua ile elde eder. O’nun yardım ve desteğini yanına almak ister.

Demek ki insan hem Ruhi yapısını rahatlatmak hem de maddi tehlikelerden kendisini kurtarmak için duaya mutlak ihtiyaç duyar

 

Milletler kendi dilinde dua edebilir mi?

Evet edebilirler.Allah-ü Teâla, değişik değişik ülkelerde, değişik değişik lisanları kullanan insanlar yaratmıştır. Bu insanların Allah’ı kendi lisanlarına göre anmaları, Allah’a Arapça dışında ki lisanları ile dua etmeleri doğru olur mu, diye bir düşünce elbette ki insanın aklına gelecektir. C. Allah bu konuda ne buyurmaktadır, onu görelim.

Hucurat suresinin 13. Ayetinde Allah Teâla, “Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için de, sizleri kavimlere ve kabilelere ayırdık.” Buyurmakta, farklı ırklarda farklı yapılarda yaratanın da kendisi olduğunu bildirmektedir.

Yine Rum suresinin 22. ayetinde: “Allah’ın varlığının delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bilenler için bunda alınacak dersler vardır.” buyurarak, farklı lisan ve farklı ırklarda yaratanın da kendisi olduğunu yine tekraren duyurmaktadır. Durumu bir cümle ile özetlersek, farklı ırkları da, farklı lisanları da yaratan Allah Teâla’dır. Ve o ırk mensupları Allah’a bu Ayetlere göre kendi lisanları ile dua edebilirler. Çünkü C.Hak, kendi yarattığı bir ırkı veya lisanı kötü görür mü? Böyle bir şeyi düşünmek bile yanlış olur.O bakımdan diyoruz ki,her millet,ortak lisan olan Arapça ile yapılacak ibadetler dışında(Namaz,Ezan,Hac gibi) diğer dualarını tabi ki Türkçe yapabilir.Ayet ve Hadisler buna amir görünüyor.

Böyle olunca da, farklı lisanları kullanan insanların Allah’ı kendi lisanlarında anmaları, Allah’a kendi lisanlarında dua ve ibadette bulunmaları sakıncalı olamaz, günah da olamaz. Her ülke elbette ki kendi lisanı ile Allah’ı anacaktır, kendi lisanı ile de duasını yapacaktır. O ırklar ve o ırkların mensupları için bu, çok tabi bir haktır. Çünkü o ırk ve lisanları da yaratan, aynı Allah’tır.

 

Arapça dışında bir dilde ezan okunur mu?

Her ülkenin, her ırkın kendi lisanı ile dua edebileceğini,Allah’tan dilediğini isteyebileceğini söyledik. Ancak, İslam âleminde, Ezan okumak, namaz kılmak, Hac Farzı ibadetini yerine getirmek, hatta Besmele çekmek gibi, ortak hareket etme karar ve prensiplerine varılan, kalıplaşmış ibadet şekilleri vardır. Bu ibadet şekillerinin ne olduğu, nasıl yapılacağı, Peygamberimizce, belirlenmiş ve hatta uygulaması da yapılmıştır.O ibadet şekillerinde sevgili peygamberimizin yaşayan hatıraları vardır. Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın, Hz. Ali’nin hatıraları vardı. Allah tarafından cennetlikle müjdelenen bu mübarek insanların, o güzel hatıraları ile yaşamak bir Müslüman için en büyük şereftir. Onun için Peygamberimizin ve halifelerimizin uygulamalarını aynen devam ettirmek,onlara saygılı davranmak anlamına da gelir.

Ayrıca, İslam âlemindeki yetkili kuruluşlarca ve İslam ulemasınca da, bu ibadetler o şekilde tespit edilerek ilan edilmiştir. Ve bu ibadetler de, bütün İslam âlemince aynen kabul edilmiştir. Ve de bu dinigörevler yıllardır, yaklaşık 1400 yıldır aynı şekilde yapılıp gelmektedir. Yılların bu güzel hatıralarını da yıkmak doğru değildir.Peygamberimizin sünnetini, O mübarek insanların hatıralarını hafife almamak gerekir. İslam âlemindeki uygulamalardan da kopmamak lazımdır.

Demek ki her ülke kendi lisanı ile Allah’ı anabilir, dua edebilir, Allah ile kendi lisanını kullanarak irtibata geçebilir. Allah’tan, kendi lisanı ile her istediğini talep edebilir. Kendi lisanı ile Allah ile konuşabilir. Bu, o insanların hakkıdır. Ancak, yukarıda da değinildiği gibi, ezan, namaz, hac gibi ibadetlerin, aşağıda açıkladığımız iki genel kural gereği, Kuran ve Hadislerde belirtildiği şekli ile yapılması gerekir.

Bu iki kuraldan birisi,peygamberimizin bu ibadet şekillerinin öyle yapılmasını ve öyle ifa edilmesini istemesidir.Yani bu işin içinde peygamberimizin olması,O’na saygılı olmamızı gerektirir.

İkinci kural ise, bütün İslam âleminin bu üç ibadeti, 14 asırdır,Peygamberimiz tarafından konulduğu şekli ile uygulayıp gelmesidir.14 asırdır bütün Müslümanlar tarafından aynı şekilde uygulanıp gelirken,bizim ezan,namaz ve Hac ibadetlerini değiştirmemiz,tefrik yolunu,ayrılık ve bölücülük yolunu seçmemiz anlamına da gelir. O bakımdandoğru bulunmaz.Kuran’ın birlik beraberlik çağrısına da ters düşebilir. Ayırıcı,bölücü olmaktan da kaçınılması gerekir.

Yorumlar