11.02.2018, 07:05

Kurbanlar

Kurbanlar...
‘İnsan olmak için insan doğmuş olmak veya insanca yaşamış olmak
gereklidir’ diyeniniz oldukça fazladır.
Bir hayvandan insan olmasını beklemek ise ne kadar şaşrıtıcı ise insan
kılıfındakiler ile hayvan gördüğünüz ancak, insandan daha da merhametli
olanları görebilirsiniz şu garip dünyamızda.
‘Acaba hangisi insan özelliklerini taşıyor?’ Diyebilirsiniz.
İşte öyle dönemlerden geçiyoruz biz.
"O insan” yakıştırması kılık- kıyafet, mevki- makam, boy- post, para-güç
ile örülü iken, kimseye bu yakıştırmayı yapacak ortam kalmadı maalesef.

*

Sevmek...
Nefret etmek...
Kızmak...
Başarmak...
Başaramamak...
Öğrenmek...
Denemek...
Anlamak veya anlayamamak...
Bilmek, bilememek...
Yaşamak, yaşadığını zannetmek ve ölmek...
Bunlarla derlenmiş bir yaşam,bir düzen var karşımızda.
Ve hayatın daha ilk basamağından başlayarak tırmanılmaya çalışılan bir
duvar var.

*

İnsan olarak başlanan ‘duvarı tırmanma marotonu’ kimlileri için ‘çok
güzel’, kimileri için ‘aşağılayıcı’, kimileri için ‘başkalarını ezmek’ ve
‘onlardan beslenmekle’ ilerler.
Birileri, birilerinin başına basarak tırmanır.
Her şey bir zaman sonra aslına döner elbet.
Ancak, bu düzende beraber yaşamayı başaramıyorsak, sürekli çıkar
çatışmaları yaşıyorsak insanlığımızı, ‘duvarın neresindeyiz?’ Diyerek
sorgulama ve yapılandırma zamanıdır diyebiliriz.

*

Bu duvarı biz ördük.
Bu duvarı biz genişlettik ve halen de örmeye devam ediyoruz.
Bu maratonun kazananı her zaman bellidir. Ancak koşmaya umut adı
altında devam ediyoruz. Ve edeceğiz de.
Çünkü umut içeride yeşeren bir çiçektir.
Açabilir.
Kopartılabilir de.
Riskler her zaman yanıbaşımızdadırlar.
*

Kısacık ömrü bitmeyecek gibi yaşıyoruz ve umut ederek yaşıyoruz.
Bekliyoruz bir şeyleri.
Taşıyoruz şu küçük bedenimizde tüm variyetleri.
Doğduğumuz günden itibaren taşıyoruz.

Besliyoruz.
Kaybetmeyi, sevmeği, nefreti besliyoruz.
*
Karşılıklı çıkar amacı güdenler değil miyiz?
Biz doğuştan başlayarak beklentileri öğrenmiyor muyuz?
Hep bir kurban olma veya etme yok mu?
Ülkemizde de hep kurban olarak sürülenler yok mu?
Dolu.
Kullanılanlar dolu.
Yanılıyor olabilir miyim?

*
İnsan olmak, fark etmekle başlar.
Bu farkındalıkta bulduğun ise, kendin olma yolunda yavaş yavaş
yürümektir. Ve adım adım devam eder gider yürümen.
Kurban olmak tam bu aşamalarda gerçekleşir.
Bu adım adım yürümelerde kendin oluyorsan şayet kurban da olman
kaçınılmazdır. ‘Dürüst’isen yakalarlar seni.
‘İnsan’ isen kanadını kırarlar.
*

Şimdi hatırlarsınız ki, ülkeyi soyup soyup uyutanlarda insan, tecavüz ve
şiddet gösterenlelerde insan.
Soyulanlar kurban, tecavüz edilenler kurban.
Beşikte ki bebeğe kadar işgence eden de insan, bebek de kurban.
Kurbanlar özlemektedir.
İnsanlığı özlemektedir.
Geride bıraktıklarını özlemektedirler.
Kaybettiklerini.

*
Acı ile de beslenebiliyor bazı kişiler.
Kurbanların acılarıyla hiç tükenmez bir kaynaktan besleniyorlar hem de .
Acılarla içleri kanayanlardan besleniyorlar.
Çaresiz kalanlardan.
Yitip gidenlerden besleniyorlar.
Oysa biz içimizde ki gücün farkına vrdığımızda yeşerebiliriz,
yenilmeyebiliriz. Bir senfoni gibi çalabiliriz.
Hayatı dinleyebiliriz.

*

İşkence edenler var.
İnsanlıktan çıkanlar var.
Güdülerle yaşayanlar var.
Canlı bir varlık olmanın ötesine geçemeyenler var.
Ancak geçenlerde var.
Ve cana can katabilenlerde var.
Sanırım biz düşünmeyi öğrenemedik.
Düşünebilmeyi öğrenemedik.
*

Büyük bir devletin bir ülkeye yaptıklarını özgürlük diye seyredenler ne
düşünüyor?

Özgürlük veriklerini mi?
Zamanında ırakta, başka ülkelerde yapılanları görenler ne düşünüyor?
Yardım mı?
Bugün yanıbaşımızda ki parçalanan ülke için neler düşünülüyor?
İşleyişi mi?
Evet sistem mükemmel işliyor.
Fakat bazı insan olmayanlar da ne yazık ki hızla çoğalıyor.

*
Bunun adına ne isterseniz diyebilirsiniz.
Kılıf size ait.
Erdem...
Soylu davranış...
Güzel düşünce...
Kurtarma...
En iyisini bilme, yardım...
Bunların hepsi kılıftır.
Ardında güç vardır. Ardında silah vardır. Ardında kurbanlar vardır.
Hep olmuştur, hep olacaktır.
Sanırım olmaya da devam edeceklerdir.
Biz insanlık, kendi yaşam koşullarını sağlayabilmek için tarihin her
döneminde ya kurban olmuşuzdur, ya da kurban yapan.

*

Bu dunyadaki yegane sınavdır insan olmak.
Keşke kurban ve kurbanlık olmak yerine bunun farkında olabilseydik. İşte
gerçek mutluluk bu olurdu.
İki kere ikinin dört ettiği kadar net bir gerçek var içimizde.

*

Birhan Keskin'in "yol"undan şu dörtlük anlatır bize kurban insanı.
"Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
Susmam bundan, konuşmam bundan.
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
İnsan olmuştum ilk o zaman."
*

Ne kadar yol alırsanız alın aslında hâlâ av ve avcılık oyunu oynuyoruz.
Aslında bir santim bile ilerleyememişiz.
Aslında ilerlediğinizi zannedip dipsiz kuyulardamışız.
Çok yolumuz var...
Çok...
İnsan kendisinden utanır mı?
Utanmalı...
Artık utanmalı...

Dip not;
Korkutucu gerçekler…

8 ile 18 yaş arası gençlerimizin yüzde 16’sı sigara, yüzde 11’i alkol ve
yüzde 2,9’u uyuşturucu kullanıyor. Uyuşturucu maddelerin başında gelen
ve en tehlikelisi olan eroin kullanımı ise son 3 yılda iki katına çıktı.
Ve çok acı ama dünya da 184 milyon kişi uyuşturucu bağımlısı ve kurbanı.
Ve ülkemizde her yıl 200 bin kişi sigaraya bağlı hastalıktan ölmekte.
Dünya da ise her 13 saniyede bir kişi sigara sebebiyle yaşamını yitirmekte.
Ülkemizde ise sigaraya bağlı hastalıkların tedavisi için 8,5 milyar dolar
üzerinde harcamada bulunuluyor.
Büyük rakam.
Bu sayılar sadece görünen yüz. Bunlar kurban. Bu listeyi daha çok
uzatabilirim.

En büyük bağımlılık sigarayı bırakınca önlem alın...
Büyük bir irade gösterip sigarayı bırakanlar sağlıklarındaki iyileşmeyi
görürler, mutlu olurlar, ancak sigarayı bıraktıktan sonra iştahlarının
açılarak, kilo almalarından yakınırlar. Haklılar. Çünkü araştırmalara göre
en sık karşılaşılan problemlerden biridir kilo alımı. Nedeni ise, sigaranın
içindeki 5 bin zararlı maddeden biri olan nikotin biyokimyasal etki ile
iştahı baskıladığından bırakıldığında baskılama biter. Sigaraya psikolojik
bağımlılığı olanlarda bırakımın ardından aşırı yeme isteği ile yüksek
kalorili besinlere eğilim oluşur, tat ve koku duygusu geri geldiği için
yemekler keyif verir. Bu nedenle, sigarayı bıraktıysanız veya
bırakacaksanız şu önlemleri mutlaka alın...
Önce yemekleri çok iyi çiğneyin.
Gün içinde mutlaka 10 su bardağı su için.
Her gün en az yarım saat tempolu yürüyün.
Size sigayarı hatırlatan yiyecekler ve içeceklerden (örneğin, çay ve kahve
gibi) vazgeçin.
Aşırı tatlı isteğiniz olduğunda çikolata, pasta yerine meyve tüketin.
Posalı yiyecekleri, tam tahıllı ve kepekli ürünleri, kurubaklagilleri tercih
edin. Kefir, yoğurt gibi bağırsak dostu probiyotik bakteri içeren besin
tüketimini arttırın. Böylece sigarayı bırakan kişilerde en sık rastlanan
kabızlığa çare bulmuş olursunuz.
Sigara içenlerde kalsiyum, demir ve D vitamini eksikliği daha fazla
görüldüğü için güneşe çıkın,süt ürünlerini arttırın ve omega-3 takviyesi
alın.
Kuruyemişleri abartmadan tuzsuz olarak tüketin.
Ve son olarak, C vitamini sigaranın bıraktığı hasarı gidermede önemli rol
oynadığı için bu vitamini içeren besinleri tüketerek toksinlerden
kurtulun...
Mutlu kalın...
Fıkra;
İki Türk Fransa'da dağlarda geyik avlamak için deniz uçağıyla bir göle
inerler.
- Pilot: ‘Beyler bir hafta sonra sizi alacağım, ancak peşin peşin söyleyeyim,
adam başı bir geyik hakkınız var. Uçak kaldırmaz’ demiş.
Bir hafta gelen pilot bir bakar ki bizimkilerin yanında, adam başı iki geyik.
-Pilot: ‘Adam başı tek geyik demiştik. Bu uçak, bu ağırlığı taşımaz.’ 
-Bizimkiler: Taşır taşır. 

-Pilot: Taşımaz. Burası Avrupa Birliği, her şeyin bir kuralı var. Dört geyikle
bu uçak havalanmaz.’ 
-Bizimkiler: Havalanır havalanır. 
-Pilot: Olmaz! 
-Bizimkiler: olur olur, geçen yılki pilot havalandı ama... 
-Pilot: Havalandı mı? Dört geyikle mi?
-Bizimkiler: Evet. Dört geyikle havalandı! 
-Pilot: ‘Madem o yaptı, ben de yaparım. Hadi binin’der, basar gaza
süratlenir.Kızaklar sudan kesilir,kesilir ama yükselemez aniden ormana
burun üstü çakılır. Ormanda, yarı baygın, paramparça olmuş uçağın
yanında, bizim avcılar kendine gelir, biri kafayı kaldırır gözlerini açarak
sorar: 
- Len Ahmet, neredeyiz biz? 
Bizimki şöyle bir etrafa bakar... 
- Hemen hemen,geçen yıl düştüğümüz yerin 200 metre kadar gerisinde!
Günün sözü;
Mutluyken görmezden geldiğin şeyler mutsuzken canını yakar. Çünkü
insan hatalarını mutluyken değil, hep mutsuzken anlar.
Anton Çehov

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@