E. Helil İnay Kınay'ın 25 Mart 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bu hafta içerisinde; 21 Mart Dünya Ormancılık Günü, 22 Mart Dünya Su Günü, 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü’nü “KUTLADIK”.

Doğal dengenin bozulması, ormansızlaşmanın önüne geçilmesi amacı ile Avrupa Tarım Konfederasyonu’nun önerisi ile 1971 yılında Roma’da toplanan Uluslararası Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından, 21 Mart DÜNYA ORMANCILIK GÜNÜ olarak ilan edildi.

1993 yılında, Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada su kaynaklarındaki kısıtlılığa dikkati çekmek, su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanılması konusundaki çalışmaları duyurmak ve desteklemek amacıyla 22 Mart DÜNYA SU GÜNÜ olarak ilan edildi.

Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), 23 Mart 1950'de imzalanan kuruluş sözleşmesinin yürürlüğe girmesi, farkındalığın artması amacıyla, 23 MART DÜNYA METEOROLOJİ GÜNÜ olarak ilan edildi.

Bu hafta yaşam kaynağımız olan suyun ormanlarımızın, yaşamın; önemi, değeri, korunması gerektiği üzerine sözler, etkinlikler, toplantılar yapıldı. Farkındalık yaratma, sahip çıkma amacı ile belirlenen günler “KUTLANDI”. Kutlama günü geçtiğinde ise yaşadığımız gerçekler ile baş başa kaldık. 30 yıldan eski geçmişi olan farkındalık çabalarında sınıfta kaldığımızı yok edilen ormanlarımız, kaybolan, kirletilen su varlıklarımız, yok olan suyumuz, göllerimiz, sulak alanlarımız ile ilgili yaşadığımız gerçekler ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) raporuna göre her yıl yaklaşık 4,7 milyon hektar orman alanı tahrip ediliyor. 1990 yılından bugüne kadar ise 178 milyon hektarlık ormanlık alan yok oldu. Ülkemizdeki orman varlığı ile ilgili veriler de ne yazık ki iyi değil. Ülkelerin yüzölçümüne göre orman varlığı ile ilgili veriler Dünya ölçeğinde %13,9, Avrupa ülkelerinde %25,9 iken, ülkemizde bu oran %8,7. Her geçen gün orman varlığımızı kaybediyoruz.

Orman Kanunu 1956-2002 yılları arasında 15, son 19 yılda da 28 defa  olmak üzere toplam 43 kez değiştirildi. Ormanlık alanlarda verilen izinler ile amaç dışı kullanıma açılan alan 748.000 hektardan fazla. Bu miktar ülkemizde orman yangınları ile kaybettiğimiz orman alanlarımızdan yaklaşık 3 kat daha fazla.

Ormanlarımızı Koruyor Muyuz?

Ormanlarımız içme ve kullanma suyu havzalarımız için de çok önemli bir kaynak görevi görüyor. Ormanlarımızı kaybettiğimiz, amaç  dışı kullanıma yönelik izinler ile tahrip edilirken, su varlıklarımız da benzer tehditler ile karşı karşıya.

Ülkemizde yüzey sularımızın yaklaşık %70’i ile yeraltı sularımızın %40 ı kirletilmiş durumda. Su havzalarımız kentleşme, sanayi, tarım, madencilik, enerji sektörlerinin yarattığı kirlilik ile boğuşmaya devam ediyor.

Ülkemizdeki 25 su havzasında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar ve raporlamalar su kalitesindeki olumsuzlukları ve acil eylem planları yapılması konusunda zorunlulukları ortaya koyuyor.

Yapılan araştırmalar; iklim değişikliği ve sıcaklık artışından Güney Doğu ve İç Anadolu gibi kurak ve yarı kurak bölgelerle, yeterli suya sahip olmayan Ege ve Akdeniz bölgelerinin daha çok etkileneceğini ortaya koyuyor. İklim değişikliğine bağlı olarak tarımsal üretimdeki azalma ve verimin düşmesi nedeni ile gıda sorunu ile birlikte özellikle kırsal bölgelerde yaşanacak sosyo ekonomik sorunlar da kuraklığın etkisi olarak karşımıza çıkıyor.

Kentimizde Gediz, K. Menderes, Kuzey Ege, Gördes Havzaları’nı değerlendirdiğimizde kalite ve miktar olarak  bulunduğu durum; su kaynaklarımızın karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin yönetilemediği ve acil planlama ve yönetim süreçleri gerçekleştirilemezse geri dönüşü mümkün olmayan noktalara ilerlediğinin de bir göstergesi.

Bölgemizde Bergama altın madeninin yarattığı, yaratacağı çevresel risklerle ilgili hukuki ve toplumsal mücadele devam ederken; Efemçukuru altın madeninin İzmir`in su kaynağı olan Çamlı Baraj Havzası’nda, Çukuralan altın madeninin Balıkesir`in su kaynağı olan Madra Barajı Havzası’nda, Gördes nikel madeninin İzmir ve Manisa`nın su kaynağı olan Gördes Havzası'nda, Çaldağ‘da işletilmesi planlanan nikel madeninin Gediz Havzası'nda, Kışladağ altın madeninin Uşak`ta yarattığı çevresel riskler ve bu projelere verilen ÇED olumlu kararları ile ilgili  hukuki mücadele ile birlikte diğer taraftan işletmelerin yarattığı olumsuz etkiler de devam ediyor.

Tüm bu süreçlerde verimli tarım arazileri, su havzaları, ormanlarımız, korunması gereken doğal alanlarımızda işletilen, işletilmesi planlanan çevresel riski son derece yüksek olan bu tesisler ile karşı karşıya bırakılıyor.

Ülkemizde yürütülen politika ve yasal mevzuat değişiklikleri ile; doğal varlıklarımızın, tarım alanları, orman alanları, meralar, sulak alanlar, su havzaları ve diğer korunması gereken alanlarda yapılaşma ve rant baskısı nedeni ile koruma amaçlı yürütüldüğü ifade edilen düzenlemeler tam tersi sonuçlar yaratıyor.

Yeterli ve temiz suya ulaşamama sadece içme ve kullanma suyu için değil, gıda, tarım hayvancılık, gibi sektörler ile temel yaşam kalitemizi etkilerken, sanayi kullanımı da değerlendirildiğine en temel ihtiyacımızı karşılayamayacak duruma gelmeden acil önlemlerin alınması gerektiği yıllardır ortada. İklim değişikliği, kuraklık, yağış düzensizlikleri yıllardır dile getirdiğimiz ve koruma ve planlamaya yönelik yönetim politikalarının önemini vurguladığımız bir süreç. Ancak bilinen gerçekler ve zorunluluklara rağmen gerekli çalışmalar yapılmıyor. Yönetim politikalarının kamu ve doğa yararı doğrultusunda koruma, kullanma, planlama dengesinde yürümesi gerekiyor. Oysa alınan kararlar ve uygulamalar tam tersi bir süreci gösteriyor ve geri dönüşü olmayan noktaya gidiyoruz.

30 yıldan fazla yürütülen farkındalık çalışmaları ile sonuç alamadığımız tahribat ve kirliliğin sonuçlarını ağır yaşarken, bugün 25 Mart İklim Grevi ile dünyada ve ülkemizde yaşamı savunmak için mücadele çağrıları yapılıyor.

Söylenen, söylenecek çok söz var. Bizler KUTLAMIYORUZ. Ekolojik yıkımla mücadele ediyoruz. Çağrımız aynı;

Çevre mücadelesi bir yaşam mücadelesi, emek mücadelesi, hak mücadelesi, toplumsal mücadele... Kamudan, doğadan, bilimden, yaşamdan yana mücadeleyi büyütmek gerekiyor.

Yaşanılabilir bir dünya ve yaşam için birlikte, korkmadan, vazgeçmeden, yılmadan omuz omuza mücadeleye devam ediyoruz...