26.04.2021, 04:35

Kuran’a göre dua nedir, mümin kişinin niçin duaya ihtiyacı vardır?

 

Dua, Allaha yalvarma, Allah’tan yardım isteme, Allah’a müracaatta bulunma anlamlarına gelir. Bazı İslam uleması duayı İbadetin özü olarak görür. İnsan, dünyada çok karışık ve karmaşık bir ortamda yaşadığı için, bir sürü de tehlikeyle, kaza ve bela ile, bin türlü zorlukla karşı karşıyadır.Tek başına bunca zorluğun üstesinden gelmesi oldukça zordur. O bakımdan inançlı insanlar yaptığı dualarla Allah’tan yardım isteme ihtiyacını duyar. Kişi böylece hem Dünyasını ve Ahret’ini kazanabilmek için, hem de görünür görünmez kaza ve belalardan, Musibetlerden korunabilmek için Allah’tan yardım ister. Aslında bu, biraz da insan ruhunun bir ihtiyacı, bir isteğidir. Çünkü dua, bir bakıma Ruhu rahatlatan, onu teskin eden bir ilaç mesabesindedir.

İnsanlar Dünya ve Ahret’te ki bunca yükün altından tek başına çıkamayacağını görür ve anlar. Bu sebeple de ruhuyla ve yapacağı dualarla Yüce Mevla’ya bağlanmaya doğru yönelir. Mevla ile bu manevi bağı da dua ile elde eder. Bu Bakımdan Peygamberimizin ifadesi ile “Dua, Müslüman için rahmet kapılarının açacağı ve aynı zamanda da kendisini koruyacak en büyük silahtır.” (Tirmizi) Bu bakımdan Allah (CC) de, Müminün Suresi 60. Ayetin de “kullarının kendisine dua etmesini ister” Bakara Suresi 186.Ayetinde de “Dua eden kuluna karşılık vereceği vaadinde bulunur.” Bu bakımdan diyebiliriz ki Dua, İsteklerimizi Allah’a iletmek ve O’nunla manevi bir ilişki kurmaktır.

 

DUA SADECE ALLAH’A YAPILMALIDIR.

Bu başlığı şunun için koyuyoruz. Bazı Müslüman kardeşlerimizin türbelere, yatırlara giderek yatan velilerden, yatırlardan dua ederek istek de bulundukları görülmektedir. Bunlar yanlıştır. Dua sadece Allah’a yapılmalıdır. Allah (CC) Rad suresi 14.Ayetinde, “El açıp yalvarmaya layık olan ancak O’dur. O’nun dışında el açıp dua ettikleri, onların istediklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye, suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. (Hâlbuki suyu ağzına götürmedikçe) su, onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası, kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.” Bu Ayette, dua edilecek tek yerin Allah olduğu, başka düşüncede olanların düşüncelerinin boş olduğu bildirilmektedir. Diğer bazı Ayet-i Kerimelerden de öğrendiğimize göre Allah, kendisine açılan eli geri çevirmeyeceğini dua eden kuluna cevap vereceğini bildiriyor. Ancak, kendisine inanılmasını, yolunda olunmasını, dua edilmesini istiyor. Bu Ayet-i Kerimeleri gördükten sonra artık bir Müslüman’ın tutacağı yol bellidir.

 

BİR MÜMİNİN DUA ŞEKLİ NASIL OLMALIDIR?

El açıp hulus-i kalple dua edenin duasını kabul edeceğini vaat eden Allah (CC), bir müminin nasıl dua etmesi gerektiğini de yine Kuran’da açıklamaktadır. Araf Suresinin 55 ve 56. Ayetlerinde, “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice,sessizce dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”(55) “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a, korkarak ve Rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.(56)

Allah-ü Teâlâ bu Ayeti Kerime’lerinde de, gösterişten uzak olarak dua edilmesini ve dualarda, Allah’tan korkarak,umarak ve gizlice ve sessizce dua edilmesi halinde de, Allah CC’nin rahmetine kavuşturulacağını bildirmektedir.

Ekseri İslam ulemasına göre, eğer ölüm yatağında olan kişi büyük günah işleyenlerden değilse, Allah (CC) o kişinin, affını sağlayacak ve dua etmesi için zihnini açık tutacaktır. Ama affolmayacak günahkarlardan birisi ise, ölürken gördüğü gerçekler karşısında yani son anda,ölüm anında dua ederek onlardan kurtulmak isterse tabi bunun kabul olması Yunus Suresi 90.Ayet ile Nisa Suresi 18. Ayetlerine göre mümkün değildir. Bu durumu Ayet-i Kerimelerden anlıyoruz.Yunus Suresi 90.Ayette Allah, geçersiz olan Firavunun duasından bahseder. “İsrail oğullarının denizin yarılarak denizden geçtiklerini gören Firavun, gerçeği gördüğü için, (İsrail oğullarının iman ettiğinden başka hiç bir ilah olmadığını şuanda anladım.Ben de Müslüman oluyorum.Af diliyorum)”(Yunus-90) diyen Firavunun denizde boğulma anında tövbe ettiğini ama böyle ölüm anında yapılacak bir tövbenin kabul olmayacağını bildirir. Yine Nisa Suresi 17. Ayetinde de, “Allah katında makbul olan tövbe,bilmeyerek günah işleyip de,çok geçmeden hatasını anlayarak tövbe edenlerin tövbesidir.”(Nisa-17)buyuran Allah (CC), makbul tövbenin vakitli olan tövbe olduğunu bildirmektedir. Nisa 18. Ayetinde de, “Yoksa Kabul olan tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da, ölüm anı gelip çattığı an (İşte ben şimdi tövbe ettim) diyenlerin tövbesi değildir.” buyurarak tövbenin mutlaka vakitli olanın kabul olacak dua olacağını tekrar tekrar bildirmektedir. Öyleyse Allah sadece Ölüm anında akla gelmeyecektir. Her an Allah zikredilmeye devam edilecektir. Tövbeler de ölüm gelip çattığı anda değil daha önceleri de yapılacaktır. Eğer kişi,büyük günahkarlardan değilse Zaten Allah onu affedecek ve kalbini, aklını, ölüm anında da açık tutacaktır. Böyle bir halde, Müslüman kişi hasta yatağında iken bildiği duaları okumalı ve bol bol Kelime-i Şehadet ve Kelime-i Tevhid getirmelidir.Müslüman kişinin son nefesini verirken kelime-i şehadet getirerek ölümü karşılarsa, hadisi şeriflere göre o kişi cennetliktir.

MİLLETLER KENDİ LİSANLARI İLE DUA EDEBİLİRLER Mİ?

Evet edebilir.Allah-ü Teâla, değişik değişik ülkelerde, değişik değişik lisanları kullanan insanlar yarat-

yaratmıştır. Bu insanların Allah’ı kendi lisanlarına göre anmaları, Allah’a Arapça dışında ki lisanları ile dua etmeleri doğru olur mu, diye bir düşünce elbette ki insanın aklına gelecektir. Allah (CC) bu konuda ne buyurmaktadır, onu görelim.

Hucurat suresinin 13. Ayetinde Allah Teâla, “Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için de, sizleri kavimlere ve kabilelere ayırdık.” buyurmakta ve farklı lisan ve ırklarda yaratanın da kendisi olduğunu bildirmektedir.

Yine Rum suresinin 22.ayetinde: “O’nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bilenler için bunda alınacak dersler vardır.” buyurarak, farklı lisan ve farklı ırklarda yaratanın da kendisi olduğunu yine tekraren duyurmaktadır. Durumu bir cümle ile özetlersek, farklı ırkları da, farklı lisanları da yaratan Allah Teâla’dır. Ve o ırk mensupları Allah’a kendi lisanları ile dua edebilirler. Ayet ve Hadisler buna amirdir.

Böyle olunca da, farklı ırk ve lisanları kullanan insanların Allah’ı kendi lisanlarında anmaları, Allah’a kendi lisanlarında dua ve ibadette bulunmaları sakıncalı olamaz, günah da olamaz. Her ülke elbette ki kendi lisanı ile Allah’ı anacaktır, kendi lisanı ile de duasını yapacaktır. O ırklar ve o ırkların mensupları için bu, çok tabi bir haktır. Çünkü o ırk ve lisanları da yaratan aynı Allah’tır.

 

DİĞER DİLLERİ VE MİLLETLERİ YARATAN DA ALLAH’TIR

Cenab-ı Allah, Kuran’da “İnsanları, farklı lisan ve farklı ırklarda yaratan da benim.” buyurduğuna ve yine: “Kullarım bana dua ettiği vakit, dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde onlar da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.” (Bakara-186) buyurduğuna göre ve böyle diyenin de Allah olduğuna göre, bu konuda hiçbir tereddüdün, diyecek hiçbir şeyin olmaması gerekir.

Yaratan O’dur, yarattıklarının dualarını da kabul edecek de O’dur. O bakımdan başka lisanlarla dua edenlerin, mesela Türkçe Allah’a dua edenin, duasının kabul olmaması diye bir şeyin düşünülmesi bile yanlış olur. Çünkü Allah, bana sadece Arapça dua edebilirsiniz demiyor. Veya buna benzer bir ifadede bulunmuyor.

Dinimizde, önemli olan niyettir. Niyetimiz iyi olduğu sürece ve samimi olarak hulûs-i kalple Allah’a dua edildiği takdirde, Allah (CC) o duayı inşallah kabul edecektir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi C. Allah, şu dilde, şu lisanla ibadet ederseniz ancak öyle kabul ederim diye bir şey söylememiştir. Dediğim gibi, yeter ki niyetler temiz olsun, yeter ki yapılan iş, Allah'a zikir ve dua olsun.

Yukarıda da zikredilen Ayet-i Kerime, bizleri bu düşünceye sevk etmektedir. Çünkü bu ayet-i Kerimede Allah, ”İnsanları farklı lisan ve farklı ırklarda yaratan da benim.” buyurduğuna göre yarattıklarının kendisine açılan eli geri çevirmeyeceği kesindir. Çünkü Allah, yarattıklarına karşı olamaz, kendisine uzanan elleri geri çevirmez. Dua edenin dileğine karşılık vereceği Ayet ile sabittir.(Bakara-186) Allah’ın bizlere olan sözü budur. Bu, bir Allah vadidir. Ama ezan, namaz, hac gibi, bütün Müslümanların aynı şekilde ortaklaşa bir şekilde yapmaları gereken görevleri aynı tarz ve aynı şekilde yapmaları gerekir.

 

ARAPÇA DIŞINDA HERHANGİ BİR LİSAN İLE EZAN OKUNUR, NAMAZ KILINABİLİNİR Mİ?

Her ülkenin, her ırkın kendi lisanı ile dua edebileceğini, Allah’a yalvarış ve yakarışta bulunabileceğini, Allah’tan dilediğini isteyebileceğini söyledik. Ancak, İslam âleminde, Ezan okumak, namaz kılmak, Hac Farzı ibadetini yerine getirmek, hatta Besmele çekmek gibi, ortak hareket etme karar ve prensiplerine varılan, kalıplaşmış ibadet şekilleri vardır. Bu ibadet şekillerinin ne olduğu, nasıl yapılacağı, Peygamberimizce, belirlenmiş ve hatta uygulaması da yapılmıştır.O ibadet şekillerinde sevgili peygamberimizin yaşayan hatıraları vardır.O bakımdan Peygamberimizin öyle uygun görmesi,bütün İslam âleminde de öyle uygulanması sebebi ile Ezan okunması, Namaz ve Hac ibadetinin yapılması, İslam’ın ortak lisanı olarak kabul edilir. O bakımdan da bu ü ibadet şeklinin Arapça ile yapılması uygun bulunur. Bu üç ibadet dışında bütün dualar,ibadetler hatta Kuran’ın okunması bile her milletin kendi lisanı ile olabileceği kanaati hakimdir.Ve bu kesindir.

 

EZANIN NAMAZIN VE HAC İBADETİNİN ARAPÇA YAPILMASININ FAYDASI VARDIR

Aslında yukarıda izah edildiği gibi, ibadetlerin her yerde böyle bir birlik durumunda olması güzel bir şeydir. Çünkü ben Malezya’ya da gitsem, İran’a da gitsem, Arabistan’a’ da gitsem Türkiye’de de olsam, doğrudan cami’ ye gider aynı şekilde, herkesle beraber, hiçbir yabancılık çekmeden, namazımı kılabilirim. Teraviye gidebilirim. Orucumu aynı şekilde tutabilirim. Hac görevimi herkes gibi aynı şekilde yapabilirim. Böyle bir durum, insan yaşamını da kolaylaştıran bir durumdur.O bakımdan bu üç ibadetin İslam’da ana lisan olarak kabul elden Arapça ile yapılması faydalı bulunur.

Ayrı lisanlarda ezan okunduğunu düşünün. İnsan tabi ki Minarelerden ilahi sesler duyacaktır.Ama eğer bu sesler bizim bildiğimiz Arapça ezan şekliyle değilse,onu duyan kişi ezan mı okunuyor yoksa sela mı veriliyor ya da başka bir duyuru mu yapılıyor bunu fark edemeyecektir. Belki de namaz vakti geldi diye Camiye gidecek ama görecektir ki okunan ezan değil, ölen bir kişi için verilen seladan ibarettir.

Yine işin bir başka boyutunu düşünelim. Yabancı birisinin namaz vakti camiye cemaatle namazını eda edebilmek için gidecektir. Ama imam efendinin Hintçe ya da ne bileyim Malezya diline göre namaz kıldırdığını düşünelim.Namazın neresinde camiye ulaştığını, ne zaman rükua varacağını, sureler alıştığı lisan üzerine olmadığı için Pek kestiremeyecektir.Onun için diyoruz ki, ortak ibadetlerden olan ve cemaatle yapılacak olan namaz hac gibi ibadetler, bütün İslam âleminde ortak lisan olarak kabul edilen Arapça Lisanı ile yapılmalıdır. Ezanı da yine Arapça okunma zaruriyeti içine katılmalıdır. Çünkü Yabancı ülkelerde olan bir Müslüman Minareden gelen ilahi sessin ezan mı, sela mı ya da bir duyuru mu olduğunu bilmelidir.Böyle olması Müslümanların yaşamlarına kolaylık getirecektir. O bakımdan Ezan, namaz, Hac gibi duyuru ve ibadetlerin Arapça okunması gerekir. Ama bunlar dışında Müslümanlar dua ve ibadetlerini kendi lisanları ile yapabilirler.

Günün ayeti:

“İyilik edin. Şüphesiz iyilik edenleri Allah sever.” (Bakara-195)

 

Günün hadisi:

“Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, Duası makbul, ameli de çok sevaptır.” (Buhari)

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@