17.09.2021, 07:00

Kusurlu kusursuzlar

“Mükemmellik, insanın nihai yanılsamasıdır. Bu sadece evrende yoktur… Mükemmeliyetçiyseniz, ne yaparsanız yapın kaybeden olacağınız garantidir.” -David D Burns

Sadece Tanrı mükemmeldir. Dünyada yaşayan fani bir canlı iseniz asla mükemmel olamazsınız!

Bu yüzyılda, tüm kapitalist sistemlerin bize dayattığı. “Her şeyimizin mükemmel olması gerektiği” düşüncesi bizi insanlıktan çıkartıp, fabrikasyon, janjanlı markalı bir pakete dönüştürdü.

Mükemmel olmaya çalışmak suçtur, bence. Önce, var oluşunuzu yadsımaya çalıştığınız için, sonra yanınızdakileri huzursuz ve rahatsız ettiğiniz için suçtur. Maneviyatınızı mükemmel kılmaya çalışın, ama bu arada da kendinize samimi olun. Sahte iç huzuru, insanlara karşı sizi canavara dönüştürebilir sonra… Kızgınlığınızı, öfkenizi, kırgınlığınızı biriktirmeyin…

Gelelim maddiyata. Evin, araban, kıyafetlerin, yaşam tarzını mükemmelleştirebilirsin. Çok çalışırsın, her şeyin kusursuz olur. Ama ya zaman? Kaçırdıkların? Akıp giden yaşam boyunca gözlerin eskisi kadar keskin görecek mi güzellikleri, bakınca?

Kimse mükemmel değildir. Tarihte hayran olduğumuz kahramanlar, devrimciler, bilim adamları, sanatçılar…

Belki onların bu kadar kusursuz düşünceleri ya da yaratıcılıkları kusurlu olmalarının bir ürünüdür ne dersiniz?

Örnek vereyim:

Paha biçilmez eserlerin sahibi Vincent Van Gogh, şizofreni, frengi ve porfirin teşhisleri konmuş, kulağını kesip sevdiği kadına hediye edecek kadar deli biriydi. Yaptığı resimler iştahını kabartıyor olacak ki Vincent Van Gogh doğrudan tüpten boya yerdi. Belki de boyaların parlaklığından çok resimlerinin değerli olduğunu bildiğinden boyaları sinirinden yerdi. Bir gün şöyle söylemiş çünkü:

“Resimlerimin satmaması konusunda bir şey yapamam. Gene de bir gün gelecek, insanlar onların boya parasından fazlasına değdiğini anlayacak.”

İngiliz dili ve edebiyatına önemli katkılar sağlayan William Shakespeare ise gençliğinde geyik ve tavşan çalan bir çocukken, büyüdüğünde vergi borçları yüzünden başının dertten kurtulmadığı biri olduğu söyleniyor. Yoksullara tek kuruş yardım etmeyen ünlü sanatçı, dardaki insanlara da tefecilik yaparak geçimini sağlıyormuş! Bir de ayran gönüllü olan sanatçının, pek çok gayrimeşru çocuğu olduğunu ve oyunların da bundan ilham aldığını çeşitli kaynaklarda belirtiliyor. William Shakespeare kafayı pek de mükemmelliğe takmamış olacak ki, şöyle söylemiş:

“Hayat ağı, iyi ile kötünün dolaşık ipliği ile dokunuri”

İtalyan Rönesans döneminin ünlü ressam, heykeltraş, mimar ve şairi; Michelangelo fevri yapıda, takıntılı sevgileri ani öfke nöbetleri olan bir adammış. Ayrıca öyle bir itici vücut kokusu varmış ki asistanları onunla çalışmaya dayanamazlarmış. Söylenenlere kulak asmamış ve şöyle demiş:

“Eğer insanlar ustalığımı kazanmak için ne kadar çok çalıştığımı bilselerdi, hiç de böyle harika görünmezdi.”

Edgar Allan Poe, hayatı yolunda gitmeyen bir alkolikmiş. Sınıf arkadaşlarından biri onun hakkında şöyle yazmış. “Ağır içkiye olan tutkusu en az oyun kağıtlarına olan tutkusu kadar belirgin ve tuhaftır. Ağzını şapırdatmadan ve bir kez olsun yutkunmadan bir kadeh içkiyi tek yudumda mideye indirir.”

Amerikalı ünlü şair yazar Sylvia Plath, bir IQ testinde 166 gibi dahi bir seviyede olmasına rağmen depresif, yalnız ve abartılı duygulara sahip bir insanmış. Öyle ki müstakbel kocası Ted Hughes ile tanıştığında heyecandan adamı yanağından ısırarak kanatmış! Onun için aşk buydu demek! Onca psikolojik soruna rağmen dert etmemiş şiirleriyle Pulitzer Ödülü’nü kazanan ilk şair olmuş.

“Yaratıcılığın en büyük düşmanı kendinden şüphe etmektir” demiş kendinden emin bir şekilde Sylvia Plath.

Bu yüzyıldan böyle dehalar çıkmıyor artık. Nedeni özümüzü bırakıp, kendimizden utanıp mükemmel olmaya çalışmamızdır belki de…

Yorumlar (3)